Ankara'da DÖB'lü öğrenciler 13 Haziran Pazar günü, 15-16 Haziran İşçi Ayaklanması'nı bir panelle değerlendirdi. Panel saat 13.00'de başladı. İlk olarak 15-16 Haziran olayları ile ilgili bir sinevizyon gösterimi yapıldı. Ardından Mersin'den DÖB'lü bir öğrenci 15-16 Haziran Ayaklanması'nı hazırlayan süreci bizlere aktardı ve şunlara değindi:
“15-16 Haziran ayaklanması bu topraklardaki işçi sınıfının en önemli eylemlerinden biridir. 15-16 Haziran; içeriği, etki gücü, sistemle açık bir çatışmayı ifade etmesi ile kapitalizme karşı bir ayaklanmadır. Genel olarak direniş vurgusu yapılsa da bu vurgu yetersiz ve eksik bir izahtır...
1950'li yıllar sınıf çelişkilerinin sertleşmesini gösteren bir moment oldu. Devlet işçi sınıfını her ne kadar kontrolü altında tutmaya, bölmeye çalışsa da, sınıf bağımsız bir rotada hareket edip güçlenmeye çalıştı. Eylem eylem, direniş direniş birikti.. Ta ki 1960 yılına kadar...
1960 darbesiyle süreç açıldı. 1960 darbesinin önemli sonuçlarından biri, Türkiye tarihinde ilk kez işçilere grev ve toplu sözleşme hakkı veren bir anayasası olmasıdır. Ama bu haklar yasal bir düzenlemeye sokulmamıştı. İşçi sınıfı en temel haklarını almak için tepkilerini göstermeye başladı...”
Bu anlatıyı o yılların işçi eylemliliklerine değinerek zenginleştiren DÖB'lü öğrenci şöyle devam etti:
“Bu gelişmeler DİSK'in kurulma zeminlerini yarattı. DİSK 1967 yılında kuruldu. Aynı dönemde öğrenci gençlik ve köylü hareketinde önemli gelişmeler yaşanıyordu. DİSK ağırlıklı olarak özel sektörde örgütlendi, hızla kök saldı ve gelişti. Sınıf ataklar yapmaya devam ediyor, öznel ve nesnel şekillenişi doğrultusunda önemli, çarpıcı ve sarsıcı adımlar atıyordu...
İşte bu her fabrikada, her işyerinde yaşanan birikimler ve deneyimler birleşerek 15-16 Haziran İşçi Ayaklanması'nın zeminlerini ördü. Her grev, her direniş, her fabrika işgal eylemi ve öz yönetim pratikleri 15-16 Haziran'a giden yolu açtı. İşçi sınıfı birikti, birikti, birikti... Bir diyalektik kural olarak muazzam bir patlamaya dönüştü. 15-16 Haziran sınıfın kolektif ayağa kalkışı ve 150 yıllık sabırlı birikimin patlamasıydı. Yeraltı yangını volkana dönüştü...”
Bu anlatının ardından Ankara'dan DÖB'lü bir öğrenci 15-16 Haziran sürecini yaşayan İlyas Bayrak'ın anılarını aktardı ve şunlara değindi:
“1970'te DİSK'e karşı saldırıya geçen devletin karşısında yüzbinlerce işçi yürüdü.16 Haziran sabahı İstanbul ve çevresindeki tüm caddelerden nehirler gibi işçiler akıyordu. Nehirler denize, işçiler Taksim'e kavuşacaktı. Kocaeli, Gebze, Kartal, Levent, Şişli, Bakırköy, Topkapı, Gaziosmanpaşa, Eyüp, Silahtar'daki fabrikalardan çıkan işçiler Taksim'e doğru yürüyüşe geçtiler. Taksim'e giden tüm yollar asker ve polis barikatlarıyla kesildi. Barikatların bir kısmı, çatışmasız aşıldı, ama iktidar kesin emir vermişti. Bir çok barikatta çatışma çıktı. İşçiler, taşlarla, sopalarla, yumruklarıyla ve öfkeleriyle yürüdüler barikatların üzerine. Çatışmalar sonunda üç işçi ve bir polis öldü. Çatışmalar sürerken, işçilerin direnişine gelecek destekleri önlemek için vapur seferleri iptal edildi, köprüler geçişe kapatıldı...
