Kocaeli Dilovası, mahalle içinde bir işletme 6 kadın işçinin ölümüyle sonuçlanan bir iş cinayeti ile adını duyurdu. Çalışanlar ya 18 yaş altı ya da 60 yaş üstü kadınlar, elbette üretim kayıt dışı. Ne sendika var ne sigorta, pek bilinmeyen bir marka adıyla muadillerine göre apaçık fahiş fiyattan internet üzerinden satış yapılıyor. Bir önceki yıla göre cirosu 60 kat artmış.

Yıllar boyu iş kurumundan 10 metre uzakta ruhsatsız çalışabilme ve muazzam ciro artışları gibi alışılmadık becerilerin perdesi aralandığında koyu ve engin bir karanlıkla karşılaşıyoruz. Böyle felaketlerde artık rutin hale geldiği üzere, firmanın hem yerel yöneticilerle hem de bakanlıklar düzeyinde iktidarla içli dışlı olması şaşırtmıyor, tıpkı firma sahiplerinin geçmişte uyuşturucu pazarlaması ile suçlanmaları gibi.

Bu durumda ortaya çıkan felaketi, dinci faşist iktidara özgü gibi sunulan bir mafyatik sömürü düzeniyle açıklamak en kolay olan, en kolay yutulan zokadır; zokayı yutan herkes, aynı kolaylıkla bugünün muhalif görünen tekelci düzen partilerine aklama tuzağına düşebilir. Oysa bu karanlık vahşet tablosu, dinci faşist iktidarla sınırlı kalmayan, emperyalist merkezleri içine alan ve tam ilhakı yaşayan bağımlı ülkelerin tekelci düzeninde bulunan bir “finans mimarisi” ile yakından alakalı. Öyle ki tekelci egemenlik ortadan kalkmadan, bu yapıya en sol ve halkçı geçinen partiler bile dokunamaz. Aksine bu mafyatik yapıyla tam işbirliği içinde olmak, düzenin tüm renkten partilerinin kaçınamayacağı bir görevdir.

Bu karanlık vahşet perdesini aralamak için Dilovası cinayeti ile hemen aynı günlerde gazete manşetlerine taşınan bu habere bakmak gerekiyor. Manşet konuya doğrudan giriş niteliğinde: “Mafya düzeninde Türkiye 10. sırada”...

Sıralamayı yapan araştırma grubu pek çok endeksi bir araya getirip, ülkeleri mafyatik düzen sıralamasına yerleştirmiş. Örneğin kullanılan endekslerden birisi, emperyalist mali oligarşinin tam ilhakının önünü temizlemek için bolca empoze ettiği “kamu malları üzerinde zimmet” gibi bir sıralamayı esas alıyor ve bu kritere göre, askeri cuntanın ekonomiyi kontrol altında tutup işbirlikçileri kapı dışarı eden Myanmar var listenin bir numarası. Bir başka endeks, “terörün finansmanı” yani Pentagon’un en sevdiği savaş gerekçesi ve Hizbullah sayesinde Lübnan, listenin en üst sırasına yerleştirilmiş. Uluslararası rakip tekeller tarafından maden ve petrol sahaları fiilen işgal edilmiş özel ordu ve çetelerce korunan Demokratik Kongo ve Nijerya da, ilk 10’daki sıralamada yerlerini almışlar.

Emperyalist ülkelerin yoksul ülkeleri suçlamak için sıkça kullandığı bu empoze edilmiş kriterler bir yana konulursa, listede küresel emperyalist düzenin mafyatik yapısını deşifre eden 3 ülke öne çıkmış oluyor: Kolombiya Meksika ve Türkiye... Uyuşturucu kartelleri için üç cennet. Ve emek için de üç cehennem...

Larry Allen, "Keseden Bankaya Tezgahtan Borsaya" isimli kitabında dikkat çekici bir tespit yapar: "ABD'nin ihraç ettiği mallar listesinin başında, daima 100 dolarlık banknotlar yer alır” (Aktaran Setenay Berdan, Kapitalizmin Sonu, Sf 250) Banknotların “kaynağı belirsiz para” olarak 1980'lerde Latin Amerika'da, 90'larda Rusya'ya ortaya çıkışını işler ve sonunda ucu Washington'a uzanan dehşet verici trafiğin ardındaki gerçek ilişkileri şu sözlerle de şifre eder: “Para çıkışı Amerikan vatandaşları ve diğer ülke vatandaşları arasında bir karaborsa ya da yasa dışı ticari ilişkilerin varlığına işaret etse de, Amerika hazinesi için göz ardı edilemeyecek bir avantajı da barındırır. Amerikan hazinesi piyasaya sunulan ve yabancı yatırımların finansal varlık olarak ellerinde tutmayı tercih ettikleri 100 dolarlık banknotlardan sıfır faizle borç almış olur” (age. Sayfa 251). Pişkinlik ve ikiyüzlülüğün korkunç karışımı içindeki Allen, 100 dolarlık banknotları nakit olarak çantalarında taşımayı “tercih edilen yabancı yatırımcıların” aslında kara para trafiğine yön veren uyuşturucu kartelleri olduğunu okuyucusundan gizleyemez.

