< İran'da Halk Ayaklanması Ve Leninist Tutum

İran'da neler oluyor, bu halk ayaklanması dinci-gerici rejimin yıkılmasıyla sonuçlanır mı; ayaklanma daha ne kadar ileri gider, rejim ayaklanmayı bastırabilecek mi; dahası, devrimcilerin, komünistlerin bu ayaklanmada tutumları ne olmalı; ayaklanmacılar desteklenmeli mi; gibi sorular şimdi dünya siyasetiyle ilgili herkesin kafasında.

ABD ve siyonist İsrail'in ayaklanmanın arkasındaki gerçek güçler olarak kendilerini göstermesi, emperyalist tekelci basının propaganda ve kitlelere dünya çapında ulaşma gücü sayesinde ve bu iddiaları doğrulayacak biçimde “ikna edici” olmaları, sorunu karmaşıklaştıran meselelerin başında geliyor.

Biliniyor, İran'ın dinci-gerici rejiminin, siyonist İsrail ve ABD emperyalizmiyle düşmanlığı, kendine etki alanı yaratmak için Hamas ve Lübnan Hizbullah'ına verdiği destek sonucu, ABD ve siyonist İsrail'e karşı “direniş ekseni” denilen yapının temel direği olması, sorunu karmaşıklaştıran ikinci önemli noktadır.

Bu iki temel nokta nedeniyle sorun öyle bir noktaya gelmiş durumda ki, sanki, ayaklanmayı destekleyen doğrudan bu ayaklanmanın arkasındaki asıl güç gibi görünen ABD emperyalizmi ve siyonist İsrail'in saflarında soluğu almış olacak. Dahası, İran gerici-dinci rejiminin ayaklanmanın arkasındaki temel güç, hatta başlatan güçler olarak ABD ve siyonist İsrail'i işaret etmesi durumu daha da karmaşık hale getiriyor.

Bu karmaşık durumu çözmek için adım adım gitmekten, somut olguyu, ayaklanmayı bütün yönleriyle ele almaktan başka yol yok.

Birinci temel nokta şudur: Bir ülkede, bir toplumda bir ayaklanmanın nesnel koşulları yoksa, hiçbir güç, hiçbir provokatör ya da provokatörler grubu, binlerce ajitatör bir araya gelse yine de bir halkı milyonlar halinde ayağa kaldıramaz. Bu, Marksizmin abecesidir. İran'da gerçek bir halk ayaklanması ortaya çıkmışsa bu, İran'da devrimci bir durum olduğu içindir; işçi sınıfı ve ezilen emekçi yoksul halklar artık eski koşullarda yaşamak istemedikleri; yönetenlerin de eski yöntemlerle yönetemez hale geldikleri içindir.

Dinci gericilik zulmünden ve kapitalist sömürüden, baskı ve işkenceden bıkmış İran işçi sınıfı, yoksul emekçi ve ezilen halkları bu iktidara karşı ilk defa ayaklanıyor değiller. 2009'dan bu yana defalarca ayaklandılar. En son bilinen ayaklanma, Mahsa Amini ile özdeşleşen 2022 Eylül ayında başlayıp 2023 yılına sarkan ayaklanmadır. Dinci gerici diktatörlüğe karşı tekrar tekrar ayaklanan İran işçi sınıfı ve emekçi halklarının iktidarı yıkacak noktaya gelememiş olmaları, ayrı bir konudur; ama ayaklanmalar somut, gerçek olgulardır.

28 Aralık 2025'te döviz ve altın fiyatlarındaki ani ve hızlı artışı protesto eden Tahran esnafının kepenk kapatıp sokağa inmesiyle başlayan ayaklanma, hızla toplumun emekçi, yoksul kesimlerine ve diğer şehirlere yayıldı. Bu somut bir olgudur ve bu somut olgudan bir kez daha öğrenmiş oluyoruz ki, İran burjuva toplumu, dinci gerici rejimi bir kıvılcımla tutuşmaya hazır kuru bir bozkır halindeymiş. Döviz ve altın fiyatlarındaki artış, enflasyonun ani yükselmesi, İran Riyali'nin ani değer kaybetmesi, haliyle ücretli sınıfların ani yoksullaşması, bu durumu protesto için esnafın sokağa inmesi bozkırı tutuşturan kıvılcım oldu. Ayaklanma, bir kaç gün içinde Hamedan, Kermanşah, İsfahan, Meşhed, Arak, Yezd gibi önemli şehirlere yayıldı.

Ayaklanmanın gelişim çizgisi, en azından, ayaklanmanın başlangıcında ne ABD'nin ne de siyonist İsrail'in herhangi bir rolüne, etkisine işaret ediyor. Ayaklanma, tamamen İran kapitalizminin ve dinci gerici diktatörlüğünün iç çelişkilerinden doğuyor. Tıpkı, önceki halk ayaklanmaları gibi.

İkinci temel nokta: Hiçbir devrim saf biçimde, sadece belirli bir sınıfın ya da sınıfların ayaklanması biçiminde gelişmez. Kapitalizme ve sömürücü sınıfa; onun siyasal iktidarına karşı bir halk ayaklanması başladığında toplumun her kesiminden tutalım da “dış güçler”e kadar herkes karışır; ayaklanmada etkili olmaya, ayaklanmayı kendi çıkarlarının olduğu çizgiye çekmeye çalışır. Ajanlar, parayla satın alınanlar, hırsız, uğursuz, ipini koparmış, toplumun tortusu ne varsa hepsi ayaklanmacıların safına hücum eder. ABD emperyalizminin, siyonist İsrail'in sürece dahli varsa, onu da bu çerçevede değerlendirip ele almak lazım.

