153 yıl önce 8 Mart 1857’de Amerika, Chicago’da dokuma işçisi kadınlar çalışma saatlerinin düşürülmesi ve ücretlerin yükseltilmesi için greve çıktılar ve fabrikalarını işgal ettiler. Kadınlar dışarı çıkmamakta kararlıydı. Burjuvazinin emriyle güvenlik güçleri fabrikayı ateşe verdi ve onlarca kadın yakılarak katledildi.
1910’da 2. Enternasyonal’de (Uluslararası İşçi Birliği) Clara Zetkin’in “8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olması önerisi katılımcıların tümünün öneriyi ayakta alkışlamasıyla onaylandı. Bu tarihten sonra tüm dünyada 8 Mart “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak, kadınların özgürleşme mücadelesinde bir basamak olmaya başladı.
Ancak bu durum kadını evine ya da fabrikaya hapsetmeye çalışan burjuvazi için son derece tehlikeli bir hal almıştı. Her 8 Mart, kadının işçi sınıfı içindeki ve mücadeledeki yerini vurguluyor, emekçi kadınların grevleri, ayaklanmalarıyla sonuçlanıyordu.
Sermaye sınıfı 8 Mart’ı yasakladı olmadı, saldırdı olmadı, bu kez de içini boşaltmaya çalıştı.
1977'de Birleşmiş Milletler 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olduğunu ilan etti. Burjuva kadınlar milyarlık kürkleri, takıları ve sömürücülere özgü yalancı gülüşleriyle salonları doldurdular. 8 Mart’ı sınıfsal kimliğinden sıyırmak için tüm pencerelerinden bağırarak sesimizi bastırmaya çalıştılar.
TEKEL işçisi kadınlar, tarihteki pek çok örnekte olduğu gibi sermayenin oyununu bozarak çıktılar tarih sahnesine. Sınıfsal kimliklerine sahip çıkarak, mücadeleyi seçtiler. Grev çadırlarındaki eşlerini evde bekleyen ya da yemek taşıyan kadınlar değil, erkek yoldaşlarıyla birlikte çadırlarında nöbet tutan, söz alan, eyleme yön veren oldular.
TEKEL işçisi kadınlar diğer kadın işçiler gibi günde 8- 10 saat emeklerini satarak yaşamlarını kazanırken, diğer ev emekçisi kadınlar gibi işçinin ertesi gün yeniden üretmesi için evde de çalışmaya devam eder. Fabrikaların gelecekteki işçilerini yetiştirir. Burjuvazi, gider olarak gördüğü ve işçiden çaldığı hizmetleri aile çatısı altında “doğal iş bölümü” adında kadının üzerine yıkmıştır. Kadın, hem aşçı, hem hizmetçi, temizlikçi, çamaşırcı, bulaşıkçı, hasta, yaşlı ve de çocuk bakıcısıdır. Üstelik kendisinin de işçi olması durumunu değiştirmez daha da ağırlaştırır. Bu nedenle iki kez sömürülür kadın: Fabrikada hizmet ya da mal üreten işçi olarak, evde hizmet üreten emekçi olarak… Bu nedenle emekçi kadınların kapitalizme karşı öfkesi erkek emekçilerden iki kat daha fazladır.
Eğer kadın bir de ikinci ulus muamelesi görüyor, aşağılanıyor, yok sayılıyorsa, Kürt kadınlarında olduğu gibi ulusal olarak da, yani üçüncü kez sömürüye maruz kalır.
Kadının mücadelesi sınıfsal mücadeleden ayrılamaz, kopartılamaz. Kadının bir cins olarak mücadelesi de bu mücadelenin ertelenemez sorunlarındandır. Kapitalizm kadınların emeğini sömürmekle kalmaz. Kadına bir cins olarak da kendisini pazara sunmasını dayatır. Görüntüsüne, giyimine kuşamına göre çalışacakları seçer, onu vitrin gibi, eşya gibi görür. Ona eşya olmayı, edilgen olmayı, ikincil olmayı emreder. Tüketilen ve tüketen bir nesne… Her türlü taciz, aşağılanma ya da dayatmaların sorumluluğunu yine ona yükler. Kadının kapitalizmin cinsel sömürüsü karşısında da tek kurtuluş yolu yine sınıfsal mücadeleden geçer.
TEKEL işçisi kadınlar grev çadırlarında, eylemde özgür bir dünya ile sosyalizmle tanıştılar. Erkek işçilerle eşit oldukları, medyanın onları hapsettiği zincirlerinden kurtuldukları, sözlerinin varlıklarının değerli olduğu, ikincil değil eşit oldukları bir yerde yaşadılar. Ankara’nın ayazına ve çadırın kısıtlı olanaklarına rağmen “burası bizim evimiz” dediler içtenlikle. İşçilerin ve emekçilerin kapitalizmde tek özgür oldukları yer eylem alanlarıdır. Yoz kültürün değer yargılarından, evle iş arasındaki kısır döngüden çıktılar ve toplumun tüm kesimleriyle tanıştılar. Dostu düşmandan ayırt etmekte ustalaştılar. Geliştiler, dönüştüler ve dönüştürdüler.
Chicagolu dokuma işçisi kadınlar, nasıl kadının sınıfsal kimliğine sahip çıkışının sembolü olduysa, TEKEL işçisi kadınlar da bu mücadelenin; kadın ve erkek işçilerin mücadele birliğinden geçtiğini kanıtladılar.
Her yerde olduğu gibi TEKEL'de de en son işe alınıp ilk işten çıkarılan kadın işçiler oldu. Tüm dünyada olduğu gibi kadın işçiler yaşamda da mücadelede de en önde olduklarını gösterdiler. Kadınların kavgada, mücadelede ön saflarda yer almaları o kavganın çok daha ileri gidebileceğinin de göstergelerinden biridir.
TEKEL işçilerinin mücadelesi artık sadece onların değil tüm işçi ve emekçilerin mücadelesidir. TEKEL işçisi kadınlar sadece TEKEL işçilerine değil tüm emekçi kadınlara hayatın neresinde olmak istediklerini gösterme cesareti ve bilinci veriyor. Zafer, bu cesaret ve bilinçle kavgayı yükseltenlerin olacak…
YAŞASIN 8 MART
YAŞASIN DÜNYA EMEKÇİ KADINLARININ KAPİTALİZME KARŞI SAVAŞ GÜNÜ!
YAŞASIN EMEKÇİ KADINLARIN MÜCADELE BİRLİĞİ














