Siyonist İsrail-İran Savaşında Devrimci Tavır!

Siyonist İsrail'in İran'a saldırmaya başladığı saatlerde kaleme alınan son makalemiz, “Siyonist İsrail Tetiği Çekti, Ya Sonrası?” başlığıyla yayınlandı.

Çoğu kişinin siyonist İsrail'in askeri güç ve kabiliyetini hayranlıkla izlediği anda, biz “sonrası”na dikkat çekmiş, biraz bekleyip görmek gerektiğine işaret etmiştik. Doğrusu, İran'ın yanıtının geçmişteki gibi, dostlar alışverişte görsün kabilinden bir yanıt mı, yoksa bu sefer ciddi bir karşılık mı olacağı bize göre de belli değildi.

Siyonist İsrail'in saldırısı çok şiddetliydi. Doğrudan nükleer tesisler hedef alınmış, en üst düzey askeri komutanlar öldürülmüş, dinci rejimin tepe yönetimi felç olmuş bir görüntü vermeye başlamıştı. Ama çok geçmeden toparlandılar ve siyonist yönetim dahil, kimsenin beklemediği sertlikte bir karşılık vermeye başladılar. Siyonistler, bir insan ömrünü bulmayan kısacık tarihlerinde hiç yaşamadıkları, görmedikleri yıkıcılıkta bir darbeyle karşılaştıklarını gördüler.

Evet, “tetiği çek”mişlerdi ama sonrasını hesaplayamamışlardı. Emperyalistlerin, özellikle de ABD ve İngiliz emperyalizminin doğrudan savaşa katılarak açık desteklerine güvendikleri açıktı. Bu iki emperyalist devletin, Ürdün gibi finolarla verdikleri istihbarat ve hava savunma desteği, başka askeri ve siyasi destek yetmiyordu. Savaşın dördüncü günündeyiz ve halen ABD'nin savaşa boylu boyunca girmesi için yalvarıp duruyor. ABD şimdilik sadece “yancı” rolüyle yetinmek istiyor ama savaşa tam katılıma kapıları kapatmış da değil.

Emperyalizmin Ortadoğu'daki (Batı Asya) koçbaşı kuduz köpek misali, cezasız kalacağı güvencesiyle her tarafa saldıran bu siyonist haydut çetesi şimdi yediği darbelerle şaşkın, korkmuş, ürkmüş vaziyette. İlk gün, “savaş ne kadar gerekiyorsa sürecek” tafrası atan siyonist çete, 2. günün sonunda Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden, el altından “müzakere” teklifi göndermeye başladı. Şimdi, bu görevi Trump üstlenmiş görünüyor. Ahmaklıkta önceki ABD Başkanlarını açık ara geçen bu adam, bir yandan savaşa tam müdahil olma tehditleri savururken bir yandan da “barış olacak” diye açıklamalar yapıyor. ABD ve İngiltere emperyalistleri dahil bütün bu savaş çığırtkanı blokun ürktüğü çok açık. Savaşın nükleer bir savaşa dönüşme tehlikesi henüz geçmiş değil.

Fakat Siyonist İsrail ve ABD, İngiltere, Fransa gibi emperyalist devletler “pabucun pahalı” olduğunu görüp anladılar; bu yüzden topu birbirlerine atıp duruyorlar. Onları böyle bir korku atmosferine iten tek etken İran'ın verdiği sert karşılık değil elbette. Rusya, Çin Halk Cumhuriyeti, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti'nden tutalım da, Suudi Arabistan, Pakistan, Azerbeycan gibi, geniş yelpazedeki devletlerin siyonist İsrail'e tavır almaları, emperyalistlerdeki korkunun bir diğer kaynağı oldu.

Bir saflaşma, bir ayrışma gerçekleşiyor. Savaş bitmiş değil, haliyle saflaşma da. Ama şurası artık bir olgu: Mahallenin başı boş kuduz köpeği gibi önüne gelene saldıran siyonist İsrail, korku ve panik içinde, değneksiz köyde olmadığını anlamış gibi.

Peki bu saflaşmada Türkiye ve Kürdistan işçi sınıfı ile komünist, devrimci güçlerinin yeri neresi? Devrimci politik tavır nasıl olmalı?

