Sunday, Feb 05th

Güncelleme:12:44:57 AM GMT

Başlıklar:
RSS
Buradasınız: Anasayfa Gençlik Eğitim

Eğitim

Ankara Mimar Sinan'da İsyan

altGeçtiğimiz günlerde Ankara Mimar Sinan Lisesi bir eyleme şahit oldu.

Bilindiği üzere eğitim-öğretim döneminin sonlarına yaklaşıldı ve birçok lisede yılın son sınavları yapılmakta. Ancak Mimar Sinan Lisesi yönetimi, 5 TL karşılığında satılan öğrenci kimliğine sahip olmayan öğrencileri sınavlara almıyor. Sınav dönemine böyle bir uygulamayla başlayan lise yönetimi tepkiyle karşılaştı.

DÖB'lü bir öğrenci, okulda bu uygulamadan ötürü sınava giremeyen öğrencilerin her biriyle konuşmuş ve öğrenciler okulda bir eylem yapmışlardır. Sınava giremeyen öğrencilerin "Eğitim Hakkımız Engellenemez!", "Liseli Gençlik Devrimle Özgürleşecek!" sloganlarıyla yaptığı eyleme sınava giren öğrenciler de destek vermişlerdir. Bunun üzerine okulda eylemin fitilini ateşleyen DÖB'lü öğrenci susturularak yönetim odasına götürülmüş ve disipline gönderilmiştir. "Okul Müdürünü Hedef Göstermek" ve "Okulda İsyan Çıkarmak" suçlamalarıyla DÖB'lü öğrenci sınav döneminde okuldan 1 hafta uzaklaştırma cezası almıştır.

Baskılar Bizi Yıldıramaz!

Yaşasın Devrimci Öğrenci Birliği!

Gençlik Devrimle Özgürleşecek!

Devrimci Öğrenci Birliği - Ankara

Muğla Üniversitesi'nde 150 Öğrenciye Soruşturma

Muğla Üniversitesi Rektörlüğü, geçtiğimiz yıl İstanbul’da okul harçlarını biriktirmek amacıyla çalıştığı inşaata iş kazası sonucu hayatını kaybeden üniversite öğrencisi Ömer Çetin için anma etkinliği düzenleyen ve Nato’nun Libya operasyonunu protesto eden 150 öğrenci hakkında 6 ay ile bir yıl arasında okuldan uzaklaştırma talebi ile soruşturma başlattı.
Muğla Üniversitesi’ndeki öğrenimini sürdürealtbilmek ve okul harçlarını biriktirmek için geçen yıl İstanbul’da çalıştığı bir inşaatta çalışırken 10’uncu kattan düşmesi sonucu hayatını kaybeden Ağrı Tutak nüfusuna kayıtlı Ömer Çetin’in büstünü okula dikmek istemeleri ve paralı eğitimi protesto ettikleri için sol ve demokrat öğrencilere rektörlük tarafından soruşturma açıldı.
Öğrenciler hakkında 6 ay ile bir yıl arasında okuldan uzaklaştırma cezası istenirken, soruşturma gerekçesinde Ömer Çetin olayı dışında öğrencilerin Libya operasyonunu protesto etmesi gösterildi. Rektörlük soruşturma gerekçesinin temel sebebi olarak gösterdiği Ömer Çetin İstanbul Anadolu Lisesi inşaatında düşerek hayatını kaybetti. Fen-Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Edebiyatı Bölümü 2. sınıf öğrencisi Ömer Çetin’in üniversitenin farklı bölümlerinde eğitim gören arkadaşları, anısını yaşatmak için Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin yaptığı büstünü yerleşkeye dikmek istedi.
Ancak başlangıçta “olur” diyen üniversite yönetimi, daha sonra “olmaz” yanıtını verdi. Bunun üzerine öğrenciler “Ömer Okula Geri Dönüyor” şeklinde pankart açıp, Çetin’in büstünü üniversiteye sokmak istedi. Ancak jandarma ekipleri büstün kampüse sokulmasına izin vermedi ve bunun üzerine öğrenciler okulun M Kapısı önünde protestoda bulundu. Rektörlük bunun üzerine 150 öğrenciye üniversite yönetimi ‘izinsiz gösteri yaptıkları’ gerekçesi ile ‘toplu soruşturma’ açtı.
Ömer’in arkadaşları açılan soruşturmaya tepki göstererek, “Biz o gün hiçbir siyasi düşüncenin propagandasını yapmadık. Demokratik hakkımızı kullanarak, paralı eğitimi protesto ettik. Paralı eğitimin bir kurbanı olan Ömer Çetin’in büstünün sembolik olarak yerleşkeye dikilmesini istedik. Önce ‘evet’ denildi, sonra karşı çıkıldı. Biz de demokratik hakkımızı kullanıp üniversite girişinde protestoda bulunduk. Şimdi de geçen yıl yapılan rektörlük seçiminde ‘Bu üniversiteyi demokratik hale getireceğiz’ diyenler tarafından hakkımızda soruşturma başlatıldı. Bu soruşturma vicdanlarımıza gelen soruşturmadır. Şimdi bizim vicdanlarımız sorgulanıyor” dedi.

