
Tekelci kapitalist düzenin ve ona bugün denk gelen siyasal biçimin burjuva toplumda yol açtığı çürüme, insanın dudaklarını uçuklatacak cinsten.
Burjuva toplumun her katını bir kanser gibi saran çürüme, her gün karşımıza yeni bir “rezalet” çıkarıyor. Futboldan, televizyonların haber spikerlerine, çetelerden sermaye sınıfının farklı bireylerine; rüşvetten şikeli bahis oyunlarına, zimmete para geçirmekten en usule uygun yollarla gerçekleştirilmiş soygun ve talana; uyuşturucu kullanımından en utanmaz “ilişkiler”e kadar; çürüme ve yozlaşmayı gösterecek her türlü olay var.
Bunları sayıp dökmeye gerek yok; her şey zaten emekçi sınıfların, yoksul kitlelerin, ezilen halkların gözü önünde olup bitiyor. Burjuva topluma ne oluyor böyle? Bütün bu pisliklerin, yozlukların, çürümenin böyle birden, kapağı açılmış lağım logarından fışkırır gibi burjuva toplumun her kanalından sel olup akması; burjuva toplumda en “saygın” bilinen, burjuva toplumun ve özellikle de dinci faşist iktidarın “ekran yüzü” durumundaki isimlerin olabilecek en rezil, en utanç verici biçimde karıştığı “skandallar”la ortalığa saçılması neden? Bu bir rastlantı mı?
Marx'ın, 1850'li yılların başlarında, henüz mali aristokrasinin egemen olduğu Fransa'daki bozulmayı anlattığı satırlar, gerekli değişiklikleri yapmak koşuluyla, nasıl da günümüz Türkiye'sine uyuyor; okura göstermek son derece aydınlatıcı olacak. Biz sadece Marx'ın sözlerindeki “Mali aristokrasi” yerine, tekelci mali sermaye kavramını kullanmakla yetineceğiz. İşte Marx'ın o sözleri:
“Mali aristokrasi [tekelci mali sermaye], yasaları kendi isteğine göre kabul ettirdiği, devlet yönetimini çekip çevirdiği, kurulu bütün kamu güçlerini elinde bulundurduğu, basın yoluyla ve olguların gücüyle kamuoyunu elinde bulundurduğu sürece, saraydan café borgne'ye kadar bütün çevrelerde aynı ahlak bozukluğu, aynı hayasız sahtekarlık, üreterek değil de başkasının elindekini kurnazlıkla ele geçirerek aynı havadan zengin olma susuzluğu doğuyordu. Ve asıl burjuva toplumunun en yüksek tepelerinde en sağlıksız, en yolsuz aşırı istekleri doyurma arsızlığı alabildiğine körükleniyor, ve her an, gene burjuva yasalarının kendileri ile çatışma haline geliyordu, çünkü elbette ki, dalavere ile havadan gelen zenginlik, tatmin yollarını, zevkin rezilleştiği yerde, altın, çamur ve kanın birbirine karıştığı yerde arar. Mali aristokrasi [tekelci mali sermaye], zevklerinde olduğu gibi kazanç tarzında da, lümpen-proletaryanın burjuva toplumun doruklarında dirilişinden başka bir şey değildir.”
Marx'ın sözlerinin, gerekli değişikliklerle, günümüz Türkiye burjuvazisini, yüksek sosyetesini, yönetici sınıfını mükemmel biçimde tanımladığından kuşku yok. Dalavere ile havadan gelen zenginlikten başı dönmüş, devlet/iktidar yönetiminde şu veya bu köşeyi kapmış dinci faşist iktidarın “kaymak tabakası” mankenlerle, çetelerle, beyaz kadın tüccarlarıyla, fuhuş ve uyuşturucu batağında, Marx'ın sözleriyle, “tatmin yollarını zevkin rezilleştiği yerde, altın, çamur ve kanın birbirine karıştığı yerde” arıyor ve buluyor.
Bu “havadan gelen zenginlik” yani faiz, iktidarla yakın ilişkiler sayesinde kapılan ballı ihaleler, borsa oyunlarından elde edilen milyarlar, bankalarla yakın ilişkilerin sağladığı krediler, belediyelerle kurulan yakın ilişkiler sonucu ölçüsüz arsa-rant gelirleri gibi saymakla bitmez kaynaklar (ki tekelci sermaye düzeninde burjuvazinin başlıca gelir kaynağı işte bu havadan gelen zenginliktir) burjuva sınıf küstahlığını katlanılmaz hale getiriyor. Örneğin, emekçi sınıflar en temel geçim araçlarını dahi bulamaz, çocuklarını okula aç gönderirken; emekliler yaşama tutunmak için birbirlerine sığınırken asalak bir burjuva, yüzmilyonlarca geliriyle (Ali Sabancı) geçim sıkıntısı çektiğini, emekçi sınıfların gözlerinin içine baka baka söyleyebilmektedir.
Tekelci kapitalizmin günümüzde varmış olduğu aşamada, zenginliğin dalavere ile havadan gelmesi; ve bu zenginliğin tatmin yollarını Marx'ın tanımladığı biçim ve yerde araması sadece Türkiye burjuvazisine, yönetici tabakasına ve etrafındaki asalak çepere özgü değildir. Bu esas olarak, mali sermayenin, banka sermayesinin, spekülasyonla para kazanmanın asıl yol ve yöntem haline geldiği bütün kapitalist ülkeler, özellikle de emperyalist ülke burjuvazisi için geçerlidir.
ABD'deki Jeffrey Epstein vakasına bakın. Küçük kız çocuklarının Türkiye dahil dünyanın dört bir yanından toplatılıp cinsel istismar için bir adaya götürüldükleri o mide bulandırıcı skandala kimler karışmamış ki emperyalist dünyanın efendilerinden..! Trump'tan tutun da Obama, Clinton, İngiliz prensi Andrew, eski bir siyonist yöneticiye kadar ABD Başkanları, İngiliz prensleri, siyonist bakanlar, sinemacılar, mankenler, para babaları vb vb. Jeffrey Epstein'in ABD zindanlarının birinde, her biri dolar milyarderi olan bu asalakların onay ve izniyle öldürülmesi, “altın, çamur ve kanın” birbirine nasıl karıştığına çarpıcı bir örnektir.
Elbette bütün bunlar dünya emekçi sınıflarının gözleri önünde olup bitiyor. Burjuva sınıf egemenliğinin çürümüşlüğünü, insanlık dışı bir hal alışını, “elit kesim” diye çalım satanların esasında lümpenlerden başka bir şey olmadıklarını görüyor ve bilincinin bir tarafına not ediyor. Burjuva toplumun doruklarında işte bu lümpenler oturuyor.
Burjuva toplumun bu değişimi, onun tüm yaşam kaynaklarının kuruduğuna, bir tarihsel üretim biçimi olarak, kapitalizmin yolun sonuna geldiğine kanıttır.
Burjuva toplum, Türkiye'de ve dünyanın dört bir yanında çürüyor. Bu çürüme, aynı zamanda emekçi sınıfların burjuva düzeni bir devrimle yıkıp tarihin çöplüğüne atması için gerekli koşulların olgunlaştığı anlamına geliyor.
Sosyalist toplum, çürüyen tekelci kapitalist toplumun tüm pencerelerinden bize bakıyor.