
Dinci faşist iktidarın birincil amacı, birleşik devrimi tasfiye etmektir. Bundan kuşku duyulamaz. Elbette, birleşik devrimin tasfiyesini başardığı ölçüde ve başarırsa, başka hedefleri de var. Şam, Musul, Kerkük Süleymaniye, Erbil, Halep gibi şehirleri, bu kadar geniş ve bundan daha geniş bir coğrafyayı ilhak etmek, kendine katmak gibi.
Faşist Devlet Bahçeli, zamanında bu şehirlerin bazılarına “plaka” numarası bile belirlemişti. Okurlarımız bunu hatırlar. Ama öncelik anlamında önce birleşik devrimin tasfiyesi, her şeyin başında geliyor. Çünkü, birleşik devrim en büyük korkusudur. Başka coğrafyaları fethedeceğim derken, evdeki bulgurdan olma tehlikesini ensesinde hissediyor.
Haksız değil. Dün denebilecek bir yakın geçmişte Mart-Bahar ayaklanmasını yaşadık. Bu ayaklanmayı ortaya çıkaran bütün maddi koşullar, yerli yerinde durmakla kalmıyor, her geçen gün daha bir olgunlaşıyor. Yeni ayaklanmalar kapıda... İktidar sallanıyor ve büyük bir tehlike altında.
Bu gerçeği, burjuvaziyle uzlaşma konusunda başı çeken sosyal reformist güçlerin “düşünen kafaları” da görüyor. Buna sadece bir örnek vermekle yetineceğiz. Sosyal reformist politikayı kendinde cisimleştirmiş Sol Parti'ye yakınlığı ile bilinen Birgün Gazetesi yazarı, yakın zamanda şöyle yazıyordu: “Ülkede tüm taşlar yerinden oynadı, sarsıntı büyük: Finali gören Saray korkuyor”. Yazının başlığı her şeyi özetliyor; başka bir söze gerek yok. (Dileyen okurumuz makalenin tümünü verdiğimiz linkten okuyabilir.) Bu sosyal reformistlerin bu tespitten nasıl bir sonuç çıkardıkları ayrı bir konu; sarsıntının büyük ve Saray'ın korku içinde olduğu tartışılmaz.
Bizim gördüğümüzü, dinci faşist iktidarın, tekelci sermayenin ve emperyalist devletlerin görmüyor olması düşünülemez. Onun için, bölgedeki planlarını uygulamanın, amaç ve hedeflerine ulaşmanın ilk adımı olarak Türkiye ve Kürdistan birleşik devrimini tasfiye etmeyi önlerine koymuş bulunuyorlar. Dinci faşist AKP-MHP ikilisinin DEM Parti ile kurdukları “ittifak” işte bu amaca hizmet etmek içindir.
Öyleyse buradan, sözü eğip bükmeden, ilk sonucu çıkarabiliriz: AKP-MHP-DEM Parti ittifakı ya da yol arkadaşlığı, birleşik devrime karşı, birleşik devrimi tasfiye amacına yönelik bir ittifaktır. Amaç bu. Amaca ulaşma yöntemi ise, Kürdistan işçi sınıfı, emekçi halklarını; daha kısa ve anlaşılabilir bir ifadeyle, Kürt halkını birleşik devrimden uzaklaştırarak bu ittifakın bir eklentisi haline getirmek.
Bu noktada hemen, okuru uyarı mahiyetinde kısa bir parantez: Bu tespiti yapmış olmamız bu amaç ve hedeflerine ulaşacaklarını kabul ettiğimiz anlamına gelmiyor. Aksine, biz Kürdistan halklarının, bu devrimci halkın, bunların başında elbette Kürt halkı ve gençliği geliyor, faşist devletin ve dinci faşist iktidarının bu oyununa gelmeyeceğine inanıyoruz. Nedenlerine geleceğiz ama şimdilik devam edelim.
Bir başka noktaya açıklık getirelim. Önce DEM Parti, arkasından dinci faşist parti AKP, bu ittifakın “süreç”le ilgili olduğunu anlatmaya çalıştılar. Elbette ilkokul çağındaki bir çocuğu inandırmayacak bir anlatı bu. DEM Parti, devrimci Kürt halkına dinci faşist partilerle ittifakını başka türlü anlatamaz. AKP-MHP faşist partileri de dinci, faşist, şoven kitlelerine DEM Parti ile ittifaklarını başka türlü anlatamaz; böyle bile anlatamıyor. Bu iki dinci faşist partiden DEM Parti ile ittifak yapıldı diye başlayan istifalar bu sözlerimizin en iyi izahıdır. Kısaca, ne DEM Parti ne de dinci faşist AKP-MHP ikilisi başka türlü bir söylem kullanabilirler. Artık kimi inandırabilirlerse...
