
On yıllar boyunca yaşanabilecek olayların haftalar içerisinde yaşandığı, Leninistlerin her an hazır bulunması gerektiği bir dönemden geçiyoruz. Her yerde benzer, bazen de aynı sebeplerden, gençlik ayaklanmaları patlak veriyor.
Son haftalarda ise Fransa'da başlayan kötü eğitim koşulları sebebiyle ortaya çıkan ayaklanma, birkaç liseyle başlayıp sonucunda gençliğin öncü olduğu genel bir ayaklanmaya dönüşmüş ve bu patlamanın etkisi bütün Avrupa'ya, en yoğun bir şekilde de Arnavutluk’a sıçramıştır.
Arnavutluk'ta iktidarın Mayıs ayında Amerikalı bir milyarder olan Jared Kushner'e Sazan Adası ve Vjosa kıyılarını satışa sunmasıyla ayaklanmanın kıvılcımları ateşlenmiş ve en son Fransa'daki gençlik ayaklanması ile Arnavutluk halkı momentumu yakalamış ve iktidara olan baskıyı, sokak mücadelesini arttırmışlardır.
Dinci faşist sermaye iktidarının bir başka temsilcisi olan Devlet Bahçeli'nin Fransa'daki ayaklanmalar için “Gençlerimize sesleniyorum, Fransa'ya heveslenmeyin, batı emperyalizmine kapılmayın. Türkiye'ye sahip çıkın, Türkiye sizin olsun” söylemleri, bu ayaklanmaların Türkiye'ye sıçrama ihtimalinin Türk burjuvazisine uyku uyutmadığının açık bir ifadesidir.
Bir burjuva diktatörlüğü, başka bir burjuva diktatörlüğünde sınıfdaşının tahtının sallandığını görünce ne yapar?
Paris Komünü'nü hatırlayalım. Komünden önce Fransa ile Prusya bir savaş içerisindeydi. Sonucunda Fransa teslim oldu ve Paris Prusya'nın eline geçti ve halihazırda yoksulluktan kıvranan Paris işçilerinin kaderi, Prusya'nın Paris'i almasıyla birlikte bir sömürücüden bir başka sömürücünün eline geçmesiyle sadece el değiştirmiş; işçiler ayaklanmış ve kendi kaderlerini belirlemek için, Paris şehrini ele geçirip orada tarihin ilk işçi sınıfı iktidarını kurmuşlardı. Paris işçilerinin Paris'i ele geçirmesiyle birlikte hemen iki devlet arasındaki husumet bir anda son bulmuş ve Prusya devleti Fransız askerlerinin Paris'e girmesine izin vermiş, Parisli işçilerin katlinde birlik olmuşlardır.
Türkiye'deki faşist sermaye iktidarı, hem sınıfdaşı ve aynı zamanda bölgedeki NATO müttefiki olan Arnavutluk'taki iktidarın yardımına TOMA'larla koştu. Eğer bir ayaklanma, demokratik bir halk iktidarı ile sonuçlanacak gibi olursa, özellikle de emperyalist kapitalizmin can çekiştiği, burjuvazinin düzenin ayakta durabilmesi için son çare olarak savaşlarla çözüm aradığı bu dönemde, farklı farklı burjuva devletler birleşip bu devrimin bileşenlerini katletmeye hiç çekinmeyecektir.
Ama bütün bu çabaların boşa çıkaramayacağı bir gerçek vardır; Fidel'in deyimiyle: “Batista kaybederse bu onların sonu olur, ama biz kaybedersek tekrar deneriz.” Devrimin güçleri kaç kez katliamdan geçirilecek olurlarsa olsunlar, bu güçleri ve onların yapacağı devrimi yaratan koşullar var olmaya devam ettiği sürece, hatta daha da keskinleştiği sürece, devrim kaçınılmazdır.
Burjuvazinin, emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin birliğine karşı emekçi halkların mücadele birliğinin üstün geleceğine dair şüphe yoktur. Ama bir şart var; İşçiler, emekçi halklar, öncülerini arıyorlar. Öncülük rolü, emekçilere emeğin iktidarı yolunu gösterecek olan Leninistler'e, 21.yüzyılda, hiç olmadığı kadar yüksek bir sesle çağrıda bulunuyor:
Zaman, kolları sıvamanın, öncülük iddiasında bulunan devrimci güçlerin, içinde bulunduğumuz devrim sürecinin yüklediği sorumlulukları yerine getirme, devrimci bir programı, emeğin iktidarını, emekçilerle buluşturma zamanıdır.
Gassan Savra