Sunday, Feb 05th

Güncelleme:06:42:26 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Makaleler C. Dağlı İŞÇİ EYLEMLERİNİN DERSLERİ

İŞÇİ EYLEMLERİNİN DERSLERİ

 

Emperyalizmin ve işbirlikçi tekelci sermayenin istediği “özelleştirmeler”e gitmek ve diğer ekonomik kararları almak, bu yönde yasaları çıkarmak ve tüm bu kararların uygulanmaya geçilmesinin kaçınılmaz olarak yolaçtığı halk ayaklanmalarını bastırmak, Türkiye'deki her hümümetin temel görevi olmuştur.

Bir hükümetin uluslararası sermayeden ve emperyalist devletlerden “geçerli not” alabilmesi, tüm bu görevleri yerine getirebilecek bir konumda olmasına bağlıdır. Bağımlı kapitalist ülkelerin hükümetleri, ülkelerinin ekonomik olanaklarını uluslararası tekellere sonuna kadar açmak ve ekonomiyi emperyalist devletlerin her seferinde değişen istemlerine uygun duruma getirmekle yükümlüdür. Bunu yapmayan hükümetlerin başına neler geldiği bilinmeyen bir durum değildir. Bir hükümetin emperyalizmin işbirlikçisi olması yeterli değildir; emperyalist tekellerin yeni yönelimi ve kararlarına da uymak zorundadır. Bağımlı ülkelerle emperyalist ülkeler arasındaki ilişkilerde belirleyici taraf, elbette emperyalist ülkelerdir.

Bu ülkelerde hükümeti kuran partiler, “muhalefet”teyken, kitlelere verdikleri sözlerden, tüm vaatlerden vazgeçmek vazgeçmek zorundalar. Kapitalistlerin sık sık yinelediği gibi, muhalefet olmak başka, hükümet olmak ya da başka bir ifadeyle iktidar olmak başka. İktidar olmak demek, topluma egemen olan güçlerin istekleri doğrultusunda hareket etmek demektir. Zaten kapitalist hükümetler, sermayenin isteklerini yasalaştıran ve uygulamaya sokan bir icra komitesinden başka birşey değildir. Bu durumda olan bir burjuva parti, bir süre sonra kendisini destekleyen kitlelerin desteğini yitirmeye başlar. Bırakın geniş kitlelerin isteklerini sınırlı da olsa karşılamayı, kendi yandaşlarının olanaklarını bile kısıtlar. Çünkü burjuva niteliği gereği, tüm ekonomik olanakları egemen kapitalist güçlere sunar. Bu durum taraftarları arasında bir şaşkınlık, hayal kırıklığı yaratır. Hayal kırıklığına uğrayanlar arasında, bu partiler tarafından aldatılan bazı işçi grupları da var.

Bu işçi gruplarının hayal kırıklığı ya “özelleştirmeler” sırasında, ya da özel sektör tarafından işten atıldıklarında, yerini büyük bir kızgınlık ve öfkeye bırakıyor. Böylece her burjuva partisi, her renk ve çeşitte burjuva akım hükümete geliyor ve sırayla hepsi de kısa süre sonra yıpranıyor. Gerçekte tekelci egemenlik koşullarında tüm burjuva partilerinin aralarındaki fark tamamen biçimseldir. Hiçbir burjuva partisi tekelci sermayeden ayrı davranamaz. Hepsi, işçi sınıfı karşısında, işçi sınıfı partisi karşısında düzen partisidir. Her biri diğerini yıkıma uğratarak, tümü kendini tüketmiş olur ve sıra işçi sınıfına ve işçi sınıfının devrimci partisine gelir.