İkinci sonucu çıkarabiliriz artık: Birleşik devrimi tasfiye amaçlı bu ittifak, Türkiye ve Kürdistan'da süren sınıf mücadelesi ve Kürt halkının özgürlük hakkı için uzun yıllardır ve büyük acılara katlanarak verdiği savaş sürecinde bir kırılma noktasıdır. Burjuva sınıfla, faşist devletle ve bunlar adına iki dinci faşist partiyle kurulan bu ittifak, DEM Parti için olduğu kadar ve hatta ondan çok, DEM Parti içinde yer alan “bileşenler” için sonu bataklık olan bir eğik düzlemdir. DEM Parti ve “bileşenleri” bu eğik düzleme ayak basmışlardır; süreç mantığının son noktasına kaçınılmaz biçimde varacak.
DEM Parti ve içinde kümelenen bileşenlerin en çok şakırdattıkları kılıç, kutsal bir hale giydirdikleri ve böylece “dokunulmaz” kıldıklarını sandıkları “barış” sözcüğüdür. “Barış”, insanların eşit, özgür, baskı ve sömürünün olmadığı, ezen ve ezilenin ortadan kalktığı koşullarda, elbette herkesin isteği ve dileği olur. Dahası “barış”, ancak bu koşullarda mümkün, anlamlı ve kalıcı olur. Ya bu koşullar yoksa? Ya insanlar köle ve köle sahipleri, ezenler ve ezilenler, sömürenler ve sömürülenler, tıka basa yiyenler ve çocukları gece yatağa aç girenler olarak ayrılmışlarsa; insanlara baskı ve katliamlar sonucu büyük acılar çektiriliyorsa vb vb. Bu koşullarda “barıştan” söz etmekten daha büyük bir ikiyüzlülük, egemenlere, baskı ve sömürü ile semirenlere, köle sahiplerine daha büyük bir hizmetten başka ne olabilir? Bugün, Türkiye ve Kürdistan'da “analar ağlamasın”, “kimseler ölmesin” söylemi altında “barış” isteyenlerin ikiyüzlülüğü budur.
Ama bunların çoğu, sadece “ikiyüzlülük” gibi ahlaki değerlerle açıklanamaz. Bunun bir sınıfsal çizgisinin olduğundan kuşku duyulmamalı. Böylesi kesimler, çoğunlukla “sermaye ile bağı” olan kesimlerdir. Kürt Özgürlük Hareketinin her devrimci eylemini kınamak, “lanetlemek” için birbiriyle yarışan işte bu “barış” çığırtkanlarıdır. Bunların bütün amaç ve hedefleri, Kürt özgürlük hareketinin içindeki devrimci eğilimi, devrimci çizgiyi tasfiye etmekti. “Kırılma noktası”nı ifade eden AKP-MHP-DEM Parti arasındaki ittifak işte bu tasfiye çabasının meyvesi olarak dünyaya gelmiştir. Kürt özgürlük hareketinin içindeki devrimci çizgiye silah bıraktırma amaçlarını hiçbir zaman gizlemediler de...
AKP-MHP-DEM Parti üçlüsü, şimdi amaçlarına vardıklarını düşünüyor olmanın verdiği coşkuyu yaşıyorlar. Şimdi yukarıda yarım bıraktığımız noktaya geri dönebiliriz: Birleşik devrimi tasfiye amaçlarına ulaşabilecekler mi?
Ulaşamayacaklar! Bunu büyük bir kesinlik ve güvenle söyleyebiliriz. Çünkü Kürt halkı, Kürt gençliği devrimcidir ve hiçbir güç, AKP-MHP ikilisinden, daha geneli faşist devletin elinden büyük acılar çekmiş bu devrimci halkı bunlarla yan yana getiremeyecek; “barıştıramayacak”. Farazi konuşmaya gerek yok; DEM Parti gitsin Roboski halkını, Mehmet Tunç'un ailesini, Uğur Kaymaz'ın yakınlarını, Kemal Kurkut'un çevresini bu iki dinci faşist parti ve devletle uzlaştırmaya çalışsın görelim. Peki, Kürdistan'da böyle ve bundan çok daha büyük acılara katlanmayan bir aile var mı?
Bu halk, devrimci bir halktır, bu acılara bilmeden katlanmadı. Evlatlarını özgürlük savaşına büyük bir devrimci bilinçle, özgürlük tutkusuyla, gözlerini kırpmadan gönderdiler. Kürt özgürlük hareketinin her devrimci eylemine saldıranlar, sermaye sınıfı ile bağ içinde olanlar hariç -zaten onlar böyle bedeller ödeyenler değiller- savaşın büyük yükünü çeken Kürdistan işçi sınıfı, yoksulları, gençliği, kadınları boşuna mı savaştılar sanıyorlar? Bu yüzden faşist devletle, AKP-MHP ikilisiyle uzlaşmak için kan ter içinde kalan bu uzlaşmacılar bu devrimci halka RTE'yi, Devlet Bahçeli'yi sevdiremeyecekler, barıştıramayacaklar, yan yana getiremeyecekler.
Öyleyse son bir sonuca gelebiliriz artık: AKP-MHP ile DEM Parti arasındaki ittifak uzun ömürlü olmayacak. Bu ittifak, Türkiye ve Kürdistan halklarının mücadele birliği temelinde süren birleşik devrimin gelişimiyle çok geçmeden yıkılacaktır. Tarafların ittifakı “açıklamak” için şimdiden yalan ve demagojiye sarılmaları yeterli kanıttır buna.