< < Halep’te Savaş İlanı

Dört bir yanımız artık kesintisiz ateş çemberi. Gelişmeleri takip etmek bile çok zor. Venezuela, Bolivarcı devrime yönelik saldırılar derken, ABD emperyalizminin açık denizdeki korsanlığının Kuzey Atlantik’e yayıldığı olaylar zinciriyle karşı karşıya geliyoruz. Derken Rusya’nın alelacele Tel Aviv’deki Büyükelçilik personelinin ailelerini Moskova’ya taşımaya başlıyor. Bugün itibariyle üçüncü uçuş ile hem personel, hem “hassas belgeler”in taşındığı haberleri dolaşıyor ortalıkta. “İran’ın önleyici saldırısı” iddiaları dillendiriliyor. Aynı günlerde Irak’a ABD Delta Birliklerinin konuşlandırıldığı haberlerini geçiyor ajanslar.

Tüm bunların üzerine tüy dikercesine Halep’te Şeyh Maksut ve Eşrefiye Mahalleleri’ne yönelik dinci faşist çetelerin büyük saldırısı başladı. Çatışmalar yoğunlaşarak devam ediyor.

Çatışmalar öyle “birden bire” başlamadı. Son dönemde özellikle Türkiye’nin bastırmasıyla “SDG’nin tasfiyesi ve Şam ordusuna bağlanması” tartışmaları yoğun olarak sürüyordu. Sözü çok edilen “10 Mart Mutabakatı”, baştan ölü doğan bu kağıt parçası, sonuçsuz kaldı. En son birkaç gün önce Mazlum Abdi, Sipan Hemo, Sozdar Derik’ten oluşan SDG heyeti Şam’a gitti. Görüşmelerden bir sonuç çıkmadı.

Aynı dönemde arka planda Şam ile İsrail arasında dolaylı ve doğrudan görüşmeler, pazarlıklar devam ediyordu. Kah Bakü’de, kah Paris’te, “ABD arabuluculuğunda” toplantılar yapıldı. İşin içinde ABD, İngiltere, Fransa yer alıyordu. Aynı şekilde Türkiye, her görüşmede bizzat Dışişleri Bakanı Fidan aracılığıyla bir şekilde yer almaktaydı. Böylece bir kez daha görmüş oluyoruz ki, Şam’daki dinci faşist güruhun arkasında tüm bu ülkeler bulunuyor.

Bu “diplomasi trafiği” devam ederken, dinci faşist çeteler tarafından Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerine yönelik abluka sıkılaştırıldı, askeri yığınak artırıldı. Paris görüşmelerinde İsrail ile Şam’daki çete arasında belirli konularda uzlaşmaya varıldığı haberleri geldi. Hakan Fidan emperyalist basın tekellerinde boy gösterdi, Rojava yönetimine karşı sert açıklamalarda bulundu. Ardından Şeyh Maksut ve Eşrefiye’ye yönelik askeri saldırılar başladı.

Bu iki mahalleden bahsedince belki olayın büyüklüğü tam anlaşılmıyor. Nüfusu 300 binin üzerinde olan bir bölgeden bahsediyoruz. Bu birincisi. İkinci olarak ise, daha düne kadar sık sık rastlanılan “lokal çatışmalar” söz konusu değil şimdi. Büyük ölçekli çatışmalar yaşanıyor. Şam’daki dinci faşist güruh, her iki mahalleyi “askeri bölge” ilan etti. Tankları, sahra toplarını, obüsleri, dronları devreye soktu. Tam teşekküllü birlikler sahaya sürüldü. Kürt nüfusu Kamışlo’ya sürmeye çalışıyor.

Olayların gelişim seyrine baktığımızda kolaylıkla görülüyor ki, bu saldırılar, Türkiye’nin doğrudan yönlendirmesi, ABD-İsrail ikilisinin ise ya doğrudan desteği, ya da zımni izni ile gerçekleşmektedir. Çete saldırılarının Paris'te “Suriye-İsrail” arasındaki görüşmelerin “anlaşmayla” bittiği açıklandıktan hemen sonra şiddetlenmesi buna işaret ediyor. Listeye İngiltere ve Fransa’yı da eklemek gerek. Şam’daki dinci faşist güruhun arkasında bu güçler bulunuyor. İlham Amed, “diyalog çağrılarımıza karşılık verilmiyor” derken, Şam'daki çetelerin tasmalarını ellerinde tutan emperyalistlerden “yeşil ışık” aldıklarını ve bundan sonra savaş kararını verdikleri çok açık. Çünkü biliyoruz ki, İsrail, ABD, İngiltere vb izni olmadan bu çeteler nefes almaya dahi cesaret edemezler. Tersinden söylersek, çetelerin arkasındaki güçler, çetelerin onaylamadıkları bir girişimini anında ve bıçak kesiği gibi önleme güç ve etkisine sahipler. Örneğin, İsrail'in Şam'ı bombalama tehdidi bu çetelerin oldukları yerde çakılmalarına yeterdi.

Şu an Halep’te karşımıza çıkan şey, yerel çatışmalar değil, savaştır. Dinci faşist güruh, arkasına yukarıda saydığımız güçleri alarak, yahut onların bir şekilde olurunu alarak SDG’ye savaş ilan etmiş durumda. Askeri anlamda gücü SDG’nin asıl askeri kuvvetlerinin olduğu yerlere saldırmaya yetmiyor. O yüzden şimdilik Halep’te tamamen yalıtılmış, abluka altına alınmış Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerine karşı saldırıya geçti. Askeri anlamda buralarla baş edebileceğini düşünüyor. “1 Nisan Anlaşması” sonrası asıl SDG güçleri bu mahallelerden çekilmişti. Bu mahallelerin Rojava ile doğrudan bağlantısı da mevcut değil. Tüm bunları hesap eden dinci çeteler, bu iki mahallenin “kolay lokma” olduğunu düşünüyor. Top atışları, havan toplarıyla saldırılar, dronlarla saldırılar yoğun bir şekilde sürüyor. Sivil nüfus arasında kayıplar artıyor.

Sipan Hemo “Bugün onur günüdür. Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri, direnişin ve kararlılığın sembolüdür. Şeyh Maksud ve Eşrefiye, yıkılmaz iki kale olarak kalacaktır” sözleriyle kararlılık ifade etti. Özerk yönetim ise yaptığı açıklamada “Bizler tek bir adım geri atmayacağız ve taviz vermeyeceğiz. Kamuoyuna ve dört parça Kürdistan’a çağrımız; Bize karşı ağır silahlarla çok yoğun saldırılar gerçekleştiriliyor. Mahalleleri pervasızca bombalıyorlar. Amaçları mahalleleri boşalttırmak ve işgal etmektir” sözleriyle Kürdistan ve Türkiye işçi ve emekçilerine destek çağrısı yapıyor.

Kürt halkının bu onurlu çığlığı karşılık bulmalıdır. İşçi ve emekçiler Rojava’daki kardeşlerinin destek çağrısına eylemlerle karşılık vermelidir. Halkların mücadele birliği, bu cehennemden tek çıkış yoludur.

Arama