
Gençlik, özellikle öğrenci gençlik, Mart 2025 Ayaklanmasından bu yana, devrimci mücadelenin etkin bir gücü olarak öne çıktı. Bu eğilim devam ediyor ve bundan böyle bir devamlılık göstermesi kaçınılmaz gibi görünüyor.
Demek istediğimiz, gençliğin, özellikle de üniversite gençliğinin, şimdi giderek liseli gençliğin, bu “öne çıkma”sı, geçici bir durum değil, birleşik devrimin gelişimine uygun ve onun tetiklediği bir olgudur.
Öyleyse, devrimci güçler, elbette en başta Leninistler, propaganda, ajitasyon ve örgütlenme faaliyetlerini bu durumu mutlak biçimde hesaba katarak yürütmek durumundalar. Gençlik, özellikle de üniversite gençliği her zaman Türkiye ve Kürdistan birleşik devriminde önemli bir rol oynadı.
Deniz, Yusuf, Hüseyin, Sinan, Mahir devrimci gençlik mücadelesinin içinden gelerek birer devrim önderi oldular. Onlar burjuvaziden, burjuva egemenlikten, burjuva düzenden tam ve kesin bir “kopuş”u gerçekleştirdiklerinde, henüz gençlik yıllarındaydılar.
Şüphesiz, tarih tekerrür etmiyor; etmeyecek de... Günümüzün devrimci gençliği, geçmişin tekrarı üzerinden değil, geçmişin birikimini arkasına alarak, bu devrimci birikim üzerinden ileri doğru yürüyecek. Şu bir olgu: Gençlik, özellikle Türkiye gençliği uzun yıllar boyu sosyal reformist partilerin, sosyal reformist düşüncelerin etkisi altında kaldı. Zaman zaman bu etkiden kurtulma denemeleri yapmadı değil. Gezi/Haziran Halk Ayaklanması bu denemelerden biri sayılmalı. Ancak, faşizmin de ağır baskısıyla sosyal reformist düşüncelerin etkisinden tam ve kesin kopuş sağlanamadı.
Mart 2025 Ayaklanması, devrimci gençliğin bu yolda güçlü bir atılım içinde olduğunu ortaya koydu. Bütün nesnel koşulları olgunlaşmış Mart 2025 Ayaklanmasının kabuklarını kırarak ortaya çıkmasını sağlayan gücün, İstanbul Üniversitesi gençliği olduğunu artık herkes biliyor. Devrimci üniversite gençliği 70'li yılları aratmayan bir devrimci enerji, cüret, cesaret, girişkenlik örneği göstererek polis barikatlarını aştı ve ayaklanmanın fitilini tutuşturdu.
Bu gelişme, başka şeylerin yanı sıra, iki açıdan üzerinde durulmayı hak ediyor: Birincisi, gençliğin sosyal reformist düşüncelerin etkisinden kurtuluşunun habercisi olması bakımından. İkincisi, devrimci gençliğe ama özellikle de devrimci öğrenci gençliğe izlenmesi gereken mücadele biçiminin örneğini sunması bakımından.
Birincisine örnek, Nurhak Savaşçıları'nı anmaya giden gençlerin mezar başında söyledikleri, “Bizler verdiğimiz mücadelenin meşruluğunu devrimci kopuşu gerçekleştiren Nurhak Savaşçıları gibi devrimci önderlerimizden alıyoruz. Onlar bize yol gösterenlerdir. Bizler de kendi devrimci kopuşumuzu gerçekleştirmenin mücadelesini veriyoruz.”
Dikkat çektiğimiz ikinci örnek ise, Gezi/Haziran Ayaklanmasının 12. yılında Taksim Alanı'na çıkmak isteyen gençliğin polis barikatını yıkan eylemidir. Bu eylemde gençlik, tıpkı Mart ayaklanmasının fitilini tutuşturan eylemde olduğu gibi polis barikatını bir sel gibi yıkarak sokaklara aktı.
Bu iki örnekten yine iki önemli sonuca ulaşmak mümkün. Birincisi, gençlik, eylemlerin biçimlerinde de, devrimci içeriğe uygun bir yaklaşım içinde. Sosyal reformist partilerin uzun yıllar boyu, örneğini “zıpla, zıpla zıplamayan Tayyip” sloganında gördüğümüz, sulu sepken eylem biçimlerinden, polis barikatlarını yıkan devrimci eylem biçimlerine hızla yöneliyor. Böylece eylemin biçiminde sosyal reformist parti ve çevrelerden “kopuş” gerçekleşiyor.
İkincisi, eylemin bu devrimci biçimine içeriğin devrimci niteliği eşlik ediyor. “Çözüm Sandıkta Değil Sokakta” sloganı, Mart ayaklanmasından bu yana gençliğin en çok kullandığı slogan oldu. Bu slogan, parlamentarizmin simgesi haline gelen zamanın TİP'ne karşı, 1971 devrimci kopuşunu gerçekleştiren devrim önderlerinin verdiği mücadeleyi, seçtikleri devrimci çizgiyi akla getiriyor. Gençlik sadece eylemin biçiminde değil, içeriğinde de devrimci bir çizgide ilerlemenin arayışı içinde.
Böylece görüyoruz ki, gençlik, bu düzenin eksiğinin-gediğinin düzeltilerek sürdürülmesini değil, yıkılmasını ve yerine devrimci bir iktidarın, tam ve gerçek bir demokrasinin, üretim araçlarının toplumsal mülkiyetine dayalı, sömürünün ve sınıfların olmadığı bir düzenin kurulmasını istiyor. Eylemlerinin biçiminden ve içeriğinden bir kez daha anlıyoruz ki, gençlik, mevcut düzenle, dinci faşist iktidarla “barış” ve “toplumsal uzlaşma” değil, toplumsal devrim istiyor.
Bu istek ve eğilimin Kürt/Kürdistan gençliği arasında zaten güçlü olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Düzenle, dinci faşist iktidarla UKH'nin girdiği sürecin bu istek ve eğilimi ortadan kaldıracağını düşünmek büyük bir yanılgı olur. Kürt/Kürdistan gençliği Kürt halkının yarattığı devrimci değerlere, iki ülkenin birleşik devriminin devrimci birikimine dün bağlıydı; bugün ve gelecekte de bağlı kalmaya devam edecek. Kürt/Kürdistan gençliği, faşist devletle, ilhakçı ve inkarcı düzenle, dinci faşist iktidarla barış ve ve uzlaşmadan değil, Kürt ulusunun gerçek ve tam özgürlük hakkından yanadır. Başka bir ifadeyle, Kürt/Kürdistan gençliği de devrim istiyor.