Türkiye ve Kürdistan'da son yirmi yılda işçi sınıfı eylemleri özellikle kitlesel işten çıkarmalar karşısında yoğunlaştı. İşten çıkarmalar iki biçimde gerçekleşiyor: Birincisi tüm iş kollarında, özel sektör ve kamu sektörünün tüm alanlarında; ikincisi, devlet işletmelerinin, devlet bankalarının “özelleştirilmesi” sırasında. İşten çıkarmalar son dönemde arttı, ancak her zaman vardı ve bu, sermaye birikiminin bir eğilimidir. Son yıllarda boyutlanan işten çıkarmalar, bu eğilimin nerelere vardığını gösteriyor. “Özelleştirmeler” özellikle son yirmi yılda arttı. Ve tüm kapitalist ülkelerde aynı dönemde başladı. Bunda iki temel eğilim rol oynadı. İlki, kolektif kapitalist mülkiyet olan devlet mülkiyetinin, kapitalist gruplarının ellerine, özel kişilerin mülkiyetine geçme eğilimi; diğeri de, sosyalist sistemin dağılması, sosyalist ülkelerin kapitalist sistem üzerinde yarattığı baskının kalkması ve son olarak da, içerde işçi sınıfının şiddetli bir burjuva saldırısına uğraması. Dışta sosyalist sistemin, içerde de işçi hareketinin baskısı kalktığına göre, kapitalistler beklenen sonuçlarını alacaklardı. İlk büyük sonuç: Dünya çapında kitlesel işten çıkarmalar ve uzun iç savaşlarla kazanılan sosyal kazanımların gasbedilmesi oldu.

Kapitalistler emekçi kitlelere karşı dünya genelinde topyekun bir saldırı içinde, ve bu saldırılar uzun süredir devam ediyor. Saldırılar tek tek kapitalist ülkelerde de aynı şiddetle sürüyor. Yapılan saldırılarla işçi kitlelerinin hem ekonomik-sınıfsal mevzileri ağır bir baskı altına alındı, hem de politik olarak gerici burjuva terör altında tutuldu. İşçi sınıfının ve genelde de halk kitlelerinin baskı altında tutulması , zayıflatılması ve geriletilmesinde tüm kapitalistlerin ortak çıkarı olduğu için her ülkede hedefe ulaşmak için ortak bir sınıfsal ittifak kurdular. Burjuvazinin dünya genelindeki saldırıları, burjuva iç savaş biçimini alırken, savaşın diğer tarafı olan proletaryanın sınıf mücadelesinin de proleter iç savaş, küresel iç savaş biçimini alması kaçınılmazdı.

Özelleştirmeler” sırasında işçilerle kapitalistler ve burjuva devlet arasındaki çatışmalar son derece şiddetli oldu. Şiddetli olmak zorunda. Çünkü “özelleştirme” ABD'nin, AB'nin dolayısıyla IMF ve Dünya Bankası'nın genel politikasına dayanıyor. İşçilerin eylemleri ne denli şiddetli ve uzun sürerse sürsün, uluslararası tekeller ve işbirlikçi tekelci sermaye bu konuda amacına kesenkes varmak istiyor. Tekellerin genel saldırıları karşısında işçiler ve halk kitleleri de dünya genelinde ortak eylemlere gittiler. Bu süreçte hem tek tek ülkelerde, hem de dünya genelinde kitle ayaklanmaları birbirini izledi. Karşıtların dünya genelindeki bu karşılaşması, aradaki savaşı daha şiddetlendirdi.

Türkiye'de sınıf çatışmaları sadece “özelleştirmeler” sırasında meydana gelmedi. Sınıf çatışmaları işçilerin kitlesel olarak işten atıldığı tüm işkollarında ve işyerlerinde görüldü. Bu çatışmalar sırasında hem işçi sınıfı kendi içinde kenetlendi, hem de halk kitleleriyle işçiler mücadele içinde birbiriyle kaynaştı. Eylemlerin bir kısmı uzun sürdü, ancak geniş bir halk desteğiyle sonuç alınabildi. “Özelleştirmeler”in yapıldığı yerlerde aynı sonuç alınamadı. Sümerbank'ta, SEKA'da, Tekel'de, Şişe-Cam'da, devlet bankalarında, kimya fabrikalarında, çok uzun süren eylemler, fabrika işgalleri, sokak gösterileri, Ankara'da çatışmalı gösteriler ve devlet güçleriyle günlerce süren çatışmalara rağmen, bu alanlarda bir sonuç alınamadı. “Özelleştirmeler” bir bir yapıldı ve emekçiler kitlesel olarak işten atıldı. Uzun mücadeleler sonucu elde edilen ekonomik-sosyal kazanımlar ortadan kaldırıldı. Sınıf mevzileri bir bir yıkıldı. İşçi sınıfının koşulları tamamen kötüleşti.

