Sunday, Feb 05th

Güncelleme:06:42:26 PM GMT

Başlıklar:
RSS
Buradasınız: Anasayfa

Güncel

Batman’da “Ez livir im”

e-Posta Yazdır PDF

altBDP'nin 3 Kasım'da Diyarbakır'da gerçekleştirdiği "Ez livir im. Buradayım, irademe sahip çıkıyorum" mitingi Batman ile devam ediyor.

"Buradayım, irademe sahip çıkıyorum" pankartı asılırken, alanda ise "Baskılara boyun eğmeyeceğiz, irademizi kıramazsınız" pankartı ile "Ez livir im", "Buradayım", "BDP'ye üye ol, üye yap" dövizleri taşındı.

Sabah saatlerinden itibaren araçları ile tesise gelenler burada BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, DTK Eş Başkanı ve Mardin Milletvekili Ahmet Türk, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, DTK Koordinasyon Kurulu Üyesi ve Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, BDP PM Üyesi Cihan Sincar, MYK Üyesi Yıldız Aktaş’ı karşıladı.

Farabi Hastanesi önünde yapılan mitinge yaklaşık 30 bin kişi katıldı. 6 arama noktasından geçen onbinlerce kişi, polisler tarafından arandıktan sonra miting alanına alındı.

Mitingde açılış konuşmasını yapan BDP Batman İl Başkanvekili Selim Aratemur, "KCK" adı altında yapılan operasyonlarda tutuklanan arkadaşlarını hatırlatarak, arkadaşlarının tek suçunun diline ve kimliğine sahip çıkmak olduğunu söyledi. Aratemur, arkadaşlarının işlediği suçu kendilerinin de işlediğini belirterek, bunun için ileriki günlerde kendilerini ihbar edeceklerini söyledi.

İstanbul Milletvekilli Sırrı Süreyya Önder de kitleyi Kürtçe selamladıktan sonra Türkçe konuşmasını sürdürdü. Önder, "Batman Cezaevi başta olmak üzere bu ülkenin bütün zindanlarında yatan arkadaşlarımıza selam gönderiyoruz" dedi. Diğer siyasi partileri kastederek, "Onların her şeyi var. Bizde olup da onlarda olmayan bir şey var" diyerek konuşmasını sürdüren Önder, "O da bu halktır. Bunların hepsi siyasi parti değil şirketlerdir. Gelip bu alanı görüp ders alsınlar" diye konuştu.

Konuşması sırasında Önder, "Baskılar bizi yıldıramaz" sloganı atan kitleye "Yıldıramazlar. Yıldırsaydılar Diyarbakır zindanlarında yıldırırlardı. Dün yıldıramadılar, bugün de yıldıramazlar" diye cevap verdi. Batman halkına seslenen Önder, KESK ve Sağlık Platformu'nun 21 Aralık'ta ülke genelinde gerçekleştireceği greve destek vermeye çağırdı. Önder, "Devrim için savaşmayana sosyalist denilmez. Kürtlerle yan yana durmayana sosyalist denmez" diyerek konuşmasını bitirdi.

DTK Koordinasyon Kurulu Üyesi ve Batman Milletvekili Ayla Akat Ata ise "Kulaklarını tıkayan ve gözlerini kapatan hükümet ile devletin kör olan gözlerini ve duymayan kulaklarını bu halkın direnişi açacak" dedi. "KCK" adı altında tutuklanan arkadaşlarının durumunu hatırlatan Ata, "5 aydır İmralı Cezaevi'nde tecrit koşulları altında tutulan ve bu halkın 2006 yılında imza toplayarak bütün dünyaya önderi olduğunu ilan ettiği Sayın Abdullah Öcalan'ın barış projelerini destelediğimizi ve arkasında olduğumuzu söylüyoruz" dedi.

BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak ise, Kürtçe "Buradayım, buradayız" diyerek konuşmasına başladı. Halkın direnişinin zalimleri dize getirecek kadar güçlü olduğunu söyleyen Kışanak, "Binlerce arkadaşımızı tutuklayıp zindanlara attılar. Ne olmasını bekliyorlardı. İşte Batman, işte meydan, işte KCK cevabı veriyoruz. Bu ülkeyi yönetenler 30 yıldır süren savaşın en önemli operasyonunun KCK operasyonu olduğunu söylüyorlar. Diyorlar ki KCK operasyonları ile bitireceğiz. Bizim cevabımız ise meydanlarda 'Ez livir im'dir" diye konuştu.

PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın avukatları ile görüştürülmemesine değinen Kışanak, "Barış elçisi Öcalan'a rehine muamelesi yapılıyor. Tecrit uygulayarak halkla olan bağını koparacaklarını zannediyorlar. İşte meydanlarda cevabımız." dedi.

Kışanak, "Bu ülkeyi yönetenler savaşı bu halkın evlatlarına katliam uygulayarak sürdürüyor. Kimyasal silahlarla vahşi bir savaş yürütüyorlar. Evlatlarımızın bedenlerini parçalayarak bizi teslim alacaklarını zannediyorlar. İşte Ez livir im, irademize, direnişimize, önderliğimize sahip çıkıyoruz. Gelsinler görsünler. Bunların aklı ve vicdanları yok. Bu halk zulüm ve baskı politikalarını boşa çıkardığı gibi AKP'nin de politikalarını boşa çıkaracaktır. Bizi bitireceklerini zannedenler bir gün biteceklerdir. Bu direniş karşısında darmadağın olduklarında pişman olacaklar. Ama iş işten geçmiş olacak. Biz yan yana yaşayalım ama dilimize ve kimliğimize saygı duyulsun dedik. Kendi kendimizi yönetelim dedik. Onların cevabı savaş oldu. Bizim cevabımız ise direniş olacaktır" dedi.

“Ölüme tilili çeken bir halkız biz. An azadî, an azadî" diyen Kışanak'ın ardından Danimarka'dan gelen sanatçı Mizgin sahne aldı.

DTK Eş Başkanı ve Mardin Milletvekili Ahmet Türk de, Kürtçe yaptığı konuşmasında, "Bu ülkeyi yönetenler 'bu halkı bitirdik, artık 100, 200 kişi ile alanlara iniyorlar' diyor. Bugüne kadar bu halkı baskı, zulüm, işkence ve zindanlarla bitiremediniz, bugün de bitiremeyeceksiniz. İşte bugün burada görüyorsunuz. Kürt halkı özgürlük için alanlardadır. Dersim Katliamı ile ilgili Başbakan çıkıp özür diliyor. Buradan diyorum ki dün katlettiniz, bugün zindanlarda susturmaya çalışıyorsunuz. Ortadoğu ve dünyada değişim yaşanırken, AKP Kürt halkını zindanlara atarak susturmaya çalışıyor. Başbakan Suriye'de çözüm olursa Kürtlerin statüsü güçlenir diyor. Bundan dolayı da sindirme politikalarını güçlendirerek devreye koyuyor. Buradan size sesleniyorum. Bu korku yüreğinize işlemesin. Alanlarda olmaya ve mücadelemizi büyüterek sürdürmeye devam edeceğiz" dedi.

Miting Koma Grava Rojê ile Koma Hemdem'in seslendirdiği şarkılarla sona erdi. Mitingin ardından Azadiya Welat ve Özgür Gündem Gazetesi dağıtımcısı Mahmut Turan, gazete dağıtımı yaptığı esnada gözaltına alındı.

Kaynak: ANF

Bu Hepimizin Gelecek Mücadelesidir

e-Posta Yazdır PDF

altÇağdaş Hukukçular Derneği özel yargılama mahkemeleri (YGM) ve terörle mücadele yasasının kaldırılması için 13 Aralık Pazartesi günü saat 13.00’te İzmir Adliyesi C Blok önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasını ÇHD adına avukat Nergiz Tugba Aslan okudu. “Evet, artık dur demek, durdurmak için başlıyoruz” diyen Çağdaş Hukukçular;

alt“Sizler; eşit, parasız, anadilde eğitim hakkı talep eden öğrencilerimizi tutukladınız. Sizler; HES’leri protesto edenleri tutukladınız. Sizler; saçlarını tıraş edenleri ‘tanınmamak amacıyla tıraş ettiler’ diye tutukladınız. Sizler; Kürt ulusuna özgürlük diyenleri tutukladınız. Sizler; sizin düşünmeyen ve iktidarı eleştiren gazetecileri, yazarları, aydınları, akademisyenleri tutukladınız. Sizler; daha özgür ve demokratik, daha yaşanılası bir dünya isteyen ve bunun mücadelesini veren sosyalistleri tutukladınız. Yetmedi sizler; Kürtlerin, ezilenlerin, muhaliflerin savunmalığını yapan avukatları tutukladınız… Sizler en temel insan hakkı olan yaşam hakkını hiçe sayanlarsınız. Sizler, düşünce ve ifade özgürlüğünü Anayasasına, yasalarına yazıp onu yok sayanlarsınız. Sizler, düşüncelerin F Tipi hücrelere kapattığında-kapatıldığında yok olacağını sananlarsınız... Buradan tüm emekçilere ve ezilen halklara çağrı yapıyoruz. Bu hepimizin gelecek mücadelesidir. Bir araya gelme ve daha güçlü şekilde haykırma zamanıdır” dediler.

