
Suriye'de sular durulmuyor, durulacağı da yok. Geçtiğimiz yılın Aralık ayının ilk haftasında Beşar Esad ve BAAS rejimini yıkıp, katil bir çeteyi ve onun başını iktidara taşıyanlar, her şeyin “tamam” olduğunu sandılar. Tam bir zafer sarhoşluğu içindeydiler.
Bir çok olay, çatışma, çarpışma ve en sonu Süveyda'da patlak veren çatışmalar, hiçbir şeyin “tamam” olmadığını gösterdi. Leninist Parti, daha o zaman, zafer kazandıklarını sandıkları günün ertesinde, “boşuna sevinmeyin, savaş daha yeni başlıyor” diye yazmıştı.
Süveyda Dürzi halkının yiğit direnişi bu yolda atılmış önemli bir adım oldu. İlk demek mümkün, ama kesinlikle son değil. Başta Kürt halkı olmak üzere, Suriye'nin ezilen halkları bu dinci faşist çeteye ve çetenin arkasındaki emperyalist devletlere, Türkiye gibi faşist gerici devletlere karşı kılıçlarını kınlarından çıkarmış bekliyorlar.
Süreç nereye gidiyor? Aslında bu sorunun yanıtının ilk ipuçlarını, Trump'ın özel temsilci, Türkiye Büyükelçisi ve Ortadoğu temsilcisi -buna “Ortadoğu Valisi” demek belki de en doğrusu- olarak atadığı Tom Barrack vermişti. Bütün bu sıfatları taşıyan ve haliyle, ABD'nin büyük yetkilerle donattığı bu adam, ayağının tozuyla yaptığı açıklamalarla, Suriye halklarına, özellikle de çetelerin iktidarlarını sağlamlaştırmalarının önündeki en büyük engel durumundaki Rojava güçlerine ve Dürzi halkına “ayar” vermeye çalıştı. “Elinizi çabuk tutun yoksa Şam hükümet güçleri” -yani dinci faşist çeteler- “saldıracak” diye açıkladı.
Bu açıklamanın üzerinden günler geçmeden, “Şam hükümet güçleri” yani dinci faşist çeteler, bir bahanesini bularak Süveyda vilayetine saldırdılar. Tıpkı Lazkiye kırsalında Alevi halka yaptıkları gibi, korkunç katliamlar gerçekleştirdiler. Burada “ordu” biçiminde silahlanmış dinci faşist çetelerin vahşeti üzerinde durmanın anlamı yok, sosyal medyada yapılan vahşeti belgeleyen videolar fazlasıyla var. Konumuz açısından, bu saldırı ve vahşetin ABD adına, Tom Barrack'ın açıklamasıyla bağına işaret etmek istiyoruz.
Sözü uzatmadan söyleyelim; Süveyda saldırısı, Rojava güçlerine gözdağı amaçlı bir mesajdı. Geniş yetkilerle donatılmış Tom Barrack, bir kaç gün öncesinde şunları demişti:
“Dürüst olmak gerekirse, DSG'nin bu durumu kabul etme, müzakere etme ve bu yönde adım atma konusunda ağır davrandığını düşünüyorum. Onlara tavsiyem de bu süreci hızlandırmalarıdır. Tek bir yol var, o yol da Şam'dır. Mesaj budur.” Evet mesaj budur!
Geride bıraktığımız on onbeş gün içerisinde açıklama yapma ishaline yakalandığı anlaşılan bu emperyalist efendi, hemen arkasından, yukarıdaki düşüncelerini pekiştiren şu açıklamayı yaptı:
“Ancak asıl soru şu, onlara ne borçluyuz? Onlara bir devlet içinde kendi bağımsız yönetimlerini kurma hakkını borçlu değiliz.... Bu yeni rejimde tek Suriye ile nasıl bütünleşecekleri konusunda makul olunması gerekiyor. Suriye (yani çete başı ve maiyeti -bn.) şunu savunuyor; federal bir sistemle Suriye olamaz. Ayrı ayrı Dürzi güçleri Dürzi gibi giyinip, Alevi Alevi gibi giyinip, Kürt Kürt gibi giyinip Suriye'de ordu olamaz.”
Güzel sözler, sağa sola çekiştirilmeyecek derecede net ve açık! Tam bu noktada, konuyu dağıtmadan okurun dikkatini, şoven ve sosyal şovenlerin bir yalanına çekmek istiyoruz. Türkiye'de MHP ile birlikte şovenizmin propagandasının başını çeken Perinçek ile onu taklit eden, örneğin TKP gibi, sosyal şovenlerin yalanı şuydu: “ABD, Türkiye ve Suriye'yi bölüp Kürtlere bir devlet kurdurmak istiyor”. Yalanın özü bu, biçimi koşullara göre değişiyordu elbette. Tom Barrack, bütün bu şoven propagandanın zeminini bir açıklamayla ortadan kaldırdı: Şimdi, ABD'ye boyun eğmeyen Esad ve rejiminin yıkılıp, katil sürüsü çetenin iktidarı ele geçirmesinden sonra ABD için artık “Suriye'de tek yol Şam”.
ABD ve Türkiye, başka gerici Arap devletleriyle birlikte Esad ve rejiminden “kurtulmuş” Suriye'yi tekrar ayağa dikmek, Ortadoğu'da gericiliğin, dinci faşizmin, karşı-devrimin güçlü bir kalesi haline getirmek için kolları sıvamış görünüyorlar. Tom Barrack'ın açıklamalarıyla AKP sözcüsü Ömer Çelik'in, Suriye'de “Tek bir Suriye, tek bir Suriye ordusu, tek bir Suriye vatanı” vs açıklamalarının bu derece örtüşmesinin anlamı budur.
