İşçiler, Emekçiler!
Tekel işçileri yola çıktıklarında onları takip eden iki ses vardı. Biri onların kazanmasını, istediklerini almalarını, işçi ve emekçilerin mücadelelerinin önünü açmalarını istiyordu. Diğeri ise bu kalkışmayı bastırmayı ya da en azından “en az kayıpla” atlatmayı diliyordu.
Bugün de onları aynı iki ses izliyor. Bir tarafta işçiler, emekçiler ve onların dostları diğer tarafta burjuvazi ve onun yandaşları.
TEKEL işçileri mücadelelerinde hep işçi ve emekçileri yanlarında burjuvaziyi ve onun çıkarlarını koruyanları karşılarında gördüler.
Çadırkent'i Ankara’nın göbeğine kurduklarında işçiler ve emekçiler de burjuva medya da onları yakından izliyordu. Burjuvazi biraz soluklanmak ve olası gelişmelere ket vurabilmek için fırsat gözlüyordu. Oysa işçiler “genel grev” istiyordu. Üstelik bir günlük “uyarı” grevi değil hak alıncaya kadar grev! Bu çağrı ile burjuvaziye meydan okudular. Bundan sonra sendika tarihsel görevini üstlenip, sistemin sübap kapaklarını açtı. Eylemi ülkenin her tarafına yaymayı, 1 Nisan’da Ankara’ya bütün güçleri yığmayı ve 26 Mayıs’ta tüm ülke genelinde grevi örgütlemeyi vaat ediyorlardı. Çadırlar yıkıldı. Sistem biraz olsun nefes aldı. Ülkenin her yanına yaydıkları eylem eskisi kadar ses vermedi.
Bugün 1 Nisan. Bırakın genel olarak tüm sendikaları Türk-İş bile Ankara’ya bütün güçlerini yığmayı değil, eylemi kazasız belasız nasıl atlatırızın derdinde. En ufak bir eyleme bile onlarca otobüs kaldıranlar şimdi gidişi sınırlamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Eylemin hafta içine denk getirilmiş olması zaten kitleyi ciddi anlamda engelliyor. Bu eylemin örgütlen(me)mesi 26 Mayıs hakkında fikir veriyor.
TEKEL işçileri bütün bunları gayet açık bir şekilde görüyorlar. Sendikalarından ayrı davrandıklarında bölüneceklerini, sendikalarının onları bir arada tuttuğunu düşünüyorlar. Evet. Sendikalar işçi ve emekçilerin en kitlesel örgütlenme alanları, işçi sınıfının okullarıdır. Ancak işçi ve emekçiler sendikaları komiteler yoluyla yönlendirebilirlerse... Ülkelerimizde gerek işçi gerekse emekçi sendikalarının kitlelerinin gerisine düşmeleri tesadüf değildir.
TEKEL işçileri tüm işçi ve emekçiler için önemli bir örnektir. Eğer onlar tüm illerde, tüm işletmelerde komitelerini kurup, karar mekanizmalarını işletebilirlerse hem kendi mücadelelerini hem de devrim mücadelesini bugüne kadar olduğu gibi ileriye taşıyacaklardır. Yoksa mücadele, daha önce de pek çok kez tanık olduğumuz gibi burjuvazinin örgütlü güçleri ve sendikalar tarafından zamana yayılarak sönümlenmeye terk edilecektir. Çadırkent komitesi kurulduğunda sendika yönetiminin nasıl telaşlandığını bir düşünün. Onların en büyük korkusu iktidarı, dolayısıyla burjuvaziyle pazarlık gücünü ve uzlaşma çizgilerini kaybetmektir. Çadırkent sadece küçük bir örnekti ve onların aklını başından almaya yetti. Oysa her demokratik toplulukta olduğu gibi sendikalarda da komitelerin, konseylerin ya da komisyonların kurulması kadar doğal bir şey var mıydı?
TEKEL işçileri bugüne kadar gösterdikleri kararlılıklarıyla sadece ülkelerimizde değil aynı zamanda dünya devrim tarihinde yerlerini aldılar. Pek çok örnekte olduğu gibi onlar da sonuç ne olursa olsun şimdiden kazandılar. TEKEL işçileri 4C’ye karşı çıkarken aslında dev bir saldırının karşısında duruyorlar. İşçi ve emekçilerin gayet iyi algıladıkları gibi bu saldırı sadece TEKEL işçilerini hedef almıyor. Burjuvazinin saldırısı topyekün. Tekel bu saldırının ilk mevzisi oldu. Bu nedenle bu süreç tüm işçi ve emekçiler tarafından hayranlıkla olduğu kadar kaygıyla izleniyor. Bugüne dek her yerde aynı ses yükseldi. “Dayanışma eylemine gitmiyoruz. Bu bizim de mücadelemiz. Biz mücadele birliğini örmeye gidiyoruz.” Ülkelerimizin her yerindeki eylemlerde ve çadırkentte olduğu kadar bugün Ankara’ya gelenlerin de bakışı budur.
Bugün TEKEL işçilerinin olduğu kadar tüm işçi ve emekçilerin yapmaları gereken işyerlerinden başlayarak komitelerin mücadele, dayanışma, ayaklanma ve iktidar organları olduklarını bir an bile akıllarından çıkarmadan harekete geçirmektir. İşçi ve emekçiler bir avuç burjuvanın ya da bir avuç sendika bürokratının tepeden inme pazarlık ve emrivakilerinin kurbanı olmak istemiyorlarsa işyeri komiteleri, iş kolu, ilçe, il ve ülke konseylerini hayata geçirmek zorundadırlar. Demokratik merkeziyetçilik mi istiyoruz. O zaman komitelerimizle sendikalara unuttuklarını hatırlatalım.
Zafer Savaşan Emekçinin Olacak!
Yaşasın Halkların ve İşçilerin Mücadele Birliği!
İktidar Dışında Her Şey Hiçbir Şeydir!
DEK
(Devrimci Emekçi Komiteleri)