Emperyalistler, her zaman bir toplumda parayla satın alınabilecek, para karşılığı bayraklarını sallayacak kişiler bulabilirler, bulurlar da. Siyonist İsrail ve ABD, kendi ajanlarını İran dahil, her ülkeye sokmanın yolunu bulurlar ve sokarlar da. Ancak bu, sayıları ne olursa olsun, parayla satın alınmış, ajan ya da ajanlaştırılmış kişilerin milyonların katıldığı halk ayaklanmalarını etkileri altına alabilecekleri anlamına gelmez. Tersini iddia edenler, yaşamlarında gerçek bir halk ayaklanması görmemiş olanlardır.

Üçüncü nokta: ABD emperyalizmi ve siyonist İsrail'in ayaklanmayı başlatmak ve etkileri altına almak gibi, kendilerinde olmayan bir gücü kendilerine mal etmelerine, esasında dinci-gerici İran molla iktidarının bir itirazı yoktur. Çünkü, böylece bu iddialar sonucu, molla iktidarı halkı ayaklanmadan soğutma, tarafsızlaştırma; anti emperyalist, anti siyonist kesimi kendi saflarına çekme imkanı da bulmuş oluyor. Başka bir ifadeyle, ABD ve siyonist İsrail halk ayaklanmasının arkasında kendilerinin olduğunu iddia ederek, dinci gerici molla rejimine ve İran burjuvazisine çalışmış oluyorlar.

Dördüncü nokta: İran işçi ve emekçi sınıfları anti emperyalist, anti siyonist bilinci yüksek olan bir halktır. Üzerinden yedi ay bile geçmemiş olan 12 Gün savaşından sonra ABD'ye ve siyonist İsrail'e karşı milyonlar halinde, bombalanmayı göze alarak sokaklara çıkan halk, yine bu halktı. Böyle bir işçi sınıfının ve emekçi halkın ABD ve siyonist İsrail ajanları tarafından aldatılabileceğini, ayaklandırılabileceğini düşünmek, sadece işçi sınıfı ve emekçilere, yoksul kitlelere güvensizlik değil ama aynı zamanda, Marksizmden de bir şey anlamamaktır.

Tahran esnafının sokağa çıkmasıyla kıvılcım alan ayaklanma, önce öğrenci gençliğin, hemen arkasından fabrika işçilerinin, petrol işçilerinin, arkasından karayolu taşımacılığını temsil eden İran Kamyon Şoförleri Derneklerinin vb katılımıyla milyonların katıldığı gerçek bir halk ayaklanmasına dönüştü.

Bu, gerçek bir halk ayaklanmasıdır. Çünkü emekçi sınıfların, kapitalizm tarafından yoksulluğa itilen milyonların gerçek maddi yaşam koşullarının kötüleşmesinden; dinci gerici iktidarın baskı ve terörünün dayanılmaz hale gelmesinden, burjuva toplumun kendi iç çelişkilerinin derinleşmesinden doğmuştur. Emperyalist ve siyonistlerin bu ayaklanmayı çekiştirmeye çalışmaları halk ayaklanmasının ne içeriğini ne de ortaya çıkış nedenlerini değiştirir.

Böyle bir halk ayaklanmasında Leninist politika, proletaryanın bağımsız sınıf çıkarlarını, her türlü burjuva sınıfın çıkarından ayrı ve onun üstünde tutarak, korumaktır. Bu, her şeyden önce devrimci proletaryanın halk ayaklanmasını burjuva egemenliği, bu egemenliğin politik iktidarı olan dinci-gerici molla rejimini yıkacak, iktidarı işçi sınıfı ve emekçilerin eline verecek bir halk devrimine kadar ilerletmektir. Sosyalizme doğru ilerleyecek devrimci demokratik bir iktidarın koşulları ortaya çıkmıştır; devrimci proletarya bu fırsatı kaçırmamalıdır.

ABD emperyalizmine ve siyonist İsrail'e karşı savaş gerekçesiyle ayaklanmacıların geri çekilmesini, dinci gerici rejim ve İran burjuvazisiyle uzlaşmasını önerenlere diyeceğimiz şudur: Bugün kendi varlık koşulları nedeniyle ilerici güçlere yanaşan bu gerici dinci anti komünist rejimin dün komünizme, komünist güçlere, SSCB'ye karşı işlediği suçlar unutulamaz.

Buna karşılık, eğer sorunu dünya devrimi açısından ele alacaksak o zaman da şunu söylemeli: Dünya devrimini ilerletecek olan güç, bulduğu her fırsatta komünistleri idam eden bu dinci gerici molla rejimi değil, onu yıkarak yerini alacak bir devrimci demokratik halk iktidarıdır.

İran'da burjuva egemenlik, kapitalist toplum ve onun siyasal biçimi olarak dinci gerici molla diktatörlüğü çürümüştür, çöküş sürecine girmiştir. Bu halk ayaklanmasında olmasa bile önümüzdeki halk ayaklanmalarının birinde mutlaka yıkılacak ve İran halk devrimi zafere ulaşacak!

Arama