Öğrenciler 15-16 Haziran'ı Değerlendirdi

 

Ankara'da DÖB'lü öğrenciler 13 Haziran Pazar günü, 15-16 Haziran İşçi Ayaklanması'nı bir panelle değerlendirdi. Panel saat 13.00'de başladı. İlk olarak 15-16 Haziran olayları ile ilgili bir sinevizyon gösterimi yapıldı. Ardından Mersin'den DÖB'lü bir öğrenci 15-16 Haziran Ayaklanması'nı hazırlayan süreci bizlere aktardı ve şunlara değindi:

15-16 Haziran ayaklanması bu topraklardaki işçi sınıfının en önemli eylemlerinden biridir. 15-16 Haziran; içeriği, etki gücü, sistemle açık bir çatışmayı ifade etmesi ile kapitalizme karşı bir ayaklanmadır. Genel olarak direniş vurgusu yapılsa da bu vurgu yetersiz ve eksik bir izahtır...

1950'li yıllar sınıf çelişkilerinin sertleşmesini gösteren bir moment oldu. Devlet işçi sınıfını her ne kadar kontrolü altında tutmaya, bölmeye çalışsa da, sınıf bağımsız bir rotada hareket edip güçlenmeye çalıştı. Eylem eylem, direniş direniş birikti.. Ta ki 1960 yılına kadar...

1960 darbesiyle süreç açıldı. 1960 darbesinin önemli sonuçlarından biri, Türkiye tarihinde ilk kez işçilere grev ve toplu sözleşme hakkı veren bir anayasası olmasıdır. Ama bu haklar yasal bir düzenlemeye sokulmamıştı. İşçi sınıfı en temel haklarını almak için tepkilerini göstermeye başladı...”

Bu anlatıyı o yılların işçi eylemliliklerine değinerek zenginleştiren DÖB'lü öğrenci şöyle devam etti:

Bu gelişmeler DİSK'in kurulma zeminlerini yarattı. DİSK 1967 yılında kuruldu. Aynı dönemde öğrenci gençlik ve köylü hareketinde önemli gelişmeler yaşanıyordu. DİSK ağırlıklı olarak özel sektörde örgütlendi, hızla kök saldı ve gelişti. Sınıf ataklar yapmaya devam ediyor, öznel ve nesnel şekillenişi doğrultusunda önemli, çarpıcı ve sarsıcı adımlar atıyordu...

İşte bu her fabrikada, her işyerinde yaşanan birikimler ve deneyimler birleşerek 15-16 Haziran İşçi Ayaklanması'nın zeminlerini ördü. Her grev, her direniş, her fabrika işgal eylemi ve öz yönetim pratikleri 15-16 Haziran'a giden yolu açtı. İşçi sınıfı birikti, birikti, birikti... Bir diyalektik kural olarak muazzam bir patlamaya dönüştü. 15-16 Haziran sınıfın kolektif ayağa kalkışı ve 150 yıllık sabırlı birikimin patlamasıydı. Yeraltı yangını volkana dönüştü...”

