Cumhurbaşkanlığı seçimleri sorası İran sokakları hareketli. Süreklileşen eylemler, çatışmalar, sokak gösterileri... Ali Hamaney'in açıklamasından sonra ortalığın durulacağı bekleniyordu. Gerek Musevi, gerekse Kerubi'nin, kendi taraflarına “gösterileri durdurun” çağrısı da, bu beklentiyi güçlendirmekteydi. Çağrılara rağmen, yani “muhalif liderlere” rağmen, binlerce kişi gösteri yaptı. Çatışmalar oldu. Resmi açıklamalara göre 10 kişi hayatını kaybetti. Açıkça belli olmuştu ki, sokak, Mysavi ve Kerubi'ye rağmen hareket etmeye başlamıştı. Büyücüler, kendi büyülü kuvvetlerine hükmedemiyordu! Ya da daha doğu bir söylemle, onlar, tam da sokakların baskısıyla, gönülsüzce yürüyorlardı gerçekte. Hareket, “reformcular”ı önüne katmış, yürümeye zorluyordu. Elden geldiğince frenlemeye çalıştılar... Frene kuvvetle bastıkları nilk anda da, hareket onları aştı.
Sokakların bu baskısı, hareket tarafından aşılmakta olduğunu farkediş, Musavi'yi yine ileri adım atmaya zorladı. 10 göstericinin öldüğü akşam, taraflarına “Şehit olmaya hazırım! Beni tutuklarlarsa genel greve gidin!” çağrısı yaptı. Bu hamleyle Musavi, bir sıçrayışta, kendini aşmakta olan hareketin başına geçiveriyordu.
Musavi'nin söz konusu açıklamayı, tam da Obama'nın ve Temsilciler Kongresi ile Senato'nun, İran yönetimini uyaran bir karar yayımlamasından sonra yapmış olması, ayrıca ilginç bir tesadüf olsa gerek!
Beyaz Saray, sürecin başından beri “gelişmelerin dışında kalan”, “sadece izleyen” bir konumda olduğunu göstermeye gayret etmişti. Belki büyük ölçüde de böyleydi. Zira kimse olayların ne yönde gelişeceğini kestiremiyordu. Hele kamuoyu yoklaması Ahmedi Necat'ın seçimleri açık ara kazanacağını gösteriyorken, hangi babayiğit İran'da böylesi bir patlama bekleyebilirdi! Belki o meşum M16 (İngiliz dış istihbaratı) bir şeyler yapmaya çalışıyor, dolaplar çeviriyordu. (İran yönetimi bu nedenle İngiltere'ye karşı çok sert açıklamalarla yüklendi.) Ne ki, ardında %60'ı aşan bir seçmen desteği olan Ahmedi Necat, gerçekten de sarsılmaz görünüyordu. Üstelik Ayetullah (dini lider) ve Anayasayı Koruyucular Konseyi açıkça onu destekliyorken...
Ne var ki gösteriler başladığında bu düşüncelerle beklemeye geçenler, eylemlerin yaygınlaşmasıyla şaşkınlığa düşenler “Muhafazakarlar”ın müdahalesi “reformcular”ın frenleme çabalarına kar etmedi. Hareket sönmedi. Açıkça görülüyordu ki, hareketin gerçek kökenleri içerdedir. Ve sanıldığından çok daha derindedir. Emperyalistleri tereddütten kurtarıp daha çaıktan tavır alma yoluna sürükleyen şey, buydu. Aynı etken, Musavi'ye son sıçrayışını yaptırıyordu.
Muhafazakarlar ve Reformcular
Burjuva sosyolojisi, siyasal gelişmeleri, sınıfsal eksende değil, salt siyasal-kültürel çerçevede ve soyut insan temelinde ele alır. Görüneni öne çıkarma, ideolojiler çerçevesinde açıklama yapma, onun en iyi bildiği şeydir. İran'a yaklaşımı da bu çerçevede oldu. Salt görünenle yetinmemizi istedi, istiyor. Oysa bu bakış, ne “muhafazakar”, “reformcu” ayrımını anlamamıza olanak veriyor, ne sokaktaki hareketi, ne de “değişim” gereğini.
İran'da gündeme gelen ayrımlar ve “değişim”, özünde, onun iktidar yapısındaki evrimin soğrudan yansımasından başka birşey değil. Üstelik bu gereklilik ve bunun “muhafazakar”-“reformcu” şeklindeki yansısı da yeni değil. En azından on yıl önceki seçim döneminde karşılaşılan bir olgu. Kökleri ise, İran'ın devrim sonrasındaki ikitisadi evrimine uzanıyor.
İran'da Şah rejimini alaşağı eden 1979 Devrimi, bir halk devrimiydi. Demokratik bir devrimdi. Komünistlerden mollalara, liberallerden küçük burjuva demokratlara hemen her siyasal akımın yer aldığı, işçi sınıfı ve orta katmanların, orta burjuvaların katıldığı bir devrim. Emperyalizmin kuklası Şah ve bir avuç tekelci zengin, bu devrimle yıkıldı gitti. İktidar mücadelesinden “çarşının örgütlü gücü” mollalar galip çıktı. Petrol sanayi, büyük işletmeler devletleştirildi. Artık tekelci burjuvazi yoktu. Ama sistem kapitalizmdi.