Siyonist İsrail'in Süveyda'da, Dürzi halkın koruyuculuğuna soyunması, Türkiye ve ABD'nin bu açıklamalarıyla çelişmiyor mu?
Önce şu olgunun altını çizelim: ABD-Türkiye-Siyonist İsrail ve daha pek çok devlet, güç ve örgüt (bunlara HAMAS'ı katmadan geçmemeli) Esad'ın ve rejiminin yıkılması konusunda tam bir ittifak halindeydiler. Ancak bu ittifak, ittifaka dahil tüm güçlerin her konuda çıkar ve düşünce birliği içinde oldukları anlamına gelmiyor, gelmez de. Amaç hasıl olunca yani Esad ve rejimi yıkılıp çeteler Şam'a yerleşince, ittifak içindeki çıkar ve düşünce ayrılıkları ön plana çıkmaya başladı. Leninist Parti, Esad ve rejiminin yıkıldığının ikinci günü buna işaret etmiş ve şimdi bu sırtlanların birbirlerine düşeceği zamanın geldiğine işaret etmişti.
ABD-Türkiye ve muhtemeldir ki başka gerici Arap devletleri şimdi “Tek bir Suriye, tek bir Suriye ordusu, tek bir Suriye vatanı” hedefini güderken, siyonist İsrail, kendi güvenliği ve geleceği için bambaşka bir hedefe varmaya çalışıyor. Bu hedef, en özet haliyle, Suriye'de, mezhep, din, ulusal kimlik, aşiret gibi hassas çelişkileri kaşıyarak, Suriye'yi bitmez, tükenmez bir iç savaşın içine sürüklemek... Tıpkı, Lübnan'ın 1975'te başlayıp ancak 1989'da Taif Anlaşmasıyla resmen (iç savaş fiilen, ancak o tarihten bir süre sonra bitirilebilmişti), bitirildi. On dört-on beş yıl süren iç savaş Lübnan devletini ve ülkesini bugün bile, aradan geçen onlarca seneye rağmen, ayağa kalkamayacak hale getirdi.
Siyonist İsrail, Golan Tepeleri gibi toprak ilhakları dahil, coğrafyasını genişleterek; ama ondan önemlisi, siyonist İsrail'i yediden yetmişe “düşman” belleyen bir halkın yaşadığı Suriye'yi bir daha ayağa kalkamayacak hale getirme amacında. Ne Dürzi halk, ne Kürt halkı ne de başkası gerçekte siyonistlerin umurundadır. Dün, Dürzi halkı katletmek için Süveyda'ya giden çeteleri bombalayan İsrail'in tek hareket dürtüsü budur. Unutmamak gerekir ki, siyonist İsrail ABD ve Türkiye ile birlikte düne kadar Esad ve rejimine karşı Colani denen çete başının baş hamilerindendi.
Dün Esad ve rejimini yıkmak için kurulan bu “ittifak” içindeki çelişkiler bir çatışmaya yol açacak şiddette uzlaşmaz çelişkiler mi? Değil elbette! Bu çelişkilerden doğan pratik sorunları, aynı yolda yürüyenlerin “itiş kakış”ı saymak mümkün. Bu “itiş kakış”a rağmen, örneğin Türkiye'den siyonist İsrail'e petrol akışı milim aksamadan sürüyor. ABD ve diğer emperyalistler açısından vazgeçilmez olan şey, siyonist İsrail'in güvenliğidir.
Tom Barrack'ın, hani neredeyse Türkiye'nin ağzıyla diyebileceğimiz açıklamaları ABD'nin resmi politikasını yansıtmıyor mu? Kesinlikle resmi politikalarını yansıtıyor. ABD'nin HTŞ denen çetelerle ilişkisi yeni değil. Sonunda Şara denen çetebaşının az çok sadık olduğuna inanç getirince, ABD ona kravat taktırıp devlet devlet gezmesinin önünü açtı. Bu, ABD'nin Şara denen çetebaşı atına oynamaya başladığının ilk kanıtı oldu. Devamını Tom Barrack, “Şara'nın etrafında bir koruma sistemi oluşturmalıyız” sözleriyle getirdi: Çetebaşı artık kravatlı halde, ABD'nin koruması altındaydı.
ABD-dinci faşist çete ve elbette Türkiye “ittifakı”nın Suriye halkları için kan ve ölüm getirecek bir gelişme olduğu tartışma götürmez. Dün Dürzi halkın, ondan önce Alevi Arap halkın başına gelen felaketlerin yarın, bu çetebaşı ve maiyeti gücünü toparlar toparlamaz, Kürt ve başka halkların da başına geleceğinin işareti kabul edilmeli.
Fakat bütün bunlar, kaçınılmaz olaylar değil. Halkların direnişi, “devrimci halk savaşı” temelinde geliştirilecek bir devrimci hareket ve elbette tüm bunların kaldıracı olacak halkların mücadele birliği emperyalist planları, Türkiye'nin işgal niyetlerini, siyonist İsrail'in Suriye'yi sonu gelmez bir iç savaşa sürükleme oyunları boşa çıkartılabilir.
Demokratik Suriye, halkların mücadele birliği ile çetelerden ve onların dayandığı güçlerden temizlenerek kurulabilir.