Okunan basın açıklamasından sonra YGM ve TMY mahkemelerinin kaldırılması için kampanyaya başlatacaklarını duyurmalarıyla basın açıklaması sona erdi.

Mücadele Birliği/İzmir

PKK ve PAJK'lı Tutsaklar: “Her Gün İşkence Var”

e-Posta Yazdır PDF

Son süreçte yapılan gözaltı, tutuklama, cezaevi koşulları ve PKK lideri Abdullah Öcalan'a yönelik tecridi protesto etmek için 1 Aralık 2011 tarihinden itibaren süresiz dönüşümlü açlık grevinde olan PKK ve PAJK davasından yargılanan tutsaklar tarafından cezaevlerindeki hak ihlallerine ilişkin açıklama yapıldı.

Cezaevlerinde bulunan PKK ve PAJK davasından yargılanan 8 bin tutuklu adına açıklama yapan Deniz Kaya açlık grevi kararıyla birlikte tutsaklara yönelik baskı ve sindirme politikalarının alabildğine arttırıldığını, cezaevlerinde yeni bir sansür, sürgün ve sindirme politikalarının hayata geçirilmeye çalışıldığını ifade etti. PKK ve PJAK davasından tutuklu bulunan arkadaşlarından işkence, zorla sevk, saldırı haberinin alınmadığı bir tek gün geçirmediklerini belirten Kaya, Başbakan'ın cezaevlerinde Kürtçe'yi serbest yaptıkları ve tutsakların ana dilleriyle konuştukları konusundaki söylemlerini hatırlatak “Buradan tüm kamuoyuna ilan ediyoruz; bu kocaman bir yalandır, aldatmacadır, kandırmadır! Cezaevlerinde dün olduğu gibi, bu günde ana dilimizi kullanmamız engellenmektedir!” dedi.

Cezaevlerine Kürtçe olan hiçbir yayının verilmediğni ya da çeviri-tercüman parası adıyla tutsaklardan zorla para alınmak istendiğini, bunun kabul edilmemesi halinde ise anlaşılmayan, sakıncalı yayın denilerek kendilere verilmediğini belirten Deniz Kaya, hiçbir muhalif, demokrat gazete, dergi ve kitabın da kendilerine verilmediğini, ailelerinin posta ile yolladıkları eşyaların ise ya kaybolduğunu ya da kullanılmaz hale getirilerek kendilerine verildiğini vurguladı. alt

Cezaevlerinde haftada 10 saatlik ortak alan uygulamasının ise resmiyette var olduğunu gerçekte ise hiçbir cezaevinde uygulanmadığını ve tutsaklara tecrit içinde tecrit yaşatıldığını belirten Kaya, ortak alan kullanımının ya hiç uygulanmadığını ya da göstermelik olarak uygulandığını ifade etti.

Açıklamada hasta tutsakların durumuna da dikkat çeken Deniz Kaya, ağır hasta ve ölüm sınırındaki tutsakların bilinçli bir şekilde tedavi edilmediğini, hastane sevklerinin yapılmadığını, verilmesi gereken ilaçların verilmediğini, ilaçların verildiği zamanlarda ise cezaevi idarelerinin hastanede ücretsiz olarak verilen ilaçları tutsaklara para ile sattıklarını belirtti.

Cezaevlerinde tutsakların yakınları tarafından yatırılan paraların ise cezaevi idareleri tarafından “döner sermaye” adıyla bilinmeyen işlerde kullanılarak buradan rant elde edildiğini de belirten Kaya, tutsaklar üzerindeki basılara da değindi.

Yeni tutuklanan arkadaşlarının zorla itirafçılar arası sokulmak istendiğini ve ajanlık dayatıldığı bilgisini veren Kaya, tutsakların görüşüne gelen ailelere ise insanlık dışı aramaların dayatıldığını, çırılçıplak soyunmalarının istendiğini, kabul edilmemesi halinde ise ziyaretlerin engellendiğini belirtti.