Kolombiya, ABD'nin bu kıtadaki karşı devrim üssü olma özelliğinin yanı sıra, L.Allen’in açıkladığı gibi, ABD hazinesinin açıklarını kapatmak gibi özgün bir rolü de üstlenmiştir. Dünyada fiyatı dolar üzerinden belirlenen ve bu sayede dolara “dünya rezervi” özelliği kazandıran 3 önemli meta şunlardır: Doğalgaz, petrol ve uyuşturucu. Özellikle üçüncüsü, dolar banknotların nakit biçiminde akış yönünde damgasını vurur ve bu üç meta, uluslararası karteller tarafından paylaşılan ve rekabete karşı korunan bir piyasaya sahiptir.

Peki ama ABD cari açığını kapatmak için neden kendi bastığı banknotu kara para haline getirir? İki nedeni var: birincisini Allen açıklar, kaynağı belirsiz “net hata noksan” kaleminde hazineye dönen para, diğerlerinden farklı olarak sıfır faizli borç kalemidir. İkincisi uyuşturucu ve diğer insanlık dışı ticaretin yarattığı muazzam kar oranıdır. Bu hesaplamaya göre bu oran % 6000'dir. Yani basılan her 100 dolarlık banknot, kara para olarak 600 bin dolarlık borç servisini harekete geçirir.

Bu inanılmaz kar oranlarını korumanın önde gelen koşulu, çok daha azı için birbirinin gözünü oymaya hazır sermaye gruplarının bu alana hücum etmesini önlemektir. Bu görev, adliye ve polis teşkilatlarına düşer. Bir ucu Washington'daki hazine ve FED’e, diğer ucu bağımlı ülkelerin Merkez Bankası ve hazine kasalarına çıkan otoyolun istenmeyen yolcuları, onlarca yıllık ağır hapisle cezalandırılır. Bu açıdan dünyanın bütün narkotik şubeleri, merkez bankalarının “net hata noksan” kaleminde toplanan kara para trafiğinin kayıt ve denetim elemanları gibi çalışırlar.

Geçen yüzyılın son çeyreğinde Kolombiya, ABD için bu kara para trafiğinin kaynak noktası işlevini gördü. Fakat 2001 NASDAQ çöküşüyle ABD-FED, muazzam miktarlarda para basmak zorunda kalınca, Kolombiya bu yükü tek başına kaldıramadı Her şeyden önce, Kolombiya uyuşturucu kartellerinin eline bırakılamayacak denli bir büyük bir para vardı orta yerde. Yani yönetim daha organize olmalıydı. Aynı yıl ABD kendi açısından 3 Dünya Savaşı'nı başlattığında, işgal edileceklerin liste başında Afganistan olmasının çok güçlü bir nedeni vardı: Uçsuz bucaksız Afyon tarlalarını tekelini almak. Böylece Afganistan, sonraki 15 yıl boyunca dünya uyuşturucu trafiğini %90'ının kaynak noktası haline geldi. Üstelik kaynakta suyun başını tutan uyuşturucu kartelleri değil, NATO idi. Bölgenin uluslararası Bagram Havalimanından kalkan uçakların güzergahı, bu trafiğin akış yönünü oluşturdu. Coğrafi yakınlığı ile Ukrayna ve Türkiye, tüm Avrupa pazarının toptancıları olarak öne çıktılar. Meksika ise Amerika kıtasının muazzam uyuşturucu pazarının kontrol noktası haline geldi.

Yakın zamana dek, kara parayı aklama işlemleri, temizlenecek miktar yükseldikçe masrafları da katlayan bir dizi girişimi gerektiriyordu. Yeterince büyük bir kumarhane, şatafatlı oteller, bir futbol kulübü satın almak ya da bir araba kiralama zinciri kurmak gibi.