Bu anlatının ardından Ankara'dan DÖB'lü bir öğrenci 15-16 Haziran sürecini yaşayan İlyas Bayrak'ın anılarını aktardı ve şunlara değindi:

1970'te DİSK'e karşı saldırıya geçen devletin karşısında yüzbinlerce işçi yürüdü.16 Haziran sabahı İstanbul ve çevresindeki tüm caddelerden nehirler gibi işçiler akıyordu. Nehirler denize, işçiler Taksim'e kavuşacaktı. Kocaeli, Gebze, Kartal, Levent, Şişli, Bakırköy, Topkapı, Gaziosmanpaşa, Eyüp, Silahtar'daki fabrikalardan çıkan işçiler Taksim'e doğru yürüyüşe geçtiler. Taksim'e giden tüm yollar asker ve polis barikatlarıyla kesildi. Barikatların bir kısmı, çatışmasız aşıldı, ama iktidar kesin emir vermişti. Bir çok barikatta çatışma çıktı. İşçiler, taşlarla, sopalarla, yumruklarıyla ve öfkeleriyle yürüdüler barikatların üzerine. Çatışmalar sonunda üç işçi ve bir polis öldü. Çatışmalar sürerken, işçilerin direnişine gelecek destekleri önlemek için vapur seferleri iptal edildi, köprüler geçişe kapatıldı...

İlk direniş İsanbul'da Sungurlar ve Türk Demirdöküm fabrikalarında 14 Haziran gecesi başladı. 15 Haziran'da ise Kocaeli'de ilk olarak Rabak ve Çelik Halat fabrikaları direnişe başladı. Prelli'yi de zorla direnişe kattık. Petrol-İş sendikası işçileri dışarı çıkarmak için hiç uğraşmadı. Bizim kurduğumuz direniş komiteleri işçileri ikna edip dışarı çıkardı. Biz 15 Haziran günü Kandıra Sapağını kestik. O zamanlar Vecdi Gönül Kocaeli Valisiydi. Vecdi Gönül yol kesilen yere Jandarma Genel Komutanıyla birlikte geldi. Yürümemizi engellemek için 10 sıra asker kol kola girip yola barikat kurdular. Biz yürümek istediğimizi söyledik ancak bize, verilen emrin işçileri yürütmemek olduğunu söylediler. Yanımızda bir Üsteğmen duruyordu arkadaşlarımız ona barikatı açın yürüyelim dediler. Üsteğmen arkadaşımıza küfür edip vurunca biz yürümeye başladık. Üsteğmen askerlere vur emri vermesine rağmen askerler bize karışmadılar. Biz askerlere hep şunu söyledik bugün asker yarın işçi olacaksınız bize saldırmanızın bir anlamı yok dedik. Oradan Çocuk Parkına yürüdük, konuşmalarımızı yaptıktan sonra dağıldık. Biz çok iyi eğitilen işçilerdik. Çünkü kitap okumamız mecburiydi. 15 Haziran günü hiç unutmuyorum yolu kestiğimizde yolun yan tarafında buğday tarlası vardı. İşçiler aradaki tarlalara basmamak için tarlaya adım atmıyorlardı. Biz yolun tamamını kapatmadık hasta, yaşlı, çocuk geçer diye ama askerler gelip yolun hepsini kapattılar...

16 Haziran'da İstanbul'da olaylar çıkmıştı arkadaşlarımız ölmüştü. Sendikamızın avukatı Şinasi Yıldan her yerde yapılan eylemlerden haber alıyordu ve bizi uyarıyordu taşkınlık çıkmaması için. 16'sında unutmayacağım bir olay oldu. Valilik şimdiki Maliye binasındaydı. Biz Gazal ve Türk Kablodan çıkan işçilerle Orduevinde buluşmuştuk. Vilayetin önüne geldiğimizde Türk Kablo'nun temsilcisi beni durdurdu ve Valiliği işgal edeceğimizi söyledi. Ben de durdum sonra o dönemde Kocaeli anayasa direniş komitesinde Saffet Kayalar koşarak gelip ne yaptığımı sordu. Ben de Valiliği işgal edeceğimizi söyleyince kızdı biz haklarımızı geri almak için yürüyoruz. Tekrar işçileri yürüyüşe geçirdi ve biz Çocuk Parkına yürüdük...”