Tutsaklar olarak hükümet olarak baskı işkence ve anti demokratik uygulamalara, sindirme politikalarına son verilmesini istediklerini, aksi takdirde tavırlarını daha da sertleştirmekten kaçınmayacaklarını belirten Kaya, tavırlarının sertleşmesi durumunda olabileceklerden ve yaşanabileceklerden ise kendilerinin değil, hükümet ve bakanlığın sorumlu olacağını belirtti.

Cezaevlerinde, 12 Eylül uygulamalarını aşan baskı ve hak ihlallerinin her gün artarak sürdüğünü hatırlatan Kaya, özellikle Osmaniye Cezaevi'nde kalan tutukluların can güvenliğinin bulunmadığına ve bu cezaevinde kalan arkadaşlarından her an ölüm haberi gelebileceğine dikkat çekti.

PKK ve PAJK tutsakları adına insan hakları savunucuları, demokrat çevreler ve kamuoyuna da seslenen Deniz Kaya, insan hakları savunucuları ve özellikle mecliste grubu bulunan partileri, başta Osmaniye Cezaevi olmak üzere tüm cezaevlerinde inceleme yapma çağrısında bulundu.

Cezaevlerinde bulunan PKK ve PAJK tutsakları cezaevlerindeki hak ihlallerine dikkat çektikleri açıklamada ailelerine ve Kürt halkına da seslendi.

Kürt halkına uygulanan katliamlar ve Abdullah Öcalan'a yönelik tecrit uygulaması devam ettiği sürece açlık grevi eylemini sürdürücekelerini ve bu kararlarından geri adım atmayacaklarını belirten tutsaklar yaptıkları açıklamada son olarak “Kararımız kesindir, hiçbir baskı ve sindirme politikası, bizleri bu kararımızdan vazgeçiremez. Başta ailelerimiz olmak üzere, tüm halkımızı, demokrat çevreleri duyarlı olmaya ve serhıldan hareketine güç vermeye çağırıyoruz!” dedi.

Kaynak: ANF

 

Tüm Tutsaklarımız, Derelerimiz, Vadilerimiz Özgürleşinceye Kadar!

e-Posta Yazdır PDF

Karadeniz İsyandadır Platformu tüm yaşam savunucularıyla kol kola ve inatla, yaşamı savunmaya ve dayanışmayı yükseltmeye devam edecek.

Hopa'da 31 Mayıs 2011 günü Erdoğan'ın gelişini protesto eylemi sırasında polisin saldırısı sonucu emekçi öğretmen Metin Lokumcu polis kurşunuyla yaşamını yitirmiş. Bunu protesto etmek amacıyla Ankara'da yapılan protesto gösterilerinde ise 28 kişi “terör örgütüne” üyelik iddiasıyla tutuklanmıştı. 9 Aralık 2011 günü Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada tutuklu gençlere binlerce kişi destek amacıyla gitmiş ve adileyenin önü miting alanına dönmüştü. Duruşma boyunca devrimci örgütler, siyasi parti temsilcileri, sendikalar, dernek, demokratik kitle örgütleri, öğrenci gençlik örgütleri tutuklu gençlere desteklerini bildiren sloganlar atarak beklemişti. Duruşma sonunda gençlerin tahliyesine karar verilmiş. Ardından tutuklu öğrencilerin bulunduğu cezaevi önüne gidilerek burada çıkışları beklenerek, halaylarla karşılanmışlardı.

Karadeniz İsyandadır Platformu yaptığı bir yazılı açıklamayla, verilen tahliyelerin yaşam savunucuları tutuklu gençlerle yapılan büyük dayanışmanın sonucunda tutsakların cezaevinden çekilip alındığına dikkat çekerek, bundan sonra da yaşam alanlarına yönelik mücadelenin daha da güçleneceğini belirtti.

“22 Öğrenci Serbest! Sıra Hopa'daki 7 Öğrencide, Gerze'li Volkan'da Kelepçe Vurulmaya Çalışılan Derelerimizde! Hepsini Alacağız!” denilerek başlayan açıklamada, 31 Mayıs'ta yaşanan protesto gösterilerinden 9 Aralık günü yapılan duruşmaya kadar olan süreç özetlenerek, “Ankara’da Hopa halkını yalnız bırakmayarak, deresine sahip çıktığı için polis tarafından öldürülen Metin Lokumcu için “Hepimiz Eşkıyayız” diyerek sokağa çıkanlar arasından 28 arkadaşımızın “terör örgütüne üyelik” de dâhil çeşitli iddialarla 17-52 yıl arası hapis cezası istemiyle yargılandıkları davanın ilk duruşması 9 Aralık’ta Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü ve çayına, suyuna, yaşamına sahip çıkan Hopa’lıların uğradığı zulme itiraz ettikleri için, yaklaşık 7 aydır zindanda tutulan 22 ‘eşkıyayı’, 9 Aralık günü Ankara Adliyesi’nden söke söke aldık!

