
Dünya çapında haydutça davranacağını ilan eden ABD emperyalizminin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu kaçırıp esir almasının ilk şoku atlatıldı ve taşlar, tarihin akışına uygun biçimde, yerli yerine oturmaya başladı: Venezuela Bolivarcı Devrimi şimdi daha güçlü, daha kararlı biçimde, karşı devrimi ezerek ilerlemenin ilk adımlarını atmaya başladı.
Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun kaçırılıp esir alınması, devlet mekanizmasını, hükümetin işleyişini, yoksul emekçi sınıfların hükümet etrafındaki konsolidasyonunu bozmadı; aksine sağlamlaştırdı.
Venezuela'nın işçi sınıfı, yoksul emekçileri büyük bir öfke ve kararlılıkla sokaklara aktı. Bu, Venezuela'daki işbirlikçi karşı devrimcilere karşı bir iç savaş havası yaratmaya başladı ki, bu iç savaş devrimin ileriye daha güçlü akması için en çok ihtiyaç duyulan gelişmedir. Venezuela Devrimi şimdiye kadar, açık ve sert bir iç savaştan geçmedi ve bu, devrimin en güçlü değil, en zayıf noktası olarak duruyordu.
Leninizm bir kez daha haklılığını ortaya koyuyor. İç savaş sınıf savaşının mutlak ve kaçınılmaz bir devamıdır. Sınıf savaşını kabul eden, iç savaşı kabul etmek zorunda. Chavez'den bu yana Venezuela devrimi, iç savaşın açık, sert, kıran kırana geçen aşamalarına varmadı. İç savaş, Venezuela'da çoğunlukla üstü örtülü biçimde ilerledi. Karşı devrimciler, emperyalizm işbirlikçileri ve bizzat emperyalist devletler, devrimin bu yanından cesaret aldılar, devrime meydan okudular; Venezuela burjuvazisi bu durumdan aldığı cesaretle karşı devrimci faaliyetlerini açıkça, gizleme ihtiyacı duymadan yürüttü.
Bizzat ABD emperyalizminin kendi elleriyle başlattığı süreç, şimdi bu durumu tersine çevirecek koşulları yaratmaya başladı. ABD saldırısı ve Maduro'nun esir alınması emekçi, yoksul sınıflarda derin bir öfke yaratırken, Venezuela'da bulunan karşı devrimcilerde derin bir korkuya yol açtı. Karşı devrimciler, şimdi inlerinde, emekçi sınıflardaki derin, yıkıcı ve bir o kadar da devrimci öfkenin dineceği anı bekliyorlar. Ama süreç böyle bir anın gelmesine yani emekçi sınıfların devrimci, yıkıcı öfkesinin dinmesine değil, iç savaşın derinleşmesine işaret ediyor. Bundan böyle Bolivarcı iktidar, anti emperyalist çizgide ve sosyalizm yolunda ilerledikçe ve ilerlemek için emperyalizm işbirlikçilerine, burjuva sınıfa, emperyalizmin içerideki güçlerine karşı daha sert, daha kararlı, daha şiddetli bir savaş yürütmek zorunda. Bu, Bolivarcı iktidarın istek ve iradesi dışında gelişecek bir durumdur. Başka bir ifadeyle, Bolivarcı iktidar, bundan böyle ya ileri doğru gider ve bunun için emperyalizme ve karşı devrimci güçlere karşı sert bir iç savaş, sert bir sınıf savaşı yürütür ya da bu güçler tarafından yıkılır gider. Bunun ortası kalmadı. ABD emperyalizminin son müdahalesi işleri işte bu noktaya getirdi.
Bolivarcı düzen, Başkan kaçırılıp esir alınır alınmaz, hemen ertesi günü Geçici Devlet Başkanı'nı seçip ilan ederek ABD'nin, Trump denen narsist ahmağın, bunların Venezuela'daki dayanakları olan karşı devrimcilerin bekledikleri karışıklığın doğmasına fırsat vermediler. Bolivarcı düzen, sosyalizme doğru yürüyüşünde Delcy Rodriguez şahsında “yeni” liderini buldu. Yönetimde devamlılık sağlandı ve emperyalizme karşı mücadele konusunda kararlılık ortaya kondu.
Bolivarcı devrim, sosyalizme doğru yürüyüşünde, ABD emperyalizminin kendi eyleminin hiç de istemediği ve beklemediği bir sonucu olarak, “yeni” liderini bulurken, yeni Devlet Başkanı olarak Delcy Rodriguez esir durumdaki Maduro'ya bağlılığını ifade ettikten sonra aynı anti emperyalist Bolivarcı çizgide kararlılıkla yürümeye devam edeceklerini şu sözlerle ortaya koyuyordu:
“Bu saldırının şüphesiz siyonist bir tonu var.... Bunu özgürleştiricimiz babamız Jamaika Mektubu’nda söylemişti; perde yırtıldı, ışığı gördük ve tekrar karanlığa dönmemiz isteniyor. Zincirler kırıldı, artık özgür olduk ve düşmanlarımız yeniden bizi köleleştirmeye çalışıyor.... Eğer Venezuela halkı ve bu ülke hakkında çok net bir şey varsa, o da asla tekrar köle olmayacağımızdır. Tüm Venezuela seferber ediliyor ve zaten Başkan Maduro tarafından imzalanmış olan kararname yürürlüğe giriyor.”
“Venezuela halkı bir daha asla köle olmayacak!” Bu, ajitasyon amacıyla söylenmiş, öyle maddi temelden yoksun bir söz değil. ABD emperyalizmi, Avrupalı finolarının da desteği ile Bolivarcı iktidarı yıkmak için neredeyse çeyrek asırdır uğraşıyor ve bunun için denemediği yol da kalmadı. Ancak hiçbir yol ve yöntem amaçlarına ulaşmalarını sağlamadı. Trump ve avanesinin dünyaya meydan okurcasına ve tam bir haydutlukla saldırıya geçmesi, işte bu başarısızlığın sonucu oldu. Başka bir ifadeyle ABD emperyalizmi, dün dünyanın tanık olduğu haydutluğa başvurduysa, gücünden değil, güçsüzlüğünden yaptı bunu. Güçsüzlüğünün birinci nedeni, güvendiği, iktidara taşımak istediği işbirlikçilerinin toplumsal desteğe sahip olmamalarıdır. Trump denen haydut, “Venezuela'yı biz yöneteceğiz” derken, tam da bu gerçeği itiraf etmişti.
Buna karşılık, Bolivarcı halkçı iktidar, emekçi, yoksul kitlelerin büyük toplumsal desteğine sahip. Chavez'i zindandan çekip alan bu emekçi, yoksul kitleler, Bolivarcı iktidarın arkasındaki temel güçtür. Dahası, ABD saldırganlığının arttığı son aylarda Maduro ve iktidarı, çok doğru bir kararla işte bu halkı silahlandırdı. Bolivarcı iktidar silahlanmış bir halkın gücüne dayanıyor ve esas olan da budur. Silahlanmış bir halkın gücüne dayanan bir iktidarı yıkacak hiçbir emperyalist güç yoktur.
Trump'ın ulumaları, düşünceleri baskı altına alıp devrimci iradeyi teslim alma, halkların kurtuluş umudunu kırma amaçlıdır. Venezuela emekçi sınıfları elde silah sokaklara akarak; Bolivarcı halkçı iktidar, meydan okuyarak bu ulumalara yanıt verdi. Onun için şimdiden büyük bir güvenle şunu diyoruz:
Bolivarcı devrim kazanıyor!