
Haftalardır bütün dünya “ABD İran'ı vuracak mı” diye merak ve endişe içinde bekliyor. ABD emperyalizminin sınırsız saldırganlığını ve sıradan bir hayduttan farkı kalmadığını artık herkes görüyor ve kabul ediyor.
Dün Venezuela'ya düzenlediği alçak bir saldırıyla Venezuela Cumhurbaşkanı Maduro ve eşini tutsak edip ABD'ye kaçırdılar. Arkasından Grönland’ı istediğini ve şu ya da bu yolla ama mutlaka alacağını, kendi topraklarına katacağını ilan ettiler. Kanada'yı kendi eyaleti yapacağını açıkladılar. Elbette Küba'yı unutmuş değillerdi ve asıl hedefleri de oydu. Sözün kısası ABD, özellikle Trump dönemiyle birlikte, dizginlenmemiş bir saldırganlık içine girdi.
ABD emperyalizminin saldırgan olmadığı, herhangi bir ülkeyle savaşmadığı yıl, hatta ay var mı diye sorulabilir. Evet, Kızıl Ordu'nun faşizmi ezmesiyle sonuçlanan 2. Emperyalist Dünya Savaşından bu yana, savaşsız geçirdiği gün bile yok. Bu bir olgu. Yine de, saldırganlıkta günümüz kadar pervasızlaştığı bir dönem yok ya da daha ihtiyatlı konuşmak gerekirse, zor bulunabilir.
Bu saldırganlığı Trump'ın karakteri, öngörülmezliği, aç gözlülüğü vb vb ile açıklamaya meyilli çok sayıda kişi, çevre, parti var. ABD'nin sınırsız, dizginlenmemiş saldırganlığında kişilerin rolü olsa da, bir emperyalist devletin dış politikasını kişilerin özellikleriyle açıklamak, son derece sığ bir yaklaşımdır. Bu tür düşünce/analiz yöntemleri bilimsel değil ve ancak gerçeğin bir yanını, üstelik önemli olmayan yanını açıklar.
Doğru yöntem, bir emperyalist devletin ya da emperyalist devletler grubunun saldırgan dış politikalarını çağın genel koşullarıyla açıklamaktır. ABD emperyalizminin şimdi tanık olduğumuz, Venezuela'dan İran'a, Küba'dan Grönland'a kadar, dünyanın her tarafına yayılmış saldırganlığının doğru bilimsel açıklaması çağımızın genel koşullarının temel alınmasıyla yapılabilir.
Büyük Ekim Devrimi’yle başlayan emperyalizmin çöküş ve proleter devrimler çağı derinleşerek, günümüzde toplumsal devrimler çağına evrilmiştir. Bu çağda emperyalist kapitalist sistem, varlığını artık sürdüremeyecek noktaya gelmiş, dünya işçi sınıfı ve ezilen, sömürülen emekçi halkları dünyanın her tarafında ayaklanmalarla, devrim girişimleriyle yüzyılımızı “ayaklanmalar ve toplumsal devrimler yüzyılı”na çevirmişlerdir.
ABD öncülüğündeki emperyalist devletler, dünya işçi sınıfının ve emekçi, ezilen halklarının emperyalizme ve kapitalizme bu saldırısını küresel bir iç savaşla karşıladılar. Çeyrek asırdır süren küresel iç savaşı kazanma amacı, emperyalist devletlerin tüm politikalarına damgasını vurdu.
Çağımızın bu genel koşulları, başta ABD olmak üzere emperyalist devletlerin sınırsız, hiç bir kural tanımayan, dizginlenmemiş saldırganlığının temelidir. Dolayısıyla bu saldırganlık, günümüzde bir rastlantı, bir istisna, kişilerin ya da partilerin tutumundan doğan, genel ve tipik olandan bir sapma değil; emperyalist kapitalist sistemin hayatta kalma refleksinin sonucudur.
Bugün İran'a, yarın Küba'ya, öbür gün önceden öngöremediğimiz bir ülkeye yapılabilecek saldırının temelinde işte bu nedenler yatıyor. Görüldüğü gibi ABD emperyalizmi, bu saldırgan dış politikasını güçlü bir konumda olduğu için değil, aksine, hayatta ve ayakta kalma çabasının bir parçası olarak hayata geçirmeye çalışıyor.