DÖB'lü öğrenci bu anıları aktardıktan sonra iki günlük ayaklanma süreci ve sonrasını şöyle aktardı:

Bütün yollar tutuldu. Trafik durdu. 200 kadar büyük fabrikadan 150 bin kadar iş bırakmış işçi yürüyordu. Ankara-İstanbul trafiği kesilmişti. Haberleşme aksamıştı. Gebze'den başlayan Kartal mıntıkasının işçilerini de alarak dev bir yürüyüş kolu oluşmuştu. Aynı anda İzmit’te de bütün fabrikalarda ayaklanma başlamıştı...

Bazan çatışmalar çıktı. Bazan çatışma çıkmadan emniyet kuvvetlerinin kurduğu barikatlar aşıldı. Ama bütün kolların şehrin merkezinde birleşmesini engellemek için başka yöntemler denediler. Ama çeşitli yürüyüş kollarının hedeflerine varmalarını ve yürüyüşlerini engellemek için zor da kullandılar. Kartal Kadıköy yürüyüş kolunda, Levent yürüyüş kolunda hadiseler çıktı. Polisin ve emniyet kuvvetlerinin her türlü direnişine rağmen işçiler barikatları ve engelleri kaldırarak ilerlediler. Çıkan çatışmalarda 3 İşçi öldü. Polislerden ağır yaralananlar oldu. Kartal-Kadıköy yürüyüş kolu bir AP binasını ve Demirel'in kardeşlerine ait bir fabrikayı tahrip ettiler. Bir çok işçi ve polis yaralandı...

Görüşmelerin ardından Kemal Türkler İstanbul Radyosu aracılığı ile işçilere seslendi: "İşçi kardeşlerim! İşçi sınıfının bilinçli temsilcileri! Sizlere sesleniyorum. Beni iyi dinleyiniz. Anayasal haklarınız için direndiniz. Direniyorsunuz. Anayasamız, her türlü toplantı ve yürüyüşlerin silahsız hareketimiz Anayasaya aykırı olamaz. Ne var ki, bizim aramıza çeşitli maksatlar güden kişiler çeşitli kılıklara bürünerek girebilirler. Hatta, kötüsü, gözbebeğimiz şerefli Türk ordusunun bir mensubuna kötü maksatla taş atabilir, tahrikleri yapabilir. DİSK Genel Başkanı olarak sizi uyarıyorum"

Bu sunumun ardından İstanbul'dan DÖB'lü bir öğrenci işçi ayaklanmasını ve ayaklanmanın günümüze etkilerini, öğrenci hareketine etkilerini ve bu ayaklanmayı TEKEL süreciyle birlikte değerlendirdi. Ardından panel katılımcıların sorularının cevaplanmasıyla ve tartışmalarla sona erdi.

Genç Yoldaş Söyleşileri

 

Genç Yoldaş dergisinin ve DÖB'ün (Devrimci Öğrenci Birliği) birlikte örgütlediği aylık söyleşilerin üçüncüsü 27 Aralık Pazar günü Taksim Ayışığı Sanat Merkezi'nde yapıldı. Söyleşi iki bölümden oluşuyordu. İlk bölümde“Kapitalizmde eğitim”, ikinci bölümde ise “Sosyalizmde Eğitim” konuları konuşuldu.

Kapitalizm'de eğitim konusunu anlatan arkadaşımız; Eğitimin sınıflı toplumlardan bu yana sınıfsal bir nitelik taşıdığını belirterek, her dönem iş gücünün yetiştirilmesine ve egemen sınıfın düşüncelerinin, ahlakının yeni kuşaklara aktarılmasına hizmet ettiğini söyledi. Ayrıca eğitimin genel olarak var olan üretim ilişkisini yeniden üretmek için kullanıldığını da ekledi. Üretim ilişkisi ne kadar basit ise eğitimin de o kadar basit olduğunu, ama ne kadar karmaşıklaşırsa eğitimin de o kadar karmaşıklaştığını söyledi. İlkel köleci dönemde daha çok sözlü olarak yapılan eğitim, özel mülkiyetle birlikte aile üzerine geçiyor. Feodal toplumda ise usta-çırak ilişkisi daha çok görünen ve bu döneme uygun eğitim şeklidir. Kapitalizmde ise eğitim bugünkü okullarla halkın geniş tabanına yayılmış ve TV, gazete gibi araçlar da eğitimin için kullanılmaya başlanmıştır.

