Tuesday, Feb 07th

Güncelleme:08:34:12 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Makaleler C. Dağlı MARKSİST-LENİNİST HAREKETİN ÖNE GEÇMESİ

MARKSİST-LENİNİST HAREKETİN ÖNE GEÇMESİ

Marksizm dışı sosyalizm akımlarının ve marksizmden sapma akımların görüşleri, nesnel bir temele dayanmadığından, tarihsel gelişme tarafından mahkûm edilmiştir. Marksizmin devrimci görüşleri ise tarihin gelişimiyle birlikte öne çıkmıştır.

Bazı olaylar tarih içinde trajik bir biçimde sonuçlansalar da, ikinci kez tekrarlanırlar. Ama bu kez traji-komik olarak. Paris Komünü rudoncu ve bakuninci görüşleri bir kenara attı. Küçük burjuva sosyalizmi, tarihin gelişimi tarafından geçersiz kılındı. Fakat bu durum küçük burjuva görüşlerin ve anarşist düşüncelerin, ileride tekrar devrimci işçi sınıfı hareketinin karşısına çıkmasını engellemedi. Bir küçük burjuva akımı olan menşevizm, Ekim Sosyalist Devrimi'ne giden süreçte ve devrim tarafından mahkûm edildi ancak, bu akım, bir yüzyıl boyunca çeşitli yerlerde ve çeşitli görünümler altında proleter hareketin karşısına yine çıkmıştır. Menşevizm tekrar ortaya çıktığı her yerde traji-komik bir duruma düşmüştür.

Marksist hareketin dışında yaşama şansı bulamayan küçük burjuva ideolojik akımlar, zaman içinde marksist hareketin içine girerek orada tutunmaya çalışmıştır. Marksizmden büyük ölçüde etkilenen bu küçük burjuva hareketler, beraberlerinde sosyalist proletarya saflarına kendi görüşlerini taşımışlardır. Burada devrimci marksizmle küçük burjuva sosyalizmi arasında büyük mücadeleler yaşanmıştır. Bu mücadelede küçük burjuva akımlar gerilerken devrimci marksizm ise güçlenerek çıkmıştır.

Tarihin gelişmesi, kapitalizmin ilerlemesi, kaçınılmaz olarak, bu toplumun iki ana sınıfının, proletarya ile kapitalistler sınıfından birinin belirleyici olduğu bir çatışma aşamasına varır. Proletaryanın devrimci konumundan hareket etmeyen bir politik hareket, kaçınılmaz olarak burjuvazinin yörüngesine girer. Yalnızca proletaryanın sınıf savaşımından kaynaklanan tarihsel devinimine dayanan bir hareket tarihin ileri aşamalarına varır.

Proletarya ile burjuvazinin karşı karşıya gelmeleri ve büyük bir savaşa tutuşmaları kapitalizmin kendi gelişimi tarafından hazırlanmıştır. İki sınıf arasındaki bu kapışma tarihi gelişmenin motorudur. Ve bu savaşımın varacağı yer bir toplumsal devrimdir. Kapitalizmin yasalarını hesap etmeyen, bu yasaların varacağı zorunlu momentleri dışlayan bir teori, bizzat tarihin kendi çelişmeli, çatışmalı, patlamalı, sıçramalı gelişimi tarafından mahkûm edilmiştir. Tıpkı bizde, Türkiye ve Kürdistan'da 40 yılı aşkın bir süredir yaşandığı gibi. Proletaryanın bağımsız güç olarak tarih sahnesine çıktığı dönemden bu yana ortaya çıkan bütün toplumsal devrimlerin deneyimleri tarafından doğrulanan bu gerçeklik, bu topraklarda bir kere daha doğrulanmıştır. Burada da, tarihin gelişimi, sınıf savaşımının devrimci biçimler alması, her türlü reformist ve oportünist teoriyi mahkum ettiği içindir ki, proleter devrimci hareket, her seferinde baskın gelmiş ve öne çıkmıştır.

Sosyal-reformist ve oportünist hareketler tüm bu tarihi gelişme boyunca sürekli var oldular. Bu eğilimi kendisinde somutlaştıran eski hareket dağılıp gitti, yerini başkaları aldı. Burjuvaziyle uzlaşma eğilimi işçi hareketinde bir küçük burjuva eğilimi olarak hep var olageldi. Bu eğilimi temsil edenler, sınıf mücadelesinin her önemli dönemecinde, yine sınıf mücadelesinin kendi gelişimi tarafından etkisizleştirildi. Bu gelişme sonucu marksist-leninist hareket tarihin dönüştürücüsü biricik devrimci hareket olarak öne çıkmıştır. Öyle ki, her uzlaşmacı küçük burjuva hareket, devrimci kitlelerin gözünde bir yer edinmek için kendini devrimci mücadele geleneğiyle çeşitli biçimlerde ilişkilendirmek zorunda kalmıştır.