Geçen 10 yılda bu manzara iki noktada değişime uğradı. Birincisi sentetik uyuşturucunun önemli bir pazar payını ele geçirmesiydi. Böylece koka ve afyon ekimine bağlı coğrafi tekel kırılmış oldu. Basit atölyelerde bile üretilebilen sentetik uyuşturucu, kartellerin % 6 bine varan kar oranlarını aşağıya çekti. ABD astarı yüzünden pahalı gelmeye başladığından, Afganistan'ın uçsuz bucaksız Afyon tarlalarını neredeyse bir gecede terk etti.

Bir başka gelişme, kara para aklama operasyonlarının ucuzlaması, kolaylaşıp yaygınlaşması oldu. İnternet üzerinden satışlar, kripto para piyasaları, sanal kumar ve bahis çeteleri artık çocukların bile kolayca dahil olabildikleri borsa spekülasyonları ve benzeri bu iki gelişme, % 6000’den epey aşağı yuvarlanan karları, bu kez hızlanan sirkülasyonla telafi etme imkanı doğurdu. Düşen karları, simülasyonu hızlandırarak telafi yolu, kara para trafiğinin içinde yer alan işletmelerdeki koşulları olağanüstü ağırlaştırdı.

İşte adı sanı duyulmayan bir parfümün fahiş fiyattan internette satışı yapılırken, bu parfümü üreten emekçilerin neden özenle seçildiğini, nasıl aşırı ve kayıt dışı çalıştırıldığının özeti, Washington'dan Dilovası’na uzanan bu karanlık köprünün özetidir. Dinci faşizm, cari açığı dengelemek için, her sene ortalama 10-15 milyar dolarlık “net hata noksan” kalemine ihtiyaç duyuyor ve tam ilhakı yürüten emperyalist kapitalist düzen içinde kaldıkça, başka herhangi bir partinin iktidarı bu ihtiyacı değiştirmez, onu karşılama yöntemini de. Çünkü bu mafyatik trafik, buraya özgü değil, küresel ölçekte.

Dilovası katilleri, bu ihtiyacı karşılayan ağda yer alan binlerce aktörden sadece birisi. Daha büyük aktörler çoktan holdingleştiler. Bu ağda yer alan işletmelerde kara para aklama kapasitesi gerçek maliyetler ile açıklanan ciro arasındaki farka dayanır. Yüksek sirkülasyon hedefi ve aklıma operasyonuna katılan aktörlerin rekabetinin yoğunluğu, bu gibi şirketlerde maliyeti en aza indirme yarışı başlatmıştır Bu yüzden kendi haklarını koruma konusunda en zayıf halkayı temsil eden emekçiler, 18 yaş altı ve 60 yaş üstü kadınlar, fahiş fiyata satıldığı ilan edilecek ürünleri üretmek üzere seçilirler. Bu yaş grubu kadın emekçiler, genelde evin geçimini sağlayan erkeklere ek olarak ekonomik kriz yüzünden evlerinden çıkıp çalışmak zorunda kalırlar. Asıl hedefleri, “geçimini sağlayan erkeğe ek gelir” olduğu için, kendilerini geçici işçi sayarlar. Bu “geçicilik” ikliminde olağanüstü ucuz emek çok daha kolay elde edilir.

Devrimci proletarya açısından, Dilovası'ndan Washington’a uzanan bu köprü, “kriminal” bir sorun değildir. Bu vahşet köprüsü, emeğin koşullarını “sıfır” noktasına itelemenin manivelalarından biridir. Cari açık yükseldikçe, kara para sirkülasyonu yoğunlaşır, bu sirkülasyon giderek daha fazla kayıt dışı üretim alanları yaratır. Hem üretim alanında, hem onun dışında -yani sermaye ile iç içe geçen mafya gruplarıyla- emek iki kez baskı cenderesine sokulur.

Bu karanlık perdeyi yırtmanın yolu, tek tek ya da toplu, bu mafyatik bozuntulara karşı savaş açmak değildir, onlar gider başkaları gelir. Çünkü onlar olduğu için kara para trafiği yoktur, bu trafik olduğu için onlar vardır. Bu karanlık yapı, tekelci düzenin ayrılmaz bir parçasıdır. Onu topyekün havaya uçurmayı hedeflemeyen, önünde sonunda onun bir parçası olur. Bu gerçek, her fırsatta “sermaye dostu” olduğunu ilan eden, ama sol reformizmin “toplumsal muhalefet” çatısında saydıkları CHP için, en az dinci faşizm kadar geçerlidir.

Umut Çakır

Arama