
Avrupa’da çiftçiler bir kez daha ayaklandı. Avrupa Birliği’nin (ve NATO’nun) karargahı olan Brüksel sokakları traktörlerle doldu taştı.
Çiftçiler öfkeliydi. Mercosur anlaşması ile Latin Amerika’dan ucuz tarımsal ürün dışalımı yapılacak olması, Avrupalı tarım üreticileri için bardağı taşıran son damla oldu. Lastikler yakıldı, polis barikatlarına yüklenildi, polisle çatışıldı.
Lüksemburg Meydanı'nda Avrupa Parlamentosu binasına hücuma geçti eylemciler. Binayı taş, patates ve yumurta yağmuruna tuttular. Binanın camları kırıldı. Engel tanımadılar, polis barikatlarını aştılar. Tam bir öfke patlamasıydı. Bu arada ilginç bir ayrıntı da, akşam saatlerinde bu defa yoksul kitlenin sokaklara çıkarak o patatesleri toplayıp evlerine götürmeye başlamasıydı. Yoksulluğun, krizin resmidir bu dersek, abartmış sayılmayız.
Avrupa'nın çiftçi eylemleriyle sarsılması yeni değil. Hatta birileri “tarihin sonu”nu ilan ederken, 1994 yılında Brüksel’i istila eden çiftçi ordusu, Avrupa’dan başlayıp Japonya’ya uzanan eylemler dizisine imza atıyordu. Bu yakınlarda da defalarca sokaklara aktılar, ayaklandılar. Geçen sene Aralık ayında Polonya, Fransa, Romanya, Hollanda, Belçika, Yunanistan, İtalya, İspanya, Moldova gibi Avrupa'nın bir ucundan diğer ucuna yayılan çiftçi eylemleri dalgasına tanık olduk. Aynı dönemde Türkiye’de Seydişehir’de çiftçi isyanı patladı. Daha yakın zamanda ise Yunan çiftçileri tekrar sokaklara çıkmış, Selanik dolaylarında otoyolu işgal ederek ana ulaşım yollarını felç etmişti.
Kısacası, eylem ve isyanlarda sıçramalarla kesilen bir süreklilik olduğu göze çarpıyor. Üstelik bu eylemler belirli bir bölgeyle sınırlı değil, bir dalga halinde pek çok kapitalist ülkenin kıyılarını dövüyor. Bu durum, karşımızdaki olgunun geçici veya rastlantısal olmadığını, onu tetikleyen temel etkenin tüm kapitalist dünyada geçerli olduğunu kanıtlamaya yeter.
Çoğu yerde bir ayaklanma, bir isyan boyutuna ulaşan bu eylemlerin sonu sonuna gerçek nedeni emperyalist mali sermayenin bizzat kendisidir. Mali sermayenin organik bir bileşeni olarak “sanayi sermayesinin karı, tarımsal karı belirler.” Bu nedenle, sanayi sermayesi, emek gücünün kendini yeniden üretimi için gerekli geçim araçlarının fiyatını sürekli aşağı çekme eğilimi gösterir. Üretim araçlarının fiyatlarındaki artış, banka kredileri ve faizler, hükümet vergileri, üretim koşullarının giderek kötüleşmesi gibi daha bir dizi neden küçük tarla sahibini, emekçi köylüyü sürekli biçimde yıkıma sürükler.
Emperyalist mali sermaye, kendi büyümesini devam ettirebilmek için, başka şeylerin yanında, önce bağımlı ülkelerin tarımını ve doğasını yıkıma uğrattı. Arkasından sıra kendi ülke tarımına geldi. Vergilerle, tarım girdilerine getirdiği zamlarla tarımsal üretim zaten zora sokmuş bulunmaktaydı. Bağımlı ülkelerden ucuza ithal ettiği tarımsal ürünlerle kendi topraklarındaki işçi sınıfının geçim araçlarını ucuzlatmaya; böylece işçilerin ücret talepleri üzerindeki baskısını hafifletmeye çalıştıkça çiftçiler için yıkım kaçınılmaz oldu. Bugün bir ayaklanma biçimine dönüşen çiftçi eylemlerinin arkasındaki asıl ve kalıcı nedenler işte bunlardır. Kapitalist üretimin yasalarının emekçi köylüyü yıkıma götürmesii hareketin sürekliliğinin güvencesidir.
Marx'ın söylemiyle köylülerin sömürüsü, “sanayi proletaryasının sömürüsünden yalnızca sömürünün biçimiyle ayırdedilir. Sömürücü aynıdır: yani sermaye. Tek başlarına ayrı ayrı ele alınan kapitalistler, gene ayrı ayrı köylüleri, ipotekler yolu ile ve tefecilik yolu ile sömürürler. Kapitalist sınıf, köylü sınıfını, devlet vergisi yolu ile sömürür. Mülkiyet sözü köylü için bir tılsımdır, sermaye şimdiye kadar bu tılsımla köylüyü büyülemiş ve bunu, köylüyü sanayi proletaryasına karşı kışkırtmak için bir bahane olarak kullanmıştır. Köylüyü, yalnız sermayenin çökmesi yükseltebilir, yalnız antikapitalist, proleter bir hükümet köylüyü ekonomik yoksulluğundan, toplumsal aşağılanmasından kurtarabilir.”
Artık çiftçileri de harekete geçiren, ayaklanmaya iten devrimci durum dünyada egemen olgudur. İşçi sınıfının, ücretli emekçilerin, ezilen halkların yanı sıra, çiftçiler de ayağa kalkmış durumda.
Diğer taraftan, yıkılmakta olan egemenliklerini koruma amacıyla her tür çılgınlığı yapmaya hazır olan emperyalist mali sermayenin tüm insanlığı adım adım nükleer bir toptan imha savaşına sürüklediği günümüz koşullarında, bizzat emperyalist merkezlerde yükselen çiftçi (emekçi köylü) isyanları, aynı damardan beslenen işçi eylemleriyle, kadın ve gençlik isyanlarıyla birlikte, yaklaşmakta olan kıyameti engelleyebilecek temel toplumsal dinamiktir. Yüzyıl önce söylendiği gibi, ya toplumsal devrimler savaşları engeller ya da savaşlar devrimlere yol açar! Bugün bu belgi hiç olmadığı kadar günceldir.