Proletarya ile burjuvazi arasındaki sınıf savaşımının, gelişmenin belli bir aşamasında kesin bir hesaplaşma noktasına gelip dayanması, Türkiye ve Kürdistan'da sınıf mücadelesinin bir gerçeği olarak uzun bir süredir ortaya çıkmıştır. Böylesine bir süreçte ancak devrimci bir hareket etkin olabilir. Eski reformist hareketler, sınıf mücadelesinin yoğunluğuna ve devrimci biçimler almasına ayak uyduramadıkları için, belli bir süre sonra dağılıp gittiler. Onların yerine geçenler ise uzun yılları kapsayan bu son derece sert ve çok çetin mücadelede yorgun düşerek devrimci mücadelenin dışına düştüler. Küçük burjuva hareketler tarihin kendi gelişimi tarafından mahkûm edildikleri için proletaryanın devrimci hareketi bu kadar öne çıkabilmiştir. Uzlaşmacı, ılımlı sol hareketler sınıf mücadelesinin çok şiddetli geçtiği bir süreçte devrimci komünist hareketler karşısında tutunamazlar. Sosyal-reformist ve oportünist grupların ısrarlı bir şekilde “toplumsal barış” istemini öne sürmelerinin temel nedeni kendilerinden öncekilerin akıbetine uğramamaktır. Fakat tarihi süreç onların düşündükleri gibi ilerlemiyor. Genel durum, yani kapitalist dünyanın genel durumu, sınıf savaşımının çok daha yoğunlaşacağını ortaya koyuyor. Dünyadaki nesnel koşullar, enternasyonal sınıf savaşımının vardığı aşama, proleter devrimci mücadeleyi öne çıkarıyor, marksist-leninist hareketleri güçlendiriyor.

Sermaye düzeni barışçıl olarak ortadan kalkmayacaktır. Kitlelerin, sermayenin boyunduruğundan kurtulması için son derece yoğun-devrimci bir dönemden, bir dizi şiddetli ayaklanmalar döneminden, sert çatışmalardan geçmesi gerekiyor. Yeni toplumun, eski toplumun bağrından doğuşu, bir dizi zor yöntemi olmadan, sancılı bir süreç yaşanmadan gerçekleşmiyor. Sermayenin kitleler üzerinde, sürekli artan baskısı, açık saldırıları, burjuva devlet makinesinin devamlı yetkinleştirilmesi, eski toplumun yeni topluma dönüşümünün ne denli zorlu olacağını gösteriyor. İşte bu yalın gerçek “barışçıl geçiş” düşleri gören bütün reformist ve oportünist akımların neden her yerde iflas ettiğini ve iflas etmekte olduğunu ve aynı zamanda devrimci marksist hareketin, devrimci proletaryanın devrimde nasıl öncü konuma geldiğini tanıtlıyor.

Komün'den, Ekim'den bu yana dünya devrimci proletaryası, teorik bakımdan olsun, politik bakımdan olsun büyük bir deneyim sahibi oldu. Devrimci deneyimin bilgisi, yeni devrimci deneyimler süzgecinden geçerek ve yeni deneyimlerin bilgisiyle donanarak gelecek kuşaklara taşınıyor. Bütün bu deneyimlerin bilgisine sahip olan ve tarihin gelişimini doğru olarak gözlemleyebilenler önlerine çıkan sorunların nasıl çözümleneceğinin ve nasıl çözümlenmeyeceğinin bilinciyle hareket ediyorlar. Tarihin dersleri, halk kitlelerinin en hayati sorunlarının ancak devrimle çözüleceğini de ortaya koyuyor. Ezilen ve sömürülen kitleler, reformcu istemlerle kapitalizmin çerçevesini kıramayacaklarını ve kapitalizmin egemenliğinden kurtulamayacaklarını yirminci yüzyılın bütün sınıf mücadeleleri deneyiminden çok iyi biliyorlar.

Geçen yüzyılın toplumsal devrimleri, gerçekleştiği her yerde uzlaşmacı küçük burjuva hareketlere büyük bir darbe vurdu ve mahkûm etti. Bu yüzden bu akımlar sınıflar savaşının her yeni aşamasına daha bir zayıflayarak girmişlerdir. Başarıya ulaşan bütün toplumsal devrimler proletaryanın devrimci partisinin öncülüğünde gerçekleşmiştir. Yirminci yüzyıldaki bütün sınıf mücadelelerinin bu gerçeği Türkiye ve Kürdistan'da yıllardır süren sınıf mücadelesi tarafından doğrulanmıştır. Bu topraklarda da proletaryanın, geniş emekçi kitlelerin devrimci mücadelesi proletaryanın devrimci sınıf partisi tarafından sonucuna götürülecektir.

C.DAĞLI