Önce şu noktanın altını çizmek gerek: Siyonist İsrail'in saldırganlığına bakarak, iki ülkenin işçi sınıfı, komünist ve devrimci güçleri dinci, İran Molla Rejiminin tüm antikomünist, gerici, burjuva sınıf karakterini bir yana atarak, onun arkasında hizaya dizilemez. Bu gerici rejimin ne vinçlerde astığı komünistler, Kürt yurtsever devrimciler unutulur, ne de onun antikomünist karakteri... Bu dinci gerici rejim, dün Afganistan'da SSCB'ye karşı emperyalistleri yanında saf tutuşunun; Filistin'de, Filistin Devrimini devrimci, demokratik, laik bir çizgiden çıkarmak için Filistinli devrimci örgütlere karşı Katar-Türkiye-İsrail'le birlikte HAMAS'ı desteklemenin kefaretini ödüyor şimdi.

Türkiye ve Kürdistan işçi sınıfı, emekçi halkları, komünist ve devrimci güçler, siyonist İsrail karşısında kendi varlık koşulları nedeniyle yani kendi varlığını korumak için savaşıyor diye, bu molla rejimini kayıtsız-şartsız destekleyemez. Komünist ve devrimci güçler, işçi sınıfının bağımsız sınıf çıkarlarını gerici, burjuva molla rejimi karşısında da korumak durumunda. Gelecekte gerçek bir halk ayaklanmasının yani işçi ve emekçilerin gerçek sınıf taleplerinden, yaşam koşullarının içinden doğan bir ayaklanma bu mollalar rejimine karşı patlak verdiğinde, safımız elbette halk ayaklanmasının yanı olacak. Şüphesiz, emperyalistlerin kışkırttığı/kışkırtacağı “renkli devrim” kargaşası ile gerçek halk ayaklanması arasındaki farkı görmek, tahlil etmek koşuluyla. Bu yüzden, Komünistler “ayaklanma” gibi görünen her kargaşaya destek vermez. Her ayaklanma ya da alt-üst oluşu kendi koşulları içinde değerlendirerek, somut koşulların somut tahlilini yapmak; izlenecek yolu böyle belirlemek olmazsa olmazdır.

Bütün bunlardan, sürmekte olan ve ne zaman biteceği -siyonist İsrail'in “aman dileyen” mesajlarına rağmen- belli olmayan bu savaşta “tarafsız” kalmak gerektiği sonucu çıkmaz. Türkiye ve Kürdistan işçi sınıfı, emekçi halkları, komünist ve devrimci güçleri bu savaşta tereddütsüz biçimde siyonist İsrail'in karşısında durmalılar. Bu savaş, siyonist İsrail'in koçbaşlığında yürütülüyor olsa da, gerçekte bu ABD, İngiltere ve diğer emperyalistlerin dünya işçi sınıfı, emekçi halkları ve sosyalizme karşı yürüttükleri savaşın bir parçasıdır. Bu savaşın amacı, emperyalist dayatmalara boyun eğmeyen Molla rejimine boyun eğdirerek, Batı Asya'yı kendi planlarına göre şekillendirmek ve tam boyunduruk altına almak. Bu nedenle, Molla rejiminin dinci, gerici, burjuva ve antikomünist karakterini bir an için unutmadan, dolayısıyla, işçi sınıfının bağımsız sınıf çıkarlarını bu gerici, burjuva, antikomünist rejimin çıkarlarına feda etmeden, siyonist İsrail ve onun gerçek sahipleri olan emperyalist devletlere karşı mücadele edilmeli.

Burada bağımsız sınıf çizgisini korumanın güçlüğünden söz edilebilir. Doğrudur da. Ama tarihin dönüm noktalarında bu güçlüklerden başarıyla geçmekten başka yol yok. Yaşam bizden yana, tarih bizden yana akıyor. Bunu bildiğimiz için, İran'ın misillemesini görmeden, önceki makalemizde, “Siyonist İsrail'in her ‘zafer’i siyonist devletin yıkımına doğru atılmış güçlü bir adım olacak! Dün başlatılan savaş dahil.” demiştik.

İran'ın verdiği karşılıktan, dünya halklarının verdiği tepkiden ve sayısız devletin karşı duruşundan sonra, siyonistlerin ve emperyalist hükümet başkanlarının gözlerinde gördüğümüz korku öngörümüzün doğruluğuna işaret ediyor. Faşist, siyonist Netanyahu, verdikleri savaşı “kurtuluş savaşı” diye adlandırmış ve “biz kazanacağız” diye eklemiş. Mezarlıkta ıslık çalmaya başlamış. Korkuyorlar, kaybediyorlar.

Siyonist devlet yıkıma doğru hızla ilerliyor!

Arama