Proletarya eğer eski hatalarla hesaplaşmaz ve onları kesin olarak mahkum etmezse, sonraki kuşak aynı hatalara tekrar düşebilir; onları devam ettirebilir. Bugün halk sınıfları içinde yeniden gündeme getirilen bazı sloganlar, buna bir örnektir. Anti-faşist mücadele çağrısı olarak her tarafta yükseltilen, “Faşizme Geçit Yok” sloganının durumu böyledir. Eski hatalı yaklaşım yineleniyor. O halde onun gerçek içeriğini ve somut koşulları açıklamak gerekiyor.
“Faşizme Geçit Yok” sloganı, Türkiye’de ilk defa 70’lerin ortalarında TKP tarafından ortaya atıldı. Daha sonra da faşizm üzerine değerlendirmeleri aynı olan TİP ve TSİP tarafından benimsendi. Sloganı asıl yaygınlaştıran ise, onların etkisindeki DİSK oldu. Bu sloganın ilham kaynağı ise 1936 İspanyası’ydı. Madrid kapılarında yükselen anti-faşist savaş çığlığı “No Passaran” dan esinlenmişti. Yine aynı anlayışın egemen olduğu o dönemin Fransa’daki “Halk Cephesi” taktikleri temel alınıyordu. Böylece farklı somut koşullarda geliştirilen komünist parti taktikleri, Türkiye’nin koşullarına kopya edildi.
“No Passaran”, 36 İspanyası’nda, Madrid kapılarında, faşist güçleri durdurmaya çalışan halk güçlerinin yaratıcı coşkusunun eseridir. “Halk Cephesi”ndeki burjuva temsilciler, faşist güçlerin Madrid üzerine yürümesi üzerine “Halk Cephesi”nden ve Madrid’den kaçmaya başladıkları bir anda; Madrid savunmasının komünistlere ve diğer halk güçlerine kaldığı bir sırada, göğü fethe çıkan devrimci savaşçıların, anti-faşist barikatların savaş çığlığı olarak yükseldi, “No Passaran”. Doğru ve yerinde bir slogandı. Çünkü “Halk Cephesi” iktidarını ele geçirmeyi, onu yıkmayı hedefleyen Franco’nun faşist güçlerini durdurmayı, onları yenmeyi amaçlıyordu. Ancak, faşizmin iktidara gelmediği, ama gelmeyi hedeflediği koşullarda; faşizmin egemen olmasını (devlete tırmanmasını, yerleşmesini) engellemek, ona karşı barikat olmak için ortaya atılan ve kitleleri direnişe çağıran bir slogandır “No Passaran”. Yine, 1930’lar Fransası’nda, faşizmin iktidara tırmanmasını önlemek için, Fransız Komünist Partisi ve farklı görüşteki sendikalar, güçlerini sokakta, eylemde birleştirdi. Komünist Parti’nin başarılı taktiği sayesinde, faşizmin tırmanması durdurulmuş ve bozguna uğratılmıştı. FKP başarının anahtarını bulmuştu. Fakat Almanya’da, İtalya’da faşizmin iktidara gelmesi engellenememişti.
Almanya ve İtalya’da faşizm, “aşağıdan-yukarıya” tırmanmıştır. Çünkü o sıralardaki devlet, halen “burjuva demokrasisi” geleneklerinden izler taşıyordu. İşçi sınıfının yasal alanda belli kazanımları vardı. Devlet o haliyle, tekellerin yeni hedeflerine uygun değildi. Devlet-tekel bütünleşmesinin önünde engeller vardı. Bu durumda, devlet aşağıdan geliştirilen faşist bir hareket temelinde ele geçirilmeli ve yeni bir biçim verilmeliydi. “Aşağıdan-yukarıya” tırmanan faşizmle devlet ele geçirildi ve yeni bir faşist biçim verildi.
“Faşizme Geçit Yok” anlayışı, işte bu koşullarda; henüz iktidara egemen olamamış, ama bu yolda “tırmanan” faşizmin yolunu kesmek, barikat olmak, onu bozguna uğratmak için geliştirilmiştir. Ve ancak bu koşullarda doğru bir slogandır.
Fakat örneğin, Doğu Avrupa’da faşizmin durumu daha farklıdır. Doğu Avrupa’da devletlerin yapısı faşizmin uygulanmasına uygundu. Bu temelde, faşizm orada “yukarıdan-aşağıya” devlet eliyle uygulandı. Bu koşullarda “Faşizme Geçit Yok” sloganı, Doğu Avrupa’nın somutuna uygun olmazdı. Sloganlar somut koşulları kavramalı ve kitlelere doğru hedefler göstermelidir.