Bu genel açıklamalardan sonra arkadaşımız, kapitalist eğitimin temel felsefesinin pragmatizm (faydacılık) olduğunu söyledi. Bunun yanı sıra kapitalist eğitimin insanı bencil biri olarak yetiştirdiğini, bu eğitim sistemi içerisinde bireyin ancak tek yönlü gelişebildiğini söyledi. İşçilerin kapitalizmde giderek makinenin bir dişlisi haline geldiğini söyledi. Burjuvazinin eğitimden ne beklediğini göstermek için bir burjuva yazardan alıntı yaptı ve şunları söyledi: “Kapitalizmde alt sınıflar yönetici sınıflara hizmet edebilmesi için eğitilir ve o kadar bilgi verilirken, yönetici sınıflar ise alt sınıfları yönetmek için eğitilir.” Haliyle kapitalizmde de eğitim sınıfsaldır ve kapitalist üretim ilişkisi yeniden üretilir. Ayrıca Türkiye'deki eğitim sisteminin de anti-komünist olduğunu ekledi. Bunun yanı sıra Kürt halkının asimilasyonunu da içerdiğini ekledi. Arkadaşımızın anlatımlarından sonra soru cevap şeklinde ve dinleyicilerin de katılımı ile kapitalist eğitim üzerine konuşmalar devam etti. Daha sonra ise kısa bir ara verildi.

İkinci bölümde sosyalist eğitim konuşuldu. Anlatıcı arkadaşımız ilk olarak sosyalist eğitim neyi amaçlar sorusunu sorarak başladı. Dinleyiciler ise, her biri sosyalist eğitimin bir parçasını oluşturan şeyler söylediler. Sosyalist eğitimin dünyayı değiştirme eylemini gerçekleştirecek olan bireyi yetiştireceğini, kafa emeği ile kol emeği arasındaki farkı kaldıracağını söylediler. Daha sonra arkadaşımız anlatımına devam etti. Sosyalist eğitimin insanı geliştirmek için bir araç olduğunu, sosyalist eğitimde her üretim alanının eğitim, her eğitim alanının da üretim alanı olduğunu söyledi. Sosyalist eğitimin bunu politeknik eğitim ile gerçekleştireceğini söyledi. Tüm bunlar anlatılırken Küba'dan da örnekler verildi. Sosyalist eğitimle bireyin çok yönlü geliştiğini ve burjuvazinin sosyalist eğitime yönelik yaptığı “bireyi tek tipleştiriyor, tek yönlü geliştiriyor” eleştirisinin saçma olduğu söylendi. Anlatımın devamında arkadaşımız dinleyicilere yine bir soru yöneltti. Sosyalizmde üniversitenin nasıl bir konumda olacağını sordu. Dinleyiciler bugün yaşadıkları sorunların o zaman yaşanmayacağını, öğrencilerin, çalışanların ve eğitim emekçilerinin üniversiteyi birlikte yöneteceği söylendi. Daha sonra anlatıcı arkadaşımız sosyalizmde özerk-demokratik üniversite olacağını söyledi. Bugün de öğrenci gençliğin bu talebi her yerde savunması ve yükseltmesi gerektiğini belirtti. Burada sosyalizmde üniversitenin özerk olmaması gerektiğini söyleyenler üzerine de değinildi. Özerk-demokratik üniversitenin mali, idari yönetiminin öğrenciler, çalışanlar ve diğer eğitim emekçileri ile birlikte yapılması demek olduğu, sosyalizmde özerk-demokratik üniversitenin sosyalist devletten bağımsız ve kopukluk anlamına gelmediği söylendi. Bunun ardından Sovyetler Birliğinde uygulanan eğitim sisteminden örnekler verilerek devam edildi. Ve son olarak Önsöz dergisinde yer alan “Sosyalizm Projesi”n de yer alan eğitim konulu bölüm okundu.

Her iki bölümde canlı tartışmalarla sürdü ve öğretici oldu. Etkinlik bu tartışmalardan sonra sona erdi.

Devrimci Öğrenci Birliği