Özelleştirmeler” sürecinde günlerce süren son derece şiddetli geçen çatışmalara ve geniş kitle dayanışmasına dayanmasına karşın işçilerin sonuç alamayışı, bu saldırıların uluslararası tekellere dayanması ve emperyalist devletlerin stratejik bir saldırısı olarak gelişmesinden ileri geliyor. Emperyalist güçler ve işbirlikçi tekeller sonuca varmak için varolan koşullardan sonuna kadar yararlandılar ve tüm güçlerini harekete geçirdiler. Buna karşılık işçi ve halklar cephesinin koyduğu eylemler ve mücadele düzeyi, kendi lehine sonuç alınmasına yetmedi.

Süreç sona ermiş değil. “Özelleştirmeler” devam ediyor. İşçilerin sınıf eğitimi ve mücadelenin geleceği açısından değerlendirilecek önemli gelişmeler yaşandı. Eylemler sırasında, işçi sınıfının başka yerlerde değerlendireceği iyi örnekler ortaya çıktı. Başka yerlerde bu ileri mücadele örneklerine ihtiyaç var. Eylemler sırasında sınıfın mücadele birliğinin sağlanması, yani sınıf bilinçli işçilerle sınıf bilinci almamış işçiler arasında sermayeye karşı sınıfın ortak hareketinin, eyleme dayalı birliğinin gerçekleşmesi; sürecin işçiler açısından en büyük kazanımıdır. Yine işçi sınıfıyla, geniş halk kitlelerinin işçi sınıfının eylemleri etrafında birliğinin sağlanması da kitlelerin mücadelesinin geleceği açısından önemli bir gelişmedir. Bu alandaki mücadele başarıya ulaşmadı, ama mücadele sırasında ortaya çıkan proleter mücadele örnekleri ve dersleri her şeyden daha önemli.

Yapılan işçi eylemlerinde şu genel sonuçlar çıkarılabilir:

1- Hiçbir işçi kendisini işsizliğe ve daha derin bir sefalete mahkum eden bir saldırı karşısında suskun kalamaz, eylemden kaçamaz. Sınıf mevzilerini ve ekonomik kazanımlarını yoketmeye yönelik sermaye saldırısı karşısında yapacağı şey eylemdir, yalnızca şiddetli eylem. Eylemci işçilerin tavrı yeterince saldırgan olmadığı için eleştirilebilir.

2- Ortaya konan eylemler sonuç almak için yeterli olmamıştır. Sonuç alıcı eylemlere başvurmak zorunlu olmuştur. Latin Amerika halk ayaklanmaları ve son “açlık ayaklanmaları” bu konuda kesinlikle göz önünde tutulmalı.

3- İşçi sınıfı kendisini hiçbir şekilde güncel eylemlerle ve güncel istemlerle sınırlamamalıdır. Kapitalist toplum sosyalist topluma dönüştürülmediği sürece, işçi sınıfı ve tüm halk kitleleri aynı kitlesel sefaleti daha yıkıcı bir şekilde yaşayacaktır. İşçi sınıfının temel hedefi, tüm günlük mücadelelerde gözetilmelidir.

4- İşçi sınıfı politik olarak örgütlenmişse, devrimci sınıf partilerinin öncülüğünde hareket ediyorsa, aktif devrimci politik mücadele veriyorsa, kapitalistlerle olan sınıf savaşını kazanabilir.

5- Kapitalistlerin saldırıları dünya çapında yürütülüyor ve sınıfsal ittifaklarına dayanıyor. İşçi sınıfı da dünya düzeyinde ortak hareket eder ve devrimci temelde proletarya enternasyonalizmini öne çıkarırsa etkin olur ve devrimci hedeflerine ulaşabilir.

6- Sınıf savaşımı şiddetli ve yoğun bir aşamaya girmiştir. Sınıf savaşımı devrimci yönde gelişim gösteriyor. İşçiler eylemlerde devrimci yöntemlere başvurmak zorunda kaldılar; devrimci yöntemler bundan sonra daha da öne çıkacaktır.

C. DAĞLI