<!-- @page { margin: 2cm } P { margin-bottom: 0.21cm } -->
Kapitalist sistem büyük bir yıkım ve çöküş içinde. Kapitalizmin çözülüp dağılması kendi çöküş dinamiklerinin hızla işlemesi sunucu sıçramalı bir durum aldı.
Yaşanan büyük dünya ekonomik krizi, kapitalizmin çöküş temposunu iyice hızlandırdı ve derinleştirdi.
Ekonomik krizler, kapitalizmin temelinde varolan emek-sermaye çelişkisinden kaynaklanıyor ve bu çelişkinin dışa vurmasıdır. Bu nedenle ekonomik krizler kapitalizmde zorunlu olarak oluşurlar. Ekonomik krizler kapitalizmin tepe noktasıdır. Kapitalist üretim her kez bu tepe noktasına ulaşmak zorundandır.
Ekonomik krizin ilk sonucu işçilerin kitlesel olarak işten atılması, işsiz kalmasıdır. Ekonomik krizlerin sonuçları esas olarak işçileri vurmaktadır. Her ekonomik krizde çalışanların bir kısmı daha işsiz kalırken, kalanları ise sefalete itilmektedir.
Hiçbir emekçi yarınından emin değil. Bu konuda tam bir belirsizlik egemen. Hiçbir işçi bir gün sonra çalışıp çalışmayacağını bilmiyor. Tüm çalışanlar her an işsiz kalabilir.
Bir emekçi için işten kovulmak, yaşamdan kovulmak her şeyden dıştalanmak demektir. Onu işten atmak demek, elindeki bütün yaşam araçlarını almak demektir. Onu, açlığa, acılara ve ölüme mahkum etmek demektir.
Emekçiler ve sömürülenler için yaşam her gün biraz daha katlanılmaz hale geliyor. Sürekli artan zamlar, artan hayat pahalılığı ve emek sömürüsünün yoğunlaşması sonucu, emekçilerin yaşam koşulları iyice kötüleşiyor. Aldığı ücret ne olursa olsun, her emekçi için yarın dünden daha kötü olacaktır.
Ezilen ve sömürülen kitlelerin yaşam koşulları, sermayenin artan politik baskıları, iğrençleşen saldırıları sonucu daha da kötüleşmektedir. Faşist devletin emekçi halkların üzerinde uyguladığı vahşet ve dehşet kitlelerin durumunu iyice ağırlaştırmaktadır.
İşçilerin ve emekçilerin, uzun mücadeleler ve bedeller ödeyerek bütün ekonomik ve toplumsal kazanımları ve sınıf mevzileri bir bir ellerinden zorla alınıyor. "Mezarda emeklilik yasası"ndan sonra, şimdi sıra kıdem tazminatlarının gasbedilmesine geldi. Saldırılar yalnızca bunlarla sınırlı değil, emekçilerin elde ettiği ne varsa, hepsi tehlike altında. İşçilerin, emekçilerin bu toplumda hiçbir dayanağı yoktur.
Bu saldırılar, sermayenin dünya çapında emekçi sınıfa karşı sürdürdüğü genel saldırıların bir parçasıdır.
Bu nedenle emekçi sınıfla kapitalistler arasındaki sınıf savaşı çok daha şiddetli, uzun ve çetin geçecektir.
Toplumun bir kutbunda çalışan sınıf, emekçiler, kendilerine sefalet biriktirirken, diğer kutupta ise çalışmayan asalak sınıf kapitalistler, durmadan zenginlik biriktirmektedir. Emekçi sınıfın ürettiği kendi öz toplumsal ürünleri, kapitalistlerin elinde toplanmakta, kapitalist nitelikleriyle, emekçiye durmadan yabancılaşmakta ve onu ezen bir güç durumuna gelmektedir. Kapitalizm bu sonuçları daha ağır bir biçimde yeniden üretmektedir.
Hiç bir emekçi bu koşullar altında artık yaşayamaz hale gelmiştir. Hiç bir emekçi bu duruma daha fazla katlanamaz ve katlanamayacaktır.
Bu yüzden emekçi kitleler yıllardan beri mücadele veriyorlar. Sınıf savaşımı her gün yeni emekçi yığınlarını kendine çekerek durmadan büyüyor, yaygınlaşıyor ve yoğunlaşıyor. İç savaş gün gün şiddetleniyor. Devrimci durum biraz daha olgunlaşıyor. Süreç devrimcidir, olaylar devrimci yönde gelişiyor.
Ezilen, ulusal baskı altında tutulan, yıllardır şoven, ırkçı saldırılara uğrayan Kürt halkı, ulusal-sınıfsal kurtuluşu için ağır sonuçları olan ama devrimci gelişmelere yol açan çetin bir savaş yürütüyor.
Bu koşullarda burjuvazi gerçek anlamda ne egemendir, ne de toplumu yönetebiliyor. O, halk kitlelerine karşı savaşıyor.
Bütün üretim ve geçim araçlarını elinde tutan burjuvazi, ekonomik gücüne dayanarak, politik gücü de elinde toplamıştır. Onlar ellerinde olan politik güce, faşist devlet gücüne dayanarak, kendi egemenliklerine karşı savaşan emekçi kitleleri ve devrimci hareketi baskı altında tutmaya çalışıyorlar. Sömürücü sınıf, iktidarlarını, emekçi kitleleri baskı altında tutarak ayakta tutmaya çalışıyor.
