Bir kez daha ABD emperyalizminin kanlı elleri Simon Bolivar’ın özgür ruhunun dolaştığı topraklara uzanıyor!

Haydutluk, korsanlık, zorbalık... ABD emperyalizmi Venezuela’ya karşı hepsine başvurdu. Akla gelebilecek her tür uluslararası yasayı, kuralı, hukuku, hatta o kendi “kurallara dayalı düzen”in kurallarını bile ayaklar altına aldı. Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’nin barışsever halkı, gecenin karanlığında emperyalist canavarın vahşi bombardımanına uğradı.

Dün gece itibariyle, hala açığa çıkmayan bir ihanet sonucu Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti başkanı Maduro, emperyalist canavarın ordusu tarafından kaçırıldı. Pek çok şey hala karanlıkta. Ama en azından büyük bir ihanet olduğu aşikar. Dün gece ABD uçakları, helikopterleri ve füzeleriyle yapılan saldırı, besbelli ki bu ihanet şebekesinin başkan Maduro’yu savunmasız bir şekilde etkisiz hale getirmesi için düzenlenen bir “örtme/maskeleme operasyonu” idi. Bolivarcı ordu, halk ve tüm dünya Karakas’a düşen füzeleri seyrederken, Maduro, savunmasız bir şekilde ABD askerlerine teslim edilmekteydi.

Dün gece itibariyle Bolivarcı devrim büyük bir psikolojik yenilgi aldı. Bolivarcı yönetimin başı, tek kurşunun atılmadığı bir anlaşılmaz ortamda düşmanın eline düştü. Ama saldırının daha ilk anlarından itibaren başkan Maduro’nun tüm halka, milislere, orduya harekete geçme çağrısı yaptığı, tüm ülkeyi savunma durumuna geçirdiği haberleri düştü ortalığa. Gecenin karanlığında halk milisleri harekete geçmeye başladı. Halk başkanlık sarayına (Miraflores) yürüdü. Başkan yardımcısı Delcy Rodriguez bir taraftan halka sükunet çağrısı yaparken, diğer taraftan sokaklara davet etti. Aynı zamanda Maduro’dan haber alınamadığını, ABD’nin Maduro’nun hayatta olduğuna dair bilgi vermesi gerektiğini söyledi. İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı halka açıklamalar yaptı. Kısa süre sonra Savunma bakanı Lopez de kararlılık içeren konuşmalar yaptı.

Görünürde Bolivarcı yönetim kararlı bir duruş sergiliyordu. Ama Trump’ın basın açıklaması, kafaların daha fazla karışmasına yol açtı. “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” diyordu Trump. Nasıl, kiminle? Orduyu Venezuela’ya sokmaktan bahsediyordu Trump, “sadece bir adamı alıp yönetimi olduğu gibi bırakmaya niyetimiz yok” diyordu. Diğer taraftan Bolivarcı yönetimin başkan yardımcısı ile anlaşabileceklerini söylüyordu. İç tutarlılıktan yoksun bir konuşmaydı Trump’ın ve ekibinin sıra ile kürsüye çıkıp geveledikleri. “Bolivarcı yönetim petrolümüzü çaldı” diyecek kadar kendinden geçmiş, emperyalist yağma hayallerini açığa vurmuştu. Konuşma baştan sona büyüklük hastalığının sayıklamaları ile doluydu. İleri geri pek çok şey söyleyip durdu. Ama narsizmden kaynaklanan açıksözlülüğü, Bolivarcı yönetim saflarındaki ihanete dair kimi şeyleri açık ediyordu. Henüz arkada ne tür karanlık hesapların yapıldığı, kimlerin bu ihanet operasyonunda yer aldığı belli değil. Bunu şimdilik bilemiyoruz, bilmemiz de gerekmiyor. Zamanla işin bu kısmı parça parça aydınlanacaktır.