Dostlarımıza geçmiş olsun dileklerimizle ‘aramıza hoş geldiniz’ diyor, 9 Aralık günü ve gecesi Ankara Adliyesi’ni kuşatan, arkadaşlarını alana kadar yeri göğü inleten, omuz omuza dayanışmanın gücüyle zalimlere korku salan binlerce yaşam savunucusunu isyanımızın bütün ateşiyle selamlıyoruz!” denildi.

Karadeniz İsyandadır Platformu, Arhavi Cezaevi'nde 7 Hopalı'nın tutuklu olduğunu, Gerze'de ise termik santral kurmak isteyen şirkete karşı mücadele veren bir öğrenci Volkan Özcan'ın 5 Eylül'den beri tutuklu olduğunu hatırlatarak İzmir'de, İzmit'te, Tortum'da, Solaklı'da ve pek çok yerde, yaşamı savundukları için cezalandırılmak istenenlerin duruşma günlerini bekledikleri belirtildi.

Doğayı ve yaşamlarını savunanları öldürmeyi, zindanlara tıkmayı politika edinen, yağmacı şirketlerin güdümündeki siyasi iktidarın tüm toplumsal muhalefeti tasfiye etmeye yönelik haksız ve hukuksuz saldırılarının her alanda devam ettiği belirtilen açıklamada nitekim Ankara Adliye Sarayı önünde dayanışma sürerken bile, komşu ilçe Fındıklı’da halkın dere yataklarından dozerleri çıkartmaya çalıştığı hatırlatıldı. 9 Aralık’ta Ankara Adliyesi önünde cisimleşen dayanışmayla Hopa Davaları'nın yalnız Hopa’nın değil; bütün yaşam savunucularının davası olduğunun gösterildiği ifade edildi.

Karadeniz İsyandadır Platformu, “Arkadaşlarımıza vurulan kelepçeler derelerimize kurulmak istenen bentlerden farksızdır. Bu dava, yaşamlarını HES’e, termik santrale, nükleere teslim etmeyenlerin, tarımın ve köylülüğün tasfiyesine direnenlerin, derelerinin nöbetini tutanların, direniş çadırlarındakilerin, meydanlarda, kampüslerde, vadilerde, dağ yollarında isyan ateşlerini yakanların ve zulmün karşısında devleşenlerin davasıdır. Bu dava kentsel dönüşüme hayır diyenlerin, madenci, altıncı filoları püskürtenlerin, yüksek gerilim direklerini yıkmaya çalışan Senoz’luların davasıdır. Ve bu dava en çok Metin Lokumcu’nun şahsında onurumuzun davasıdır, bu toprakların varoluş davasıdır.” diyerek tüm yaşam savunucularının dayanışma ve mücadelesine dikkat çekti.

9 Aralık’taki duruşmada hakkında 52 yıl hapis istemi bulunan tutuklu Hikmet Tanıl'ın "Başbakan Erdal Eren' e ağladı. Başbakanlar ağlamasın diye tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum." diyerek, iddianamenin şebekliğini ortaya koyduğu hatırlatılan açıklamada, bundan tam 31 yıl önce bugün, 13 Aralık 1980 günü, 17 yaşında darağacına gönderilen Giresun’lu Erdal Eren’in ve Karadeniz’in tüm eşkıyalarının açtığı yoldan yüründüğü belirtildi.

Kazım Koyuncu’nun “Dev bir dalga, özgür bir su” sözlerini hatırlatan Karadeniz İsyandadır Platformu, “Korkunuzun bütün silahlarını üzerimize doğrultsanız bile, derelerimizden, vadilerimizden, yaşamlarımızdan kirli ellerinizi çekmediğiniz müddetçe bu dalgayı dindiremeyeceksiniz” diyerek mücadelenin daha da yükseltileceğine vurgu yaptı.alt

9 Aralık’ta Ankara Adliye’sini titreten horonların susmayacağını belirten Açıklamada  son olarak “Metin Lokumcu’nun katlinin ve yaşatılan tüm baskı, zulüm ve işkencelerin hesabı verilinceye kadar, son santralin son taşı sökülünceye kadar, tüm tutsaklarımız, tüm derelerimiz, tüm vadilerimiz özgürleşinceye kadar;

Eller Beraber! Kollar Beraber! Yollar Beraber! Hopa, Loç, Tortum, Karaçam, Fındıklı, Gerze… İsyan Beraber!” denildi.