Kapitalist toplumun evrimi, sermayenin merkezileşmesi ve yoğunlaşması doğrultusundadır. Eğer devrim, tekelci burjuvaziyi Şahla birlikte alaşağı ettiyse, kapitalist evrim, yeni tekelci burjuvaziyi yaratacaktır. Emperyalizme bağımlılık, Şahla birlikte devrimin kızgın alevlerinde ortadan kalktıysa, kapitalist gelişim, önünde sonunda bu bağımlılığı bir kaçınılmazlık, bir olmazsa olmaz olarak gündeme getirecektir. Kapitalizm koşullarında kalarak bağımlılık ilişkisinin dışında kalmak mümkün değildir.
İran'ın son 30 yılı, işte bu evrensel gerçeğin birkez daha kanıtlanması oldu. Devrimin hemen sonrasında Saddam rejimiyle savaşa tutuşan, beş yıllık savaşta iyice hırpalanan İran ekonomisi, 87'den sona eren bu savaşın yıkımlarından sonra, iktisadi büyüme ve yapılanma için gereken sermayeden yoksun, güçsüz durumdaydı. Baş şeytan (ABD) kovulmuş, İngilizlerin ellerindeki petrol işletmeleri millileştirilerek kurtarılmıştı ama... Teknolojik yenilenme için sermaye gerekiyordu. Ekipman ve makine ihtiyacı karşılanamıyordu. Ekonomik ambargo altındaydı. Petrol üretimi düşüktü. Dış ticaret yolları zorluydu. Üstelik sosyalist blokta çözülmeler sonrası emperyalist ambargo alabildiğine acımsız durumdaydı.
Öte yandan “özel sektör”, sermayenin merkezileşme ve yoğunlaşma eğilimi sonucu, yeni “büyük sermaye”yi, yeni tekelleri yaratmış durumdaydı. Şu halde, hem devlet işletmeleri için, hem “özel sermaye” için “dışa açılmak” iktisadi bir gereklilik olarak gündeme gelmekteydi. Kapitalist iktisat, kendi yasalarını devrimin “İslam Cumhuriyeti”ne dayatmaktaydı.
“Değişim”, “reform” ihtiyacı, İran kapitalizmi için kaçınılmaz bir yazgıydı. Kendini ister “muhafazakar” olarak adlandırsın, ister “reformcu”, her siyasal eğilim, bu “değişimi”, bir kader olarak görüyor ve kabul ediyordu. Bu anlamda “muhafazakarlar” ve “reformcular” bir madalyonun iki yüzünden başka birşey değildir. Dayandıkları kitle tabanı ve siyasal söylemler ayırmaktaydı iki kesimi. Birinciler, hala “çarşının disiplinli örgütü” olarak orta katmanların ve kırsal kesimin sözüsüydü ve devrimin değerlerine daha sıkı sarılmaktaydı. Ama “dışa açılmak” ve “değişim”, bu kesim açısından da bir zorunluluktu. Diğer kesim, daha ziyade kentlerin üst-orta kesimlerine ve görece zengin gruplara dayanıyordu. Bu bölünme ilk olarak Hatemi'nin başa geçtiği on yıl önceki seçimlerde gündeme geldi. “Reformcu” Hatemi, cumhurbaşkanı oldu. O dönem, beklenenin aksine, ne bu denli gerilim oldu, ne böylesi çatışmalar. Bugünse durum biraz daha farklı. Son on yılda ambargo hafifledi. Dahası, ABD hegemonyasının hızlı çöküşü, “çok kutupluluk” arayışları ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi İran'ın yakınlaştığı uluslararası gücün varlığı, “muhafazakarlar” ve “reformcular” arsındaki açıyı büyüttü. Kuşkusuz bunda, tekellerin görece güçlenmesinin de etkisi var. böylece iç gerilim, görünürde, bir “doğu-batı” ayrışmasını da barındırır hale geldi.
Reform mu Devrim mi?
Gerek on yıl önceki ayrışma, gerek bugünkü bölünme, görünürde, bu iki kesimin iktidar savaşımı gibi. Ama gerçekte, her iki kesim de, iktisadi gerekliliğin sonucu olarak, sınırlı bir dönüşümden, sınırlı bir “değişim”den yana özünde her iki kesim de “reform” yanlısı. Yukarıda bunun temellerini ortaya koymuş bulunuyoruz.
İran toplumunun gündemi, sorulan asıl soru, “muhafazakarlar” mı yoksa “reformcular” mı değildir. Hayır! Son 30 yıl boyunca sürekli yoksullaşan, aylar boyu ücretlerini alamayan, işsiz kalan, %28 gibi yüksek bir enflasyon altında ezilen geniş emekçi yığınlarının köklü değişim -toplumsal devrim eğilimiyle, yönetimin ve sermayenin sınırlı dönüşüm- reform arasındaki çelişkidir. Dün soru buydu bugün de soru budur. Gerçek çelişki, budur.
Bu yüzden hareketin kendisini aştığını gören Musevi, o keskin açıklamayı yapmak zorunda kaldı. İstekler, niyetler ne olursa olsun, İran'da “sınırlı dönüşüm” ihtimal ve imaknı hızla ortadan kalkıyor. Hareketin köklü nedenleri, masa başı planlarını boşa çıkarıyor. Nesnel yaşam, burjuvazinin iki kesimi arasındaki tahtarevalli oyununu fırlatıp atıyor. Tarihin ironisi! “Sınırlı dönüşüm”e ihtiyaç duyan sistem, mevcut sosyo-ekonomik ve siyasal şartlarda, büyük fırtınalara sebep oluyor. Bu fırtınadan neler doğacağını hep birlikte göreceğiz. 79'da başarısız olan proletarya, 30 yıl sonra rövanşı alabilecek mi? Yanıt sokaklarda şekillenecek.