Fakat emekçi kitlelere ve halklara karşı başvurulan şiddet, zor, umutsuz bir girişimden başka birşey değildir. Burjuvazinin halklara karşı kullandığı şiddet, zor, tarihin gelişimine karşı kullandığı için, devrimci bir sınıfa karşı olduğu için, en sonunda ona başvuran sınıfın yıkımını getirir. Emekçilerin devrimci hareketine karşı kullanılan zor, şiddet, burjuva toplumun çözülüp dağılmasını hızlandırmaktan başka bir sonuca yolaçmaz.
Tekelci burjuvazinin ve onun faşist devletinin emekçilere ve ezilen halklara karşı başvurduğu çıplak zor karşıtına, ezilen ve sömürülenlerin devrimci zoruna yol açıyor. Halk kitleleri hiçbir şekilde baskılara ve saldırılara boyun eğmiyor ve her tarafta devlet güçleriyle çatışma halindedir.
Emekçi halklar hiçbir şekilde bu noktada durmayacak, kesinlikle daha ileriye gidecektir.
Ücretli emekçilerin üretim ve geçim araçlarına, sermayeye bağımlılığı, emekçilerin köleliklerinin ve yoksulluğunun temelidir. Bu kapitalist temel yıkılmadığı sürece, emekçilerin istemelerini ve özlemlerini binlerce kez ortaya koyması, bunların çözüleceği anlamına gelmez.
Emekçi halkların en temel sorunları, devrimci sınıf savaşı olmadan, devrim gerçekleşmeden, emeğin iktidarı kurulmadan çözüme kavuşamaz.
Ezilen ve sömürülen kitlelerin yaşamsal sorunlarının sömürü düzeninde çözüleceğini söyleyenler, emekçileri aldatıyor. Onların, bunu ileriye süren sermaye sözcülerinden farkları yoktur.
Emekçi halk kitleleri için devrim yoluyla iktidarı ele geçirmek bir ölüm-kalım sorunudur. En temel sorunların çözülmesi, en temel yaşamsal istemlerin karşılanması, insanca yaşam koşullarına kavuşturulması iktidar sonunun çözümüne, devrimin zafer ulaşmasında bağlıdır.
Emekçi kitlelerinin istemlerinin yerine getirilmesi ve özgür koşullara kavuşması, toplumun devrimci dönüşümünü gerektirmektedir. Bu devrim tarihin en ileri giden, en geniş ve köklü devrimidir. Özgür ve insani koşullar ancak böylesine boyutlu bir devrimle gerçek olur.
Devrim bir zorunluluktur ve kaçınılmazdır.
Bu devrim kapitalizmin çelişkilerinden ve sınıf çatışmalarından doğmuştur; kapitalizmin evrimi tarafından gündeme getirilmiştir. Gelişmenin nesnel bir zorunluluğudur.
Bu devrim emekçi ve sömürülen kitlelerin öfkelerinden, ve özlemlerinden doğmuştur. Faşizme ve sermayeye karşı on yıllardır süren devrimci mücadeleden doğmuştur.
Tekelci sermayenin egemenliğini devirecek, faşist devleti yıkacak, paramparça edecek olan devrim, giderek kapitalizmin temellerine yönelecektir.
Emekçi kitleleri sosyalizme götürecek olan bu devrim, Demokratik Halk Devrimi ve Demokratik Halk İktidarıdır. Devrimin ilk eseri ve iktidar organı Geçici Devrim Hükümetidir.
Devrim ezilen ve sömürülen kitleleri birleştirecek ve tam demokrasiyi, özgür bir ortamı, Halk Demokrasisini gerçekleştirecektir.
Türkiye ve Kürdistan'da devrimin gerçek koşulları oluşmuş ve yeterince olgunlaşmıştır. Bu devrim koşulları tarih tarafından oluşturuldu. Fakat devrimi gerçekleştirecek olan devrimci kitlelerdir. Halkların devrimci eylemi olmadan, işçi sınıfının öcülüğü ve devrimci savaşı olmadan devrim zafere ulaşamaz.
Bizde devrim bilinmez bir geleceğin sorunu değil, bu günün sorunudur. Devrim günceldir. Devrimi güncel olarak, pratik olarak örgütlemek yerine, onu geleceğe ertelemek oportünizmdir, devrime sırt çevirmektir.
Hiç bir şekilde şekilde günlük sorunlar ve günlük başarılar devrimin önüne geçirilemez.
Her ekonomik ve demokratik sorun devrime bağlanmalı, tekelci egemenliği alt-üst etme mücadelesinde birleştirilmelidir.
Devrimci program yaşama geçirmek içindir.
Burjuvazi saldırılarını ne kadar artırırsa artırsın, kitlelerin mücadelesini ne kadar bastırırsa bastırsın, sonunda zafer emekçi kitlelerin olacaktır.
BÜTÜN İKTİDAR EMEĞİN OLACAK
KÜRT ULUSUNA KENDİ KADARİNİ TAYİN HAKKI
ZİNDANLAR YIKILSIN, TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK
C. Dağlı