Sözün burasında, insanı kusturacak kadar onur ve ahlak yoksunu liberal alçakların, onların kuyruğunda takılan hangi renkten olursa olsun “sosyalist”in “Maduro tutuklandı” türünden gevelemelerine dair birkaç kelam etmek gerek. Burjuvazinin bu kucak köpekleri, Venezuela tankerlerinin korsanca çalınmasını “alıkoyma” şeklinde adlandırdıkları gibi, düpedüz insan kaçırmayı da “tutuklama” diye normalleştirmeye çalışıyorlar. Bu onursuz alçaklar topluluğu, ruhlarını ve bedenlerini emperyalistlere peşkeş çekmeyi marifet sanan bu ayaklı cüzdan bozuntuları, dillerine doladıkları “diktatör” lakırdıları üzerinden bir ülkenin geleceğine ve onuruna yapılan saldırıyı aklamaya çalışıyorlar. Hiç kuşku olmasın. Bu soysuzlar yalnızca tarihin yargısına bırakılmayacak. Yeri ve zamanı geldiğinde bu müsveddeleri emekçi halklara karşı işledikleri bu suçlardan yargılamak, her devrimin boynunun borcudur. Halklar unutmaz, unutmayacak!

Gelelim dün gece dünya halkları için umut kırıcı yenilgiyi tersine çevirebilme meselesine... Venezuela halkı ve dünya halkları açısından şimdi önemli olan şey, Bolivarcı devrimin bu ihanet çukuruna rağmen süreci kendi lehine çevirip çeviremeyeceği. Venezuela yoksul emekçileri büyük bir öfke ile sokaklara çıktılar. Devrimin öfkesi ve kararlılığı, emperyalizmin saldırgan askeri varlığına rağmen, içerideki karşı devrimcilerin diken üstünde olduğu bir ortam yarattı. Maduro kaçırıldı, evet. ABD zindanına götürüldü. Ama buna rağmen Bolivarcı devrimin dayandığı zemin, şu an hiç olmadığı kadar sağlam. Ülkedeki karşı devrimin en kırılgan olduğu andayız şu an. Şimdi “kızıl terör”ün tüm karşı devrimi büyük bir kararlılıkla sindirebileceği, hatta süpürebileceği bir ortam mevcut. Daha önce defalarca “güçler dengesi”, “demokratik görüntü”, “meşruiyet tartışmaları” vb. şeylerle atılamayan o kararlı adımı bir çırpıda atmak mümkün!

Emperyalistlerin ve ülkedeki uzantısı alçakların her tür “meşruiyeti” bir kenara atarak ülkenin başkanının kaçırmış olmaları, devrime çok daha kararlı karşılık verme imkanının sunmuş bulunuyor. Emekçi yığınlar ise büyük bir öfke ve kararlılıkla zaten sokakları doldurmuş durumda. Bolivarcı devrim için kritik bir dönemeç bu.

Bekleyecek, oyalanacak, meşruiyet tartışmalarına girişilecek dönem değil. Ya Bolivarcı devrim ileri sıçrama yapacak, kararlılıkla hasmının üzerine yürüyecek, ya da karşı devrim, emperyalist mali sermayenin askeri ve siyasi desteğiyle Bolivarcı yönetimi yıkmak için saldırıya geçecek. Daha doğrusu saldırıya çoktan geçti. Sadece dün geceki olayın büyüklüğü sonucu bizzat kendisi şoka girdi. Korkuyor, halkın öfkesinin kendisine yönelmesinden korkuyor. Silahlanmış Çavistalardan korkuyor.

Tüm süreci hızla tersine çevirebilecek olan şey, silahlanmış halkın gücüne dayanarak karşı devrimin amansız bir şekilde bastırılması ve tasfiye edilmesidir. İşte o zaman Bolivarcı devrim ileri doğru gerçekten çok sağlam bir sıçrama gerçekleştirmiş olacak, emperyalizmin dünkü zaferini stratejik bir bozguna çevirebilecektir. Önümüzdeki birkaç gün bu açıdan yaşamsal önemde. Gelişmelerin yönünü hep birlikte göreceğiz.

Arama