< Dövüşe Dövüşe Yürünecek!

Çocuklarımız aç! Daha çocukluklarını, ilk gençliklerini yaşayamadan tezgahlara zincirleniyor, tarlalara sürülüyor!

15-17 arasındaki her dört çocuktan biri çalışıyor. Hem de TÜİK rakamlarına göre!

Her üç çocuktan biri kelimenin gerçek anlamında bir yoksulluk içinde. Günde bir kez bile taze meyve-sebze tüketemeyen çocukların oranı ise yüzde 10. Yetersiz beslenme yüzünden her on çocuktan biri gelişimini tamamlayamıyor, bodur kalıyor!

Okula giden çocuklar aç. Evde aç, okulda aç! Eğitimciler haykırıyor: “Açlıktan bayılan çocuklar var. Tokasını yanındaki arkadaşına verip yemeğini paylaşmasını isteyen çocuklara şahitlik ettik. Bize ağlayarak gelen bir öğretmen sınıfının yarısının okula yemek getiremediğini, kendisi evden börek yaparak götürdüğünü ancak ekonomik olarak artık bunu karşılayamadığını söylemiş, bunun duygusal yükünü kaldıramamıştı.”

Dinci faşist iktidar bu şartlarda “asgari ücret pazarlığı” yapıyor. Hesaplamalar bir yılda enflasyon nedeniyle asgari ücretlinin 50 bin TL kaybettiğini gösteriyor. Hatırlayın. Kendi TÜİK rakamlarını bile değil, “hedeflenen enflasyon” üzerinden belirlemişlerdi asgari ücreti. TÜİK rakamları gerçek enflasyonun yarısıyken, onu bile çok görmüştü tekellerin iktidarı.

Unutulmasın. Bu ülkede asgari ücret, neredeyse genel ortalama ücrettir.

Açlık, yokluk, işsizlik bir mengene olmuş sıkarken işçi ve emekçilerin ümüğünü, daha yoksun, daha yoksul, daha katlanılmaz bir hayat dayatıyor iktidar.

Kadın cinayetlerini, derinleşen işsizlik uçurumunu, tarımsal üretimin neredeyse tamamen yok edilişini, gençlerin geleceksizliğini... tek sözle tarifi imkansız toplumsal çözülme ve yıkımı ekleyin buna.

Öte yanda korkunç bir debdebe, şatafat. Korkunç bir çürüme, yozlaşma. En tepeden başlayan çeteleşme, mafyalaşma... Düzenin hiçbir iler tutar yanı kalmamış.

Bu haliyle işlerin devam etmesi mümkün değil. Her yerinden sarsılan, çatırdayan yapı kırılmak üzere.

Bu şartlar altında “barış ve demokrasi” beklenebilir mi? Bu şartlar altında beklenecek tek şey, “barış ve demokrasi” değil, “toplumsal patlama ve ayaklanma”dır. Bunun doğal sonucu da iktidarın daha baskıcı, daha saldırgan, daha “yasa tanımaz” olacağıdır.

Gelecekten “demokrasi ve barış” adına umutlu olan, yahut sandıkla hükümetin değişeceğine inanan varsa hala, “11. Yargı Paketine” baksın. İpten kazıktan kurtulan herkesi zindanlardan salarken, toplumsal devrim güçleri üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmayı, cezaları katlamayı hedefleyen 11. paket, önümüzdeki günlerin boş anayasal hayallere kapılmamak, zorlu kavgalara hazırlanmak gerektiğini yeterince ortaya koyuyor.

Zorlu, ağır günler önümüzde. Umutlu yarınlara dişe diş kavgalardan geçilerek gidilecek. Yolu yok, dövüşe dövüşe yürünecek!

Arama