70’li yıllarda, Türkiye’de “Faşizme Geçit Yok” diyenler, bunu, bilerek söylüyordu. Çünkü, iktidarda olan faşizmden (faşist devletten) değil, tırmanan (henüz devlete egemen olmayan) bir faşizmden söz ediyorlardı. Dolayısıyla 12 Mart 1971’de gerçekleştirilen darbeyi, “faşist” olarak görmüyorlardı. Onlara göre, 12 Mart’ta olan, sadece bir “askeri darbe” idi. O sırada devleti “faşist” olarak görmemelerinin temel nedeni, bazı devlet kurumlarının “müttefik” olabileceği düşüncesiydi. Böylece tıpkı Fransa’da olduğu gibi tırmanan faşizme karşı “demokrasi yanlısı” bir takım burjuva güçlerle ittifak yapmanın düşünü kuruyorlardı. Zaten bir süre sonra bu yönde “cephe” çağrıları da yapıldı.
O dönem, “tırmanan faşizm” den söz edenler, faşizmi ve “faşizm tehlikesi”ni MHP ile sınırlı görüyorlardı. Oysaki bu faşist parti, yalnızca faşist devletin sivil vurucu gücüydü. Devlet 12 Mart 1971’de faşistleştirilmişti. Bu nedenle sivil-faşistlerin devlete “tırmanmasına” gerek yoktu. Bir zamanların Batı Avrupa’sı gibi faşizmin “aşağıdan yukarıya” tırmanmasına gerek yoktu. Faşizm 12 Mart 1971’de devlet eliyle “yukarıdan-aşağıya” uygulanmıştı. Devlete egemen olmuş faşizme (devletin faşistleştirilmesi) karşı mücadele sloganı, “Faşizme Geçit Yok” olamazdı. Doğru slogan; o koşullarda da “Kahrolsun Faşizm”di. Ya da bu anlama gelecek sloganlardı. Faşist darbe döneminde ise, “Kahrolsun Askeri Faşist diktatörlük”tü. Bugüne kadar da anti-faşist, anti-kapitalist mücadele, komünistlerin belirlediği bu doğru hedef ve sloganlarla yürütüldü. Kitleler de doğru olan bu sloganları benimsedi.
70’lerin hedef şaşırtan sloganları, şimdi yeniden öne çıkartılmaya çalışılıyor. Hem de, 12 Eylül’ü yaşamış olan bir yerde. Bu sefer, aynı şeyi yapanların bir kısmı, konuya yüzeysel yaklaştıkları için böyle hareket ediyor. Fakat niyetleri ne olursa olsun, kesinlikle kitlelerin hedefinin şaşırtılmasına yol açıyorlar. Anti-faşist ve anti-kapitalist mücadeleyi zaafa uğratacak bu hatadan bir an evvel vazgeçilmelidir. Faşizm üzerine hiçbir ciddi araştırma yapmadan; faşizmin hangi ülkede nasıl geldiği (faşizmin geliş biçimi) doğru-dürüst araştırılmadan ve Türkiye’de faşizm somut olarak kavranmadan varılacak sonuçlar, devrim mücadelesine, halkların özgürlük mücadelesine zarar verir.
Devlet 12 Mart 1971’de ideolojik olarak faşistleştirildi. Faşizm devlet eliyle uygulandı. Çünkü devletin yapısı faşizmi uygulamaya uygundu. 12 Eylül 1980’de de faşizm, devlette kurumlaştırıldı. Devletin bu yapısı, bugün halen korunuyor. Bu anlamda faşizmin tırmanmasından ve bu tırmanışın durdurulmasından değil; iktidardaki faşizmden ve onun yıkılmasından söz edilebilir.
Faşizmi, maddi temeli olan tekelci kapitalizmden ayrı ele almak da kesinlikle yanlıştır. Bu, aynı zamanda, bizi, ekonomi ve politikanın ilişkisi gerçeğinden uzaklaştırır. Faşizme ve sermayeye karşı mücadele bir bütündür. Faşizmi ve faşizm tehlikesini bir daha geri gelmemek üzere ortadan kaldırmak için, faşizm, maddi temeliyle birlikte yıkılmalıdır. Maddi temelleri varoldukça, faşizm ve faşizm tehlikesi de devam edecektir. Faşizmin maddi temelleriyle birlikte yıkılması, dün olduğu gibi bugün de, bir devrim sorunudur.
C.DAĞLI
Yeni Evrede Mücadele Birliği
11 – 25 Mayıs 2005
Sayı: 41 2. yazı