İlk direniş İsanbul'da Sungurlar ve Türk Demirdöküm fabrikalarında 14 Haziran gecesi başladı. 15 Haziran'da ise Kocaeli'de ilk olarak Rabak ve Çelik Halat fabrikaları direnişe başladı. Prelli'yi de zorla direnişe kattık. Petrol-İş sendikası işçileri dışarı çıkarmak için hiç uğraşmadı. Bizim kurduğumuz direniş komiteleri işçileri ikna edip dışarı çıkardı. Biz 15 Haziran günü Kandıra Sapağını kestik. O zamanlar Vecdi Gönül Kocaeli Valisiydi. Vecdi Gönül yol kesilen yere Jandarma Genel Komutanıyla birlikte geldi. Yürümemizi engellemek için 10 sıra asker kol kola girip yola barikat kurdular. Biz yürümek istediğimizi söyledik ancak bize, verilen emrin işçileri yürütmemek olduğunu söylediler. Yanımızda bir Üsteğmen duruyordu arkadaşlarımız ona barikatı açın yürüyelim dediler. Üsteğmen arkadaşımıza küfür edip vurunca biz yürümeye başladık. Üsteğmen askerlere vur emri vermesine rağmen askerler bize karışmadılar. Biz askerlere hep şunu söyledik bugün asker yarın işçi olacaksınız bize saldırmanızın bir anlamı yok dedik. Oradan Çocuk Parkına yürüdük, konuşmalarımızı yaptıktan sonra dağıldık. Biz çok iyi eğitilen işçilerdik. Çünkü kitap okumamız mecburiydi. 15 Haziran günü hiç unutmuyorum yolu kestiğimizde yolun yan tarafında buğday tarlası vardı. İşçiler aradaki tarlalara basmamak için tarlaya adım atmıyorlardı. Biz yolun tamamını kapatmadık hasta, yaşlı, çocuk geçer diye ama askerler gelip yolun hepsini kapattılar...
16 Haziran'da İstanbul'da olaylar çıkmıştı arkadaşlarımız ölmüştü. Sendikamızın avukatı Şinasi Yıldan her yerde yapılan eylemlerden haber alıyordu ve bizi uyarıyordu taşkınlık çıkmaması için. 16'sında unutmayacağım bir olay oldu. Valilik şimdiki Maliye binasındaydı. Biz Gazal ve Türk Kablodan çıkan işçilerle Orduevinde buluşmuştuk. Vilayetin önüne geldiğimizde Türk Kablo'nun temsilcisi beni durdurdu ve Valiliği işgal edeceğimizi söyledi. Ben de durdum sonra o dönemde Kocaeli anayasa direniş komitesinde Saffet Kayalar koşarak gelip ne yaptığımı sordu. Ben de Valiliği işgal edeceğimizi söyleyince kızdı biz haklarımızı geri almak için yürüyoruz. Tekrar işçileri yürüyüşe geçirdi ve biz Çocuk Parkına yürüdük...”
DÖB'lü öğrenci bu anıları aktardıktan sonra iki günlük ayaklanma süreci ve sonrasını şöyle aktardı:
“Bütün yollar tutuldu. Trafik durdu. 200 kadar büyük fabrikadan 150 bin kadar iş bırakmış işçi yürüyordu. Ankara-İstanbul trafiği kesilmişti. Haberleşme aksamıştı. Gebze'den başlayan Kartal mıntıkasının işçilerini de alarak dev bir yürüyüş kolu oluşmuştu. Aynı anda İzmit’te de bütün fabrikalarda ayaklanma başlamıştı...
Bazan çatışmalar çıktı. Bazan çatışma çıkmadan emniyet kuvvetlerinin kurduğu barikatlar aşıldı. Ama bütün kolların şehrin merkezinde birleşmesini engellemek için başka yöntemler denediler. Ama çeşitli yürüyüş kollarının hedeflerine varmalarını ve yürüyüşlerini engellemek için zor da kullandılar. Kartal Kadıköy yürüyüş kolunda, Levent yürüyüş kolunda hadiseler çıktı. Polisin ve emniyet kuvvetlerinin her türlü direnişine rağmen işçiler barikatları ve engelleri kaldırarak ilerlediler. Çıkan çatışmalarda 3 İşçi öldü. Polislerden ağır yaralananlar oldu. Kartal-Kadıköy yürüyüş kolu bir AP binasını ve Demirel'in kardeşlerine ait bir fabrikayı tahrip ettiler. Bir çok işçi ve polis yaralandı...
Görüşmelerin ardından Kemal Türkler İstanbul Radyosu aracılığı ile işçilere seslendi: "İşçi kardeşlerim! İşçi sınıfının bilinçli temsilcileri! Sizlere sesleniyorum. Beni iyi dinleyiniz. Anayasal haklarınız için direndiniz. Direniyorsunuz. Anayasamız, her türlü toplantı ve yürüyüşlerin silahsız hareketimiz Anayasaya aykırı olamaz. Ne var ki, bizim aramıza çeşitli maksatlar güden kişiler çeşitli kılıklara bürünerek girebilirler. Hatta, kötüsü, gözbebeğimiz şerefli Türk ordusunun bir mensubuna kötü maksatla taş atabilir, tahrikleri yapabilir. DİSK Genel Başkanı olarak sizi uyarıyorum"
Bu sunumun ardından İstanbul'dan DÖB'lü bir öğrenci işçi ayaklanmasını ve ayaklanmanın günümüze etkilerini, öğrenci hareketine etkilerini ve bu ayaklanmayı TEKEL süreciyle birlikte değerlendirdi. Ardından panel katılımcıların sorularının cevaplanmasıyla ve tartışmalarla sona erdi.