Burjuvazi bir salgın hastalık emekçilerin yaşadığı semtlerle sınırlıysa, buna karşı harekete geçmez, en fazla halk kitlelerinin baskın ve toplumsal ayaklanma korkusuyla sınırlı bir çaba içine girer. Ne zaman ki salgın kendi yaşadığı yerlere kadar uzanmışsa, ancak o zaman ciddi bir gayret göstermiştir. Corona pandemisinde olduğu gibi, sömürücü sınıfın emekçilere uygun gördüğü yaşam, her tür hastalıkla iç içe sağlıksız, insanlık dışı koşullarda bir yaşamdır.

Salgın emekçiler için büyük bir tehdit olmasına rağmen, sistem onları fabrikalara gönderdi. Çarklar durmadan dönsün diye. Bugün özel mülkiyet toplumunda, toplumun çarkını döndüren ücretli emekçilerdir. Burjuvazi ve siyasi temsilcileri kabul etmese de, başka bir biçimde fabrikaları açık tutarak itiraf etmiş oluyorlar. Koca bir toplum, bir grup emekçinin emeğine dayanıyor. Bu insanlar çalışmasa toplumun çarkları duracak.

Burjuvaziden, siyasetçilerinden ve ideologlarından bir itiraf daha: Başka zaman idealizmi elden bırakmayanlar, bu sırada, işçiler çalışmazsa ekonominin çarkları durur, çarklar durursa, toplum çöker, demeye başladı. İnsanlar, kültür, sanat, eşitlik vb politik yapı hukuk ilişkileri oluşturmadan önce ekonomik olarak hayatını kazanmalıdır. Üretim ve geçim araçlarını üretmelidir. Marx’ın sözleriyle “Çocuklar bile bilir ki, çalışmaktan alıkonulan bir ulus, değil bir sene, bir kaç hafta içinde ölür.”

Aynı içeriğin Engels tarafından formüle edilişi “Tarihteki belirleyici etmen, son çözümlemede günlük yaşamın üretimi ve yeniden üretimidir. Fakat bunun kendisi iki yanlı bir karakterden oluşur. Bir yanda yaşam araçlarının, yiyecek, giysi ve barınağın, dolayısıyla gerekli aletlerin üretimi, diğer yanda insanların kendilerinin üretilmesi, türlerinin üremesi”.

Kapitalistlerin amacı, toplumun maddi gereksinimlerini karşılamak değil, kar sağlamaktır. İnsana yararlı bir şey üretmek yani kullanım değeri üretmek değil, değişim değeri üretmektir. Kullanım değeri, yararlı bir şey yalnızca değişim değerinin maddi bir taşıyıcısıdır. Kapitalistin amacı insana yararlı bir şey üretmek değil, artı-değer elde etmektir. Kapitalistlerin amacı insanların ihtiyaçlarını karşılamak değil, insanın ihtiyaçları ve insana ait her şeyden kar sağlamaktır. Sadece kar sağlamak değil, en yüksek karı cebe indirmektir. İşçiler çalışmazsa en yüksek kar nasıl elde edilecektir. Bu yüzden işçiler kar uğruna salgının ortasına atılıyor. Sermayenin çarkları insanların hayatı pahasına döndürülüyor.

Kapitalist üretim biçimi yalnızca artı-değer üretmez. İşçilerle kapitalistler arasındaki ilişkileri de yeniden üretir. Yani bir kutupta zenginliği ve karşı kutupta yoksulluğu yeniden üretir. Ücretli zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayan emekçinin yoksulluğu, kapitalist üretimin ön koşuludur. Daha tam bir ifadeyle, emekçinin yoksulluğu kapitalist üretimin hem koşulu, hem konusudur. Kapitalizm, bu durumu yeniden ve yeniden üretir. Emekçi sürekli yoksunluk ve yoksulluk içinde olduğu için ancak emek gücünü satarak yaşamını sürdürebilir. Emek gücünü satamadığı zaman yani işsiz kaldığında acımasızca yaşamın dışına itilir. Bu yüzden işçi yaşamını sürdürmek için en ölümcül durumlarda bile çalışmak zorunda bırakılıyor.

Kapitalist toplumsal sistemin çarkları ücretli emeğe dayanıyor. Ücretli emek sisteminin yıkılması kapitalist düzenin yerle bir olması demektir. Ücretli kölelik sistemi karşıtların birliği ve mücadelesidir. Ücretli emek, karşıtını yani sermayeyi ortadan kaldırarak kendini kaldırabilir.

Aralarında uzlaşmaz çelişki olan karşıt sınıflar işçi sınıfı ve kapitalist sınıf arasındaki büyük mücadelenin, emekçilerin içinde bulunduğu ağır koşullar nedeniyle, düne göre çok daha şiddetli geçeceği kesindir. Bir çok kimse işçi sınıfı ile kapitalist sistem arasındaki mücadeleyi ideolojik alanla sınırlıyor. Oysa ideolojik mücadele gerçek mücadelenin bir yansımasıdır. Fakat nesnel durum karşısında edilgen değildir. İdeoloji, yansıttığı nesnellik üstünde güçlü olarak etkide bulunur. Fakat ideolojik mücadele gerçek durumu tamamen değiştirmez. Esas mesele gerçek çatışmayı kazanmaktır. Bu da pratik yolla, eylemle, devrimle olur.

Sınıf mücadelesinin gelişimi üzerine yazı yazan bir çok kimse, sınıf savaşımının canlı ve somut bir süreci hakkında hiçbir şey söylemeden, sonucu kendiliğinden gelişmeye bırakıyor. Proletaryanın sınıf mücadelesi soyut değil, somut, canlı biçimler almıştır. Sınıf mücadelesi birçok yerde ve küresel olarak sokak savaşları, isyan ve ayaklanma biçimi olarak gelişiyor. Pratik olarak devrimci eylem içinde olmaktan ısrarla kaçınanlar, emek-sermaye arasındaki çatışmanın sonucunu sınıf savaşı belirler, deyip işin içinden çıkıyor. Böylece pratik görevlerden sıyrılmış oluyor. Gerçek devrimcilik, koşullar ne olursa olsun, her koşulda devrimci mücadeleyi sürdürerek sınıf savaşını tutarlıca sonuna kadar götürmektir. Devrimin zaferini bu yolla sağlayarak dünya devrimine yeni bir ivme katmış oluruz. Devrim için dövüşmekten özellikle uzak duranlar sınıf savaşının sonucu hakkında sadece gevezelik etmiş olurlar.

Ancak o zaman gerçekten bir daha eskisi gibi olmayacak. Eski günler sona erecek, işçiler bir daha eski sömürüldüğü döneme dönmeyecek. Bugünkü özel mülkiyet toplumuna dokunmadan bütün bunlar küçük burjuvazinin hayalciliğidir. Pandeminin etkisiyle finans kapitalin dünya egemenliğine çeşitli eleştirilerde bulunuyorlar. Ama bu eleştirileri proletaryanın devrimci bakış açısından değil, halkçı bakış açısından yapılıyor. Bu yüzden sığ, sınırlı ve reformisttir. Proleter sınıf bakışı sorunu şu şekilde koyar: Finans kapitalin dünya egemenliğinin devrimle yıkılması, onun yerine sınıfları ortadan kaldıracak olan proletaryanın devrimci egemenliğini alması. Bunun için bulunduğumuz her yerde en büyük güç, enerji ve kararlılıkla devrimin başarıya ulaşması uğruna dövüşeceğiz.

Daha önce belirttik, yeni bir gelecek bize uzak değil. Yeni bir geleceğe geçiş en ilerinin sorunu, başka zamanlara ait değil, bugünün sorunudur. Yoğun devrimci bir dönemdeyiz. Bu tarihin en devrimci dönemidir. Tarih kısa tarihtir. Koronavirüs ve yarattığı sorunlar, sorunun bir toplumsal sistem sorunu olduğunu ve varolanın yerine yeni, ilerici ve insanal bir topluma geçişin bir zorunluluk olduğunu bir çok kimseye öğretti. Tarihin ibresi yeni yarınları gösteriyor.

Sınıf mücadelesi her yerde devrimci biçimler alıyor. Bunun sonucunda sömürü ve baskıya dayanan eski toplumun yerini tüm bunların geçmişte kaldığı, bireylerin işbölümüne kölece boyun eğmediği, kadınların köleliğinin sona erdiği ve tam kurtuluşunu gerçekleştirdiği yeni bir toplum olacaktır. Eskiden beri süregelen kent-kır toplumsal işbölümü ayrılığı ve karşıtlığına son verilecektir. Kentle kırın üstün ve yeni bir birliği, yeni toplumun ilk ön koşullarından biridir. Ancak kent ve kırın yeni bir birliği sağlanırsa, insanlar insanlığa uygun bir ortamda ve çevrede yaşayabilecektir.

Kapitalist toplum ömürün doldurduğu halde bir çok burjuva çevre eski toplumun ömürünü biraz daha uzatma amacıyla yeni önerilerde bulunuyorlar. Daha doğrusu yeni şeyler söylediklerini sanıyorlar. Kısaca daha adil bir düzen kurulmasını öneriyorlar. Onların yeni dedikleri, eski görüşlerin yeniden ifadesinden başka bir şey değildir. Daha önce de adil bir düzen peşinde koşanlar oldu. Fakat kapitalist toplumda adil bir ilişki, bugünkünden farklı olmaz. Sınıflı bir toplumda paylaşım, her bireyin sınıfsal konumuna göre olur. Ama burjuvazi bu aldatmacalarla emekçi kitlelerin devrime başvurmalarının, yeni bir dünya kurmalarının önüne geçmeye çalışıyor. Burjuvazi tarihin akışının ve sınıf savaşımının yarattığı devrimci sonuçlara karşı eskiyi korumakta direnecektir. Varsın umutsuzca dirensin, devrimci kitleler zorla, eylemlerle, devrimle onu tarih sahnesinden alaşağı edecektir.

Pandeminin etkisiyle sistemin krizi boyunlanınca bir çok kimse burjuvazinin yönetemediğini kabul etmek zorunda kaldı. Dünyada devrimci kriz var, sömürücü sınıfın yönetemez duruma gelmesi, bu gerçekle bağıntılıdır. Dünyada devrimci bir durumun bir olgu olduğu kabul edilmeden burjuvazinin yönetemez durumda olduğu açıklanamaz. Kaldı ki, egemen sınıfın toplumu yönetememesini kabul etmek, gerçek durumu tüm yönleriyle ortaya koymaz. Burjuvazi yönetemiyor, proletaryaysa devrimi başaracak yeni bir toplumsal sisteme geçecek ve yönetecek kadar olgun tecrübeli, birikimli ve yetkin bir konumdadır. Halk kitlelerinin bilincini aydınlatmak için sorun bu bütünlüğü içinde konmalıdır.

Çeşitli çevreler, sermaye sınıfının yönetemez bir durumda olduğu için daha baskıcı daha saldırgan ve daha katliamcı bir politika izleyeceğini söylüyor. Bu tam da sermayenin toplumu yönetemediğinin ve güçsüzlüğünün bir ifadesidir. Yoksa onun güçlü olduğunu göstermez. Ufkunu bununla sınırlayanlar, toplumda gelişen ve her yerde yükseliş halinde olan devrimci yönü, devrimci hareketi anlayamaz. Dolayısıyla bu mücadelede belirleyici olan tarihin itici güçlerini gözardı ederler. Tekelci sermayenin daha saldırgan bir politika izlemesi daha çok gerici şiddete başvurması, onun yıkılışını biraz daha çabuklaştırır sadece.

Milyonlarca işçi daha işsiz kaldı. Bu kadar işçinin işsiz kalması, çalışan hiçbir emekçinin yarınından emin olmadığını çarpıcı biçimde göstermiş oluyor. İşçi kavramında yoksulluk verilidir. O ancak emek gücünü satarak yaşamını sürdürebilir. İşçinin işsiz kalması demek, yaşam araçlarından yoksun kalması sefaletle imtihanı demektir. Çalışanların harcamalarının sınırı geliridir. Gelirini oluşturan ücretinin gerçek değeri yani gerçek alım gücü düştüğü için, geliriyle her geçen gün daha az geçim aracı alabilir. Emekçi, gelirinin aşan bir harcama yaptığında kredi kartıyla vb, bunu ödeyemeyeceği için onu bekleyen daha derin bir sefalettir. Ücretli emekçiler, kent ve kır yoksulları covid-19 ile birlikte tam bir sefalete itildiler. İtildikleri durum, emekçilerde derin bir hoşnutsuzluk ve büyük bir öfke yaratmıştır. Bunun kendisini büyük patlamalar biçiminde göstermesi kaçınılmazdır. Gücü elinde tutanlar sokakta halk kitleleriyle hep karşı karşıya gelecektir. Toplum baştan başa tam bir çatışma alanıdır.

Eski toplumsal sistem kendini tüketti. Halk kitlelerinin sistemle kopuşu derinleşiyor. Devrimi gerçekleştirmekte en etkin en köklü kopuştur. Kopuş evrenseldir. Yeni bir hız kazanmıştır.

C.DAĞLI