Makalemizin başlığı, Lübnanlı komünist Georges Abdallah'a ait bir cümleden alındı. Georges Abdallah, Fransız zindanlarından kırk yıllık bir esaretten sonra serbest bırakıldığında yaptığı ilk açıklamada Filistin Devrimi’ni kastederek, “Direniş olduğu sürece vatana dönüş vardır” sözleriyle, devrime olan inancını, bağlılığını, kararlılığını, cesaret ve savaşma azmini ortaya koydu.

Burada, Georges Abdallah'ın Fransa-ABD ikilisi tarafından bir savaş esiri olarak tutulmasının hikayesi üzerinde duracak değiliz. Okur, emperyalist devletlerde “adalet ve hukukun” nasıl uygulandığını ortaya koyan bu ibretlik hikayeyi artık her yerden okuyabilir. ABD-Fransız emperyalistleri dahil, artık bütün emperyalist-kapitalist devletlerde hukuk-adalet denen şeyler hiç bir örtüye ihtiyaç duyulmadan, sınıf savaşına uygun biçimde pratiğe dökülüyor. Devrimciler, komünistler, düzene karşı savaşanlar, ayaklananlar yazılı hukuk maddelerine göre değil, sınıf savaşının ihtiyaçlarına göre tutsak tutuluyorlar. En başta da Türkiye'de faşist devlet tarafından!..

Üzerinde durmak ve okurun dikkatini çekmek istediğimiz nokta, Georges Abdallah'ın Filistin dahil, baskıya, sömürüye, halkların kölelik altında tutulmasına karşı mücadelenin hiçbir biçimde bitmeyeceğini, bitirilemeyeceğini gösteren sözleridir. Kırk bir yıllık bir tutsaklıktan sonra, “dışarı”nın ilk havasını daha tam solumadan emperyalistlere, siyonist İsrail'e karşı yapılan bu meydan okumaya bakalım:

“Direniş yolu devam ediyor. Direniş bu topraklarda kök salmıştır, kökünden sökülemez. Direnişimiz zayıf değildir. Güçlüdür. Şimdi, her zamankinden daha fazla, onun etrafında toplanmalıyız. Direniş olduğu sürece vatana dönüş vardır.”

Georges Abdallah, doğal olarak, kendi durumundan yola çıkıyor ve bu yüzden mesajları Filistin Devrimi’ne, Siyonist İsrail'e karşı verilen özgürlük savaşına dönük oluyor. Fakat, gerçekte onun sözleri, sınıf savaşının, baskı ve sömürüye karşı savaşımın olduğu, emeğin sermayeye başkaldırdığı, proletaryanın burjuva sınıfla savaş halinde olduğu her kapitalist ülke için geçerlidir.

Onun sözleri, “devrim yenilmez” anlamındadır. Yok edildiği sanılan anda bile küllerinden yeniden doğarak tekrar tekrar ayağa kalkar toplumsal devrim. Siyonist İsrail'in Filistinli çocukları açlıktan öldürdüğü, tarihin benzersiz soykırımlarından birini yaptığı, Filistin'i adeta yok ettiği sanılan bir anda Georges Abdallah'ın sözleri, bu yüzden son derece önemli ve anlamlıdır.

Evet, dünyanın herhangi bir yerinde -işgal edilmiş topraklarda olması şart değil- Filistin için direniş olduğu sürece, ki bu ne siyonistler ne de onların hamisi emperyalistler tarafından önlenebilir, “vatana dönüş var” olacak; yani siyonist İsrail'e karşı özgür, demokratik, birleşmiş, Arap, Yahudi ve diğer tüm ulusal topluluk halklarının bir arada, barış içinde yaşadıkları bir Filistin devleti için silahlı mücadele dahil her türlü mücadele sürdürülecektir. Bu nedenle, siyonistlerin günlük “zaferleri”, başarıları ne olursa olsun, çabaları boşunadır, eninde sonunda yıkılmaya mahkumlar.

Bu, sınıf savaşları tarihinin öğrettiği, ortaya çıkardığı bilimsel bir yaklaşımdır. Bu bilimsel yaklaşımı, Filistin Devrimi ile sınırlayamayız. Bu yaklaşım, emekle sermayenin çarpıştığı, işçi sınıfı ve diğer tüm emekçilerin, yoksulların, ezilen ve sömürülen halkların ayağa egemen, sömürücü sınıf ya da sınıflara karşı ayağa kalktıkları, isyan ve ayaklanmalara başvurdukları her bir karış toprak için geçerlidir. Tarihi ileriye götüren de işte bu toplumsal yasadır.

Öyleyse, Georges Abdallah'ın sözünü şöyle de okuyabiliriz: Emek-sermaye çelişkisi orta yerde durduğu sürece sermaye sınıfına, burjuvaziye karşı mücadele, isyan, ayaklanma ve nihayetinde toplumsal devrimlerin zaferi de kaçınılmaz olacaktır.

Fizik yasası kesinliğindeki bu toplumsal yasasının bilinmesi, günümüz açısından bilince çıkarılması, sürekli göz önünde bulundurulması şu açıdan son derece önemlidir: Bilindiği gibi, dünya burjuvazisi, emperyalist devletler ve bunların bir parçası olarak Türkiye'deki dinci faşist iktidar, işçi ve emekçi sınıfların, devrimci güçlerin savaşma iradesini, azim ve kararlılığını kırmak için büyük bir propaganda kampanyası yürütüyorlar.

Emperyalist propagandaya ve bunun bir uzantısı olarak Türkiye'de dinci faşist iktidar tarafından yürütülen kampanyaya bakılırsa, emperyalistler Suriye, Filistin, Lübnan gibi Ortadoğu ülkelerinde, İran'da, Yemen'de ve daha başka bir çok ülkede planlarını hayata geçiriyor, zaferden zafere koşuyorlar. Bu emperyalist propaganda, dünyada ve Türkiye'de liberal, uzlaşmacı, sosyal reformist akımların desteği ile yürütülüyor ve etkili olmaya çalışıyor. Örneğin, dinci faşist iktidar tarafından yönetilen bu propaganda kampanyasına bakılırsa, “Terörsüz Türkiye” adını verdikleri, geçekte “devrimsiz Türkiye” özlemlerini ifade eden politika “başarıya ulaşmış”, şimdi bu yolda “kararlı adımlarla” ilerliyorlar!!

Oysa, durum tam tersi. Kürdistan Devrimi, “yatıştırmaya” yönelik tüm uzlaşma çabalarına rağmen, ezilen Kürdistan halkları arasında içten içe gelişiyor, ezilen halkların ilhakçı, baskı, terör ve katliamlarla özdeşleşmiş faşist devlete, dinci faşist iktidara karşı isyan ve ayaklanma eğilimi her geçen gün güç kazanıyor. Aynı tespiti Türkiye işçi sınıfı, ezilen ve sömürülen emekçi kitleleri için yapmak gerek. İki ülkenin topraklarında birleşik devrim, tüm uzlaşma, devrimi tasfiye etme çabalarına rağmen, güçleniyor.

Çünkü Türkiye ve Kürdistan topraklarında birleşik devrim kök salmıştır, kökünden sökülüp atılamaz.

Arama