 

 

"Özel Yargılama Terörüne Son"

e-Posta Yazdır PDF

Çağdaş Hukukçular Derneği üyeleri Terörle Mücadele Yasası'nın ve yasalardaki anti demokratik uygulamaların kalkması ve Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri'nin kaldırılması talebiyle bir kampanya başlattı.

Kampanyaya ilişkin olarak Çağdaş Hukukçular Derneği'nin üyelerinin bulunduğu şehirlerde eş zamanlı olarak 13 Aralık 2011 Salı günü saat 13.00'de Ağır Ceza Mahkemeleri'nin bulunduğu adliyeler önünde basın açıklamaları yapıldı.

İstanbul'da Beşiktaş Adliyesi önünde “Özel Yargılama Terörüne Son” yazılı pankart açan Çağdaş Hukukçular Derneği üyeleri adına basın açıklamasını Av. Güçlü Sevimli okudu.

“Özel Yargılama Terörüne Son demek için başlıyoruz. Evet, artık dur demek, durdurmak için başlıyoruz. Sizler eşit, parasız, anadilde eğitim hakkı talep eden öğrencilerimizi tutukladınız. Sizler, HES'leri protesto edenleri tutukladınız. Sizler, saçlarını traş edenleri 'tanınmamak için traş ettiler” deyip tutukladınız. Sizler Kürt ulusuna özgüklük diyenleri tutukladınız. Sizler sizin gibi düşünmeyen ve iktidarı eleştiren gazetecileri, yazarları, aydınları, akademisyenleri; daha özgür ve demokratik, daha yaşanılası bir dünya isteyen ve bunun mücadelesini veren sosyalistleri tutukladınız. Yetmedi, sizler, Kürtlerin, ezilenlerin muhaliflerin savunmanlığını yapan avukatları tutukladınız.” sözleriyle son süreçteki tutuklamaları dile getiren Av. Sevimli, iddianamelerin varolan yasal düzenlemelerin uluslararası mevzuatların yok sayılarak hazırlandığını, soruşturmaların ise hiç olmayan ihbar mailleri ile başlatıldığını belirtti. Yıllarca dinleme, fişleme ve takip yapıldığını ancak ele geçenlerin yalnızca yasal alanda yapılan eylem ve etkinliklerden, yasal gazete ve dergilerden oluştuğunu vurgulayan Sevimli, İçişleri Bakanlığı'na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü'nün ise bu yasal kurum ve yayınlara 'illegal örgütün yasal uzantısı' tanımlaması getirerek, her muhalif düşünce, etkinlik ve yayının illegal örgütün amaçları doğrultusunda değerlendirildiğini belirtti.

Sürekli “terör” ve “terör örgütü” paranoyası yarataldığını belirten Av. Sevimli, “Bizler sizleri İstiklal Mahkemeleri'nden, Sıkıyönetim Mahkemeleri'nden, Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nden tanıyoruz. Sizler en temel insan hakkı olan yaşam hakkını hiçe sayanlarsınız, Sizler düşünce ve ifade özgürlüğünü Anayasasına, yasalarına yazıp onu yok sayanlarsınız, Sizler, düşüncelerin F tipi hücrelere kapattığında-kapatıldığında yok olacağını sananlarsınız” dedi.

Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin kaldırılması için verilen mücadele sürecine değinin Sevimli, yeniden müvekkilleri, meslektaşları ve gelecek için kolları sıvadıklarını belirtti. Mahkemelerin tiyatro sahnesine döndüğünü belirterek artık sonu belli olan oyunları onyamayacaklarını, hukukun askıya alındığı yerde cübbelerini askıya asmayacaklarını ifade etti.

Çağdaş Hukukçular Derneği üyeleri olarak cübbeleriyle özel yargılama mahkemelerinin TMY'nin ve yasalardaki antidemokratik uygulamaların kalkması için mücadeleye başladıklarını belirten Av. Güçlü Sevimli, tüm emekçi ve ezilen halklara, meslektaşlarına, bu konudaki mücadeleyi hep birlikte ve güçlü bir şekilde yürütme çağrısında bulunarak sözlerini tamamladı.altalt

Adliye önünde yapılan basın açıklamasına avukatların yanında mahkeme için gelmiş olanlar da katılarak alkışlarla destek verdiler.

Sayfa 15 / 203