Genel olarak emperyalist devletler, özel olarak ABD emperyalizmi sadece kendi toprakları dışındaki dünya işçi sınıfı ve emekçi halkları tarafından değil, bizzat kendi topraklarında “kendi” işçi sınıfları ve emekçi halkları tarafından da bir iç savaş ve toplumsal devrim tehdidiyle karşı karşıya bırakılıyorlar. ABD emperyalizmi, her bir kaç yılda bir tekrarlanan iç savaş dalgalarıyla karşı karşıya.
Bundan yaklaşık altı yıl önce, Joe Biden’ın Hazine Bakanı olarak seçtiği Janet Yellen “Tarihi bir krizin içerisindeyiz” diyerek, bu tekrarlanan iç savaş dalgalarını haber veriyordu. George Floyd'un katledilmesinin tetiklediği “Black Lives Matter” ayaklanmalarını herkes hatırlar. Bu ayaklanmaları sayısız grev ve gösteri izledi. Şimdi ise, Minnesota ayaklanmaları düzeni sarsıyor ve ABD'yi bir kez daha iç savaşın yeni bir dalgasıyla karşı karşıya bırakıyor.
Durumun ciddiyetinin anlaşılması için şu haberi aktarmak yerinde olacak:
“Arizona Başsavcısı Kris Mayes geçen hafta, aktivistlerin kendilerini tehlikede hissettikleri takdirde ICE ajanlarına ateş etmelerinin haklı gerekçesi olabileceğini belirtirken, New Hampshire'daki bir Episkopal piskopos da din adamlarına 'vasiyetnamelerini yazmalarını' ve 'yeni bir şehitlik çağına' hazırlanmalarını söyleyerek tartışmalara yol açtı.” Elon Musk ise, “İç Savaş 2.0'ın halihazırda başladığını kabul etmenin zamanı geldi” diyerek, varlığının kabulü gecikmiş bir olgunun altını çizmiş oldu.
Emperyalist kapitalist sistem ve bununla birlikte ABD emperyalizmi dünya işçi sınıfı ve emekçi halklarının yıllara yayılan ayaklanmaları sonucu, bir çöküş, hegemonyalarını yitirme durumuyla karşı karşıyalar. Kısaca, emperyalist hegemonya çöküyor. Bu çöküş, emperyalizmi, her yerde, kendini savunmak ve elde olanı korumak için sınırsız ve kuralsız bir saldırganlığa itiyor.
Dış politika, iç politikanın kaçınılmaz devamıdır. ABD emperyalizmi -ve diğer emperyalist devletler ABD'den geri kalmamak koşuluyla- küresel bir iç savaşın içindeler. ABD ve diğer emperyalist devletlerin bir istisna olarak değil, bir kural olarak her yerde faşist hareketleri desteklemeleri, kendi topraklarında demokrasinin geri kalan kırıntılarını dahi ortadan kaldırma eğilimleri çağımızın bu koşullarının ürünü olarak kabul edilmeli.
ABD bugün İran'a, yarın Küba'ya, öbür gün Grönland ya da şimdiden öngöremeyeceğimiz bir başka ülkeye saldıracak mı? Bu sorunun yanıtı, Trump'ın “öngörülemez” kişiliğine, “ahmak” ya da “hödük” olmasına bakılarak yanıtlanamaz. Bunu en başta ABD içindeki sınıf savaşı; dünya burjuvazisi ile dünya proletaryası ve emekçi halkları arasında iç savaş biçiminde süren sınıf savaşı, ve en nihayetinde ABD içinde farklı tekel ve emperyalist mali sermaye gruplarının izleyecekleri politika belirleyecek.
Ama şu kesin: Tarihsel varoluş koşulları ortadan kalkmış bir toplumsal sistemi hiç bir zor ilahiyane ayakta tutamaz. Toplumsal devrimlerle komünizme geçiş çağı gelip kapıya dayanmıştır.