
Suriye'de emperyalistler ve onlarla birlikte Türkiye'nin dinci faşist iktidarı, “Suriye'yi ele geçirip işi bitirdik” diye zafer havasına girmişlerken her gün, her saat bu sevinçlerini kursaklarında bırakan bir gelişmeyle karşılaşıyorlar.
En çok korktukları şey başlarına geldi. 8 Ağustos'ta Hesekê’de “Kuzey ve Doğu Suriye Bileşenlerinin Ortak Tutum Konferansı” gerçekleşti. Konferansın belki de en önemli yanlarından biri, konferansın kapsayıcılığının Kuzey ve Doğu Suriye ile sınırlı olmamasıydı.
Konferansa, Özerk Yönetimin askeri ve siyasi temsilcilerinin yanı sıra Kürt, Arap, Süryani-Asuri, Türkmen, Ermeni, Çerkes, Alevi, Dürzi gibi ulusal ve dini topluluk temsilcileri katılmış. Özellikle, son süreçte Şam'ın dinci faşist çetelerine karşı kahramanca bir silahlı direniş sergileyen Dürzi topluluğun temsilcisinin video konferansla da olsa toplantıya katılması son derece önemli bir gelişmeydi. Bu, Suriye'de ezilen ulusal ve dini toplulukların mücadele birliği yönünde atılmış önemli bir adımdı.
Halklar birbirlerinin sadece zaferlerinden değil, karşılaştıkları felaketlerden, kendilerine büyük acılar çektiren olaylardan da öğreniyor; aynı felaket ve acıların başlarına gelmemesi için dersler çıkarıyor ve çözüm arayışlarına giriyorlar.
Emperyalistlerin ve Türkiye'nin desteğine sahip dinci faşist çetelerin Süveyda ilinde Dürzi halka yönelik yaptıkları katliam, Alevilere yönelik yaptıkları tehcir ve katliamlar halkların gözünü bir kez daha açtı. Kürt halkı ve diğer tüm ulusal topluluklar, dinci faşist çetelerle uzlaşmanın ve anlaşmanın kendilerine ne büyük acılara mal olacağını birbirlerine bakarak öğrendiler.
Hesekê’de Suriye emekçi halklarını, ezilen yoksul kitlelerin temsilcilerini “Ortak Tutum Konferansı”nda bir araya getiren koşulların başında, işte bu etmenin geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Önce Alevilerin ardından Dürzilerin uğradığı katliam ve zulmü görenler, HTŞ adındaki dinci faşist çetelerin bulacakları ilk fırsatta kendilerine de yöneleceklerin yaşamın kendisinden öğrendiler.
Suriye halklarının mücadele birliği, ortak düşman olan HTŞ çetelerine ve onları destekleyen güçlere karşı zafer kazanmanın tek biçimidir. Suriye halkları “yeni” bir yol bulmaya çalışıyorlar. Bu anlamda, Dürzi topluluğun “ruhani lideri” Hikmet el-Hicri'nin video konferans yoluyla ilettiği konuşmasında söylediği şu sözler son derece önemlidir:
“Bu konferans, insanın aidiyetiyle değil, insanlığıyla ölçüldüğü bir vatanda, insan onurunun yollarını aydınlatan, insan özgürlüğünü pekiştiren yeni bir yolun başlangıcı olsun.”
Emekçi halklar, tam demokratik, laik ve halkların tam hak eşitliğine dayalı bir Suriye hedefliyorlar. Bunun için güçlerini birleştirme arayışı içindeydiler. “Ortak Tutum Konferansı” bu anlamda yeni ve ileri bir adım oldu. Bu adım, başta Şam'daki çetebaşı olmak üzere, Türkiye'deki dinci faşist iktidarın ve emperyalistlerin en çok korktukları gelişmeydi; başlarına geldi.
HTŞ çetelerinin başı, dinci faşist iktidarın yönlendirmesiyle, Fransa ve ABD'nin SDG ile Şam çetebaşı arasında yapılmasını planladığı toplantıya katılmayacağını açıkladı. Şam'daki çetebaşı toplantıya katılmama gerekçesi olarak da “Ortak Tutum Konferansı”nı gösterdi. Çetebaşına göre “Ortak Tutum Konferansı”, “Suriye sorunlarına dış müdahaleyi teşvik etme ve yaptırımları yeniden uygulama girişimi” idi. Oysa “Suriye sorunlarına” bir dış müdahaleden söz edilecekse, bunu yapan bizzat Çetebaşıydı. Çünkü, Paris toplantısına katılmama kararı, bizzat çetebaşının Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile 7 Ağustos'ta yaptığı görüşmenin ardından gelmişti. Türkçesi, Türkiye, çetebaşına toplantıya katılmama emri vermişti ve çetebaşı bu emre harfiyen uymuştu.
Türkiye'nin çetebaşına çizdiği bu yol, bir korkunun eseriydi. Suriye halklarının mücadele birliği yoluna girmesi, Türkiye dahil, Şam'daki çetebaşına istikamet veren emperyalistlerin de korkusuydu. 10 Mart'ta, Kürt halkını oyuna getirip SDG ile çetebaşı arasında “anlaşma” imzalattığını, böylece işi bitirdiğini sanan ABD emperyalizmi, çok değil, beş ay sonra, şu raporları geçmeye başlamıştı: “SDG'nin yeni Suriye ordusuna -yani çetelere bn.- entegrasyonu çıkmaza girdi”
Ancak ABD emperyalizmi ve büyük ihtimalle onunla birlikte Fransız ve İngiliz emperyalistleri “çıkmayan candan umut kesilmez” misali olacak, SDG'nin çetelere entegrasyonunu yani çeteler içinde eritilmesini hala umut ediyorlar. Dinci faşist iktidarın tezlerine neredeyse tam uyumla, Suriye’de “tek bayrak, tek devlet, tek ordu” sloganını atan ABD Özel Temsilcisi, Tom Barrack'a konu sorulduğunda şu yanıtı veriyor:
“Evet, bir entegrasyon olacak. Mazlum Abdi bu süreci son derece sorumlu ve akıllıca yürütüyor. Kendi topluluğunun hassasiyetlerine karşı dikkatli davranıyor. Bakın, bu kolay bir şey değil.”
Evet, kardeş halklara, Dürzi halkına, Alevilere karşı yapılan katliamları, çetelerin vahşetini kendi gözleriyle görmüş bir halkı “silahsızlanmaya” ikna etmek “kolay bir şey değil”. Şimdi Aleviler örgütlenip silahlanıyor; Dürzi halk ise bir adım daha ileri giderek Rojava Yönetimi ile diyalog halinde ve Rojava Yönetiminden örnek alarak kendi yönetme kurumlarını oluşturmaya başladı bile. İlk elden, en yüksek organ olarak “Yüksek Hukuk Komitesi” ve bu organa bağlı biçimde çalışacak bir Yürütme Organı yani bir nevi geçici hükümet görevi görecek “Yürütme Ofisi” oluşturdular. “Yürütme Ofisi”nin görev ve yetkileri bu yazının konusu değil, ama merak eden okurlar şuradan takip edebilirler.
Artık şunu tam bir güvenle ifade edebiliriz: Laik, tam hak eşitliğine dayalı, tam demokratik ve çetelerden arınmış bir Suriye'nin temeli, halkların mücadele birliği politikasının hayata geçirilmesiyle atılıyor.