< Kırıntıları Değil Dünyayı İstiyorlar

Avrupa sokakları yanıyor. İşçilerin Fransa'da 2027 bütçe kesintilerine karşı ateşlediği eylemler, gençlik hareketini, yeni bir dünya özlemi ve isteği duyan üniversitelileri, liselileri, genç kadınları sokaklara itti. İspanya’da barınma krizine karşı başta Puerta del Sol Meydanını zapteden binlerce genç eylemini ülke geneline yayarken, Fransa’da lise ve üniversiteliler okullarını kitlesel eylemlerle işgal ediyor, polisle çatışıyor. Bu dalga şu an Belçika'daki gençlik kesimlerini de etkisi altına alıyor.

21. yüzyılın başlangıcından bu yana sayısız kitle hareketi ve isyan dalgasına tanıklık eden insanlık, kapitalist uygarlığın çöküş alametlerinin en çok gençliği etkilediğini, yıkıma uğrattığını bilince çıkartıyor. Eylemler başlar başlamaz, emek hareketi tarafından selamlandı. İşçiler, gençliğin güncel taleplerine dört bir koldan destek açıklamalarını sözlü ve eylemsel olarak ortaya koydu.

Her kitlesel hareket yükseldiğinde niteliği, durumu, gidebileceği yer, ara durakları veya politik içeriği çeşitli biçimlerde ele alınır. Ancak artık tekil bir eylem dalgasından veya müstesna bir olaydan bahsetmiyoruz. Milyonlarca insanın iradesinin bir bileşke olarak, sistemin duvarlarına çarpıp onu aşındırdığı ve muazzam bir gelişkinliğe ulaşmış üretici güçlerin, kapital üretim tarzından doğan üretim ilişkileri ve bunun yansıması olan özel mülkiyet düzeni ile çelişkileri derinleştirdiği bir dönemeçteyiz. Haliyle emekçi gençler ve geleceğin emekçileri olacak olan öğrenci gençlik her yerde ileri fırlıyor. Dünyanın birçok yerindeki eylem dalgasında savaşımın en önünde, kendi istek ve arzuları ile koşan gençler, sadece bugünü değil yarını da kazanmak istiyor.

Emperyalist kapitalist dünya, müsebbibi olduğu sosyal-ekonomik yıkımın, savaşların sosyal ve insani çöküşün faturasını gerçeğin omuzlarına yüklüyor. Bugünkü toplumsal gelişkinlik düzeyinde gençlik, sadece parçası olduğu dar-yerel toprak parçasının, ülkenin değil, hatta tek başına ulusunun da değil dünyanın sosyal insanı olarak hareket ediyor. Dünyanın yapay sınırları ile baştan sona bölünmüş olması gerçeği, bu ruh halini daha da tetikliyor.

Dünyanın bir yerinde olan teknolojik iktisadi gelişim, bir diğerini çok hızlı etkilerken, bu etkileşim her zaman olumlu anlamda işlemiyor. Muazzam boyutlarda toplumsallaşmış bir üretime sahip olsa da, bu üretimin ürünlerine sermaye sınıfının bireysel el koyuşu, halk yığınlarını ve en çok da bu üretimin tüm güzelliklerinden ve fırsatlarından faydalanmak isteyen gençlerin hayallerini suya döküyor. Gençlik, insana özgür bir dünya isterken ve sömürünün çarklarında emperyalist-kapitalist dünyanın gericiliğinde debelenip dururken, sosyal patlama momentlerinde gençlik kitleleri öne çıkıyor. Sömürü çarklarının dişlileri, en çok gencecik bedenleri ucuz iş gücü olarak yutuyor.

Ne okuyan, ne de kapitalist istihdam piyasalarında yer alan milyonlarca “ev genci”nin, bu iktisadi ilişkiler ile bir yere varılamayacağına kanaat getirmiş olan, düzenden özlem ve istemlerini karşılayamayacağına ikna olmuş olan gençlik yığınlarının öfkesinin yansıması sokaklardaki eylemlerde kendini gösteriyor. Çoğu genç insana göre savaşlar, sosyal yıkımlar, bir avuç zenginin bir bütün servete el koymasının yarattığı adaletsizlik, dünyanın daha “tekinsiz” ve güvenilmez, geleceğin daha belirsiz olması bu tavrı perçinliyor.

Emperyalist dünyanın en gelişkin merkezlerinde dahi bu durumdan yaygın olarak söz edebiliyorsak, emperyalizmin tam ilhak politikaları ile yıkılmış bağımlı ülkelerin halini varın siz düşünün!

Ruhsal bozuklukların, bunalımların, depresyonların, duygu-durum bozukluğunun, kaygı bozukluğunun, dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorunlarının 14-24 yaş arasında çok yüksek oranlara vararak intiharları tetiklemesi bir rastlantı değil. Toplumsal çürüme en çok gençliği etkisi altına alıyor. Yoksulluğun, açlığın, eşitsizliğin, vb. bu ruhsal ve duygusal bozuklukları tetiklediğini belirtmekte fayda var.

İnsani yalnızlaşmanın genç kadın ve erkekler arasındaki ilişkilerin dijitalleşmesi ile daha da derinleştiği bir dünyada, sosyal insanın istek ve özlemlerine ters düşen bir muhteva ortaya çıkıyor. Nitekim yapay zekanın insanlığın gelişim düzeyini göstermesine rağmen, bu uygulamaların hem gençler arasındaki ilişkilerde, hem de akademik yaşamda türlü hatalı yaklaşımlara, hilelere, özgür hissetme ve düşünmeden uzaklaşmaya doğru bir eğilim söz konusu.

Gençliğin bütün yetenek ve kapasitesinin kapitalist piyasaya bir yatırım portföyü olarak görülmesi, tüm bu belirttiğimiz kapasitesini böyle yönetmek zorunda kalıyor olması, yetenek ve arzularını piyasaya sürülebilecek metalarmış gibi şekillendirmek zorunda kalışı, ama en çok da bu dijitalleşmiş dünyada pek çok uyaran ile beynin hep daha fazlasını zorlaması, gençlik kitlelerinde bir bunalım-buhranı tetikliyor, ciddi bir öfke biriktirmesini salık veriyor.

Gençliğin gelecekten beklediği ile bugün yaşamak zorunda kaldığı, birbiriyle ciddi oranda çelişmektedir. İşte sınıfının geniş bölüklerini oluşturan, yarının potansiyel işçilerini oluşturacak bu yığınsal öfke, kendine birçok yerde akacak kanal buluyor.

Gençliğin içine itildiği bunalımın sebebi asıl olarak kapitalist dünyanın artık sunamadığı, yoksun bıraktığı hayallerini gerçekleştirmesine engel olduğu maddi yaşam koşullarıdır.

Yeni bir dünyayı tahayyül eden kapitalist özel mülkiyetin duvarlarını parçalayıp, geleceği kazanmak isteyen bir gençlik var önümüzde. Bugün Fransa, İspanya, Belçika'da dün Taksim, Saraçhane ve 18 Mart Ayaklanması sürecinde sokağa çıkan, sokağın inisiyatifini ele alan gençlik yığınları, özgür bir geleceğin kapısını aralamak istiyor.

Ancak tek başına gençliğin kurduğu ağ tipi örgütlenmeler yetmiyor. Bu hareketin, işçi hareketiyle daha güçlü organik bağlara, programatik bir devrimci önderliğe ihtiyacı var. Sosyal insanın ulaşmış olduğu gelişkinlik düzeyi, bugünün kendi halindeki öfkeli liselilerini sokağın “generalleri” yapıyor. Emperyalist kapitalist dünya, bütün kurumlarıyla, iktisadi ve maddi ilişkileri ile çökerken, geride bıraktığı enkazı, gençlik artık sırtlamak istemiyor. Gençliği kazanan, geleceği de kazanacaktır ibaresi, bugün geleceği olmayan bir sınıfın gençliği nasıl yitirdiğini, tarihin bu katıksız belgisini bir kez daha kanıtlıyor.

İşçi sınıfı, yarının iktidar mücadelesinde önderlik ederken, gençlik yığınlarının özlem, istek, hayal ve arzularını kendi kurtuluş bayrağına yazarak, gençliği yanına kazanabilecek.

Kırıntıları değil geleceği ve insancıl bir toplumu tahayyül eden gençliğin inisiyatifi, yüreklice çarpışması hareketi ileri taşıyan bir olgudur.

Sosyal hareketler birbirine öğreterek ve birbirlerinin deneyiminden dersler çıkararak, yoluna devam ediyor. Korku duvarları artık tuzla buz olmuştur.

K.Taylan Kızıldağ

Arama