Türkiye'nin Suriye topraklarını işgal ve ilhak gibi bir niyeti asla söz konusu değildir. Tam tersine biz Suriye topraklarının işgalinin ve ilhakının önüne geçmek istiyoruz. Suriye'nin 3'te 1'i PKK'nın ve ne yazık ki onu destekleyen ABD'nin işgali altındadır.”

İki cümleye bu kadar yalan ve demagoji nasıl sığdırılır diye merak edenler varsa yukarıdaki cümleye bakabilir, dil eğitmenleri örnek cümle diye müfredatlarına alabilirler; çok yararını göreceklerinden şüphe duymasınlar.

“Türkiye'nin Suriye topraklarını işgal ve ilhak gibi bir niyeti asla söz konusu değil”miş. Hadi buna inanalım ve bir soru soralım: Diğer yerler bir tarafa, İdlib’te ne işiniz var? Malum orada PKK de yok. Suriye’nin üçte biri ABD’nin işgali altında madem ve madem ki sen Suriye’yi ABD işgalinden kurtarmak istiyorsun, ABD’yi NATO’yla birlikte İdlib’e kim çağırıyor ve bu çağrı ne anlama geliyor. Yoksa ABD’yi Suriye’ye siz çağırınca ABD ve NATO işgale değil de “mırra” içmeye mi gelecekler!

Faşizm budur! Faşizm, kitleleri aldatmak için her türlü yalana, her türlü demagojiye başvurmakta, şovenizmi sınırsız biçimde, akla hayale sığmayacak ölçülerde kışkırtmakta bir saniye bile tereddüt etmez.

Hitler faşizmi, ki bunların atası sayılır, Alman Komünist Partisine altı milyon oy vermiş Alman proletaryası ve halkını aldatmak için kendini “sosyalist” ama “nasyonal” olanından diye tanıtmamış mıydı! Tekelci kapitalizmin, ondan da öte Alman tekelci kapitalizminin en iri tekellerinin sadakatte sınır tanımayan bu dişleri kanlı köpekleri, “yalan ne kadar büyük olursa inandırıcılığı da o kadar fazla olur” düşüncesini bir “ilke” düzeyine çıkartmışlardı.

Şimdiki çırakları onların izinden ilerliyorlar. Kendilerine “sosyalist” demiyorlar ama onun yerine “kurtarıcı” kostümüyle sahneye çıkıyorlar. Kimleri kurtarmadılar ki bu güne kadar! Kosova’dan tutalım da Afganistan’a; Libya’dan tutalım da Çin’in Uygurlar’ına kadar herkesi “kurtarıyorlar”. Bıraksalar dört yüz kilometre uzunluğunda otuz kilo metre derinliğinde bir şeritteki tüm Kürt, Arap, Süryani ne varsa herkesi kurtaracaklardı da, bırakmadılar, yüz yirmi kilometre uzunluğunda ve on kilometre derinliğinde bir şeritle yetinmek zorunda kaldılar. Tel Abyad ve Serakaniye’den bahsediyoruz.

“Boynuz kulağı geçer” derler; doğrudur, ama boynuzun kulağın yerini asla alamayacağı da bir o kadar doğrudur. Hitler, yalan ve demagojide ustaydı. Bunlar dün dediklerini bugün unutacak kadar acemi. Suriye’deki dinci-faşist çeteleri kastederek diyor ki RTE,

Asıl önemli olan şey, sürekli ‘oradaki teröristler’ diye dile getiriliyor. Tamam da bu teröristler kim? Bunlar bir PYD, bir YPG değil. Bunlar tam aksine Suriye’nin kendi insanları ve Suriye’nin yerleşik halkı. Bu insanlar kendi topraklarını kendi evlerini korumanın mücadelesini veriyor.”

Oysa El Nusra denen katil sürülerini “terör örgütleri” arasında sayan liste Türkiye’nin dosyaları arasında duruyor ve mürekkebi bile kurumamıştır daha.

Unutmuş!

Sonra diyor ki “bunlar Suriye’nin kendi insanları ve Suriye’nin yerleşik halkı.” Oysa Suriye’de, İdlib’te bulunan çete örgütlerinden birinin adı “Türkistan İslam Partisi”dir. Yani ta Türkistan’dan, Çin’in Uygur bölgesinden MİT, CIA ve diğer emperyalist istihbarat servisleri tarafından Suriye’ye, hem de aileleriyle birlikte, getirilen katil, yağmacı, toplumun en dip tortusu bunlar. “El Tunisi, El Mısri, El Iraki, Şişani (Yani Çeçen)” vb vb saymakla bitmez isimlerden geçilmiyor halbuki. Yani bu çeteler, dünyanın dört bir yanından (elbette aralarında Suriyeli dinci-faşistler de var) emperyalist istihbarat servisleri tarafından Suriye’ye getirilmiş paralı katiller, yağmacı hırsız sürüsüdür. Bunların ne mal “Suriye’nin yerleşik halkı” olduklarını anlamak için Afrin’i nasıl yağmaladıklarına bakmak yeter. İşte örnek: Diyor ki,

Rejimin saldırıya geçtiği her yerde insanlar diğer bölgelere değil, Türkiye'ye yöneliyor çünkü güven bölgesi burası.”

Cümlenin ilk kısmının doğruluk payı var. Türkistan’dan, Uygur bölgesinden, Çeçenya’dan vb vb getirilen çeteler ve aileleri, Türkiye’ye yöneliyorlar; çünkü Suriye’ye nereden girdilerse oradan çıkabileceklerini biliyorlar. Türkiye’den giren, Türkiye’den çıkar, bundan doğal bir şey olabilir mi? 

Kabul etmek gerekir, hemen hemen tüm faşist liderlerin “Oblomov’un rüyası”na benzer büyük hayalleri olur. Hitler, dünyaya hakim olmak istiyordu; “bizimki” Şam’da Emevi Camii’nde “Cuma namazını eda etmek” istiyordu. Hitlerin sonu malum. “Bizimki” Şam’a değil ama Hacı Bayram’a gidebildi ancak.

Şimdiki rüyası, “Suriye'yi terör örgütlerinden ve rejimin zulmünden” temizlemektir. Bu rüya gerçekleşmeden “bize huzurla uyumak haramdır.” diye iddialı da konuşuyor. Terör örgütleri dediği YPG’dir. Rejim ise biliniyor.

Ne dokuz yıldır dinci-faşist çeteler üzerinden yürüttüğü savaştan bir ders çıkarabiliyor, ne de bunca bol danışmanından biri çıkıp da, “büyük lokma ye, büyük laf etme” sözünü hatırlatıyor.

Şurası da bir gerçek: En azından 2013 Haziran Halk Ayaklanmasından bu yana dinci-faşist iktidar ve tekelci sermaye için “huzurla uyumak haram” olmuş. Bundan böyle çok daha “haram” olacak.

Hitler, Mussolini ne zaman “huzurla” uyudular ki onların ardılları huzurla uyusunlar